O

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 00:49

26

Bu yazıya giriş cümlesi bulamadım. Bir şeyler anlatmak istiyorum sadece. Belki birilerine klişe gelecek, belki fazla arabesk belki fazla bir şeyler bir şeyler. Bilmiyorum artık ne anlarsınız ama sadece anlatmak istiyorum.

Bundan 5 yıl önce hayatıma biri girdi. Öyle aniden, garip bi biçimde. Ama öyle bir girdi ki sanki hayatımın bundan sonrasında hep yanımda olacakmış gibi hissettirdi.

Daha sonra bu "hissettirdi"ler "hissettim"e daha sonra da "hissettik"e dönüştü. Hayatımın en güzel anlarını yaşattı bana. Tamam herkesinki başkadır da bizimki gerçekten bambaşkaydı.

Sonra ayrı gayrı düştük. Kalbinin birlikte attığı insanın yanında olamaması, onun yüzünü istediğin kadar görememek, ellerine dokunamamak kadar kötü bir şey var mı? Yoktu işte. Bitirdi bizi uzaklık.

Bitirmedi aslında.

Sadece insani zaaflarımıza yenildik. Zaaf dediysem öyle aldatma, yalan gibi şeyler gelmesin sakın aklınıza.

Biz çok seviyorduk, fazla seviyorduk, yüzüne bakınca sevgiden ağlayasınızın geldiği biri girdi mi hiç hayatınıza?

"Hayatta yapmam ben bunları, ben şuyum ben buyum" diye böbürlendiğiniz şeyleri bir bakışıyla size yaptıran biri girdi mi hiç?

Sadece sarıldığınızda tüm dünyanın bir metrekareye sığabildiği biri peki?

Biz öyleydik. Tüm dünyayı o 1 metrakereye sığdırmışken "Özlemek" zaafımıza yenildik.

Yenilmedik aslında.

Sonra son iki yıl geldi. Kabus gibi. Gibi değil aslında.

Siz hiç huzurunuzu kaybettiniz mi?

Koyvermek üzereydim. Dağıldım, bittim. Karakterim değişti, neşem gitti.

Aslında bir şey diyim mi size. Boşuna konuşuyorum ben.

Ben nasıl anlatayım ki şimdi size ona baktığımda içimde hissettiğim şeyi, kalbime döktüğü kaynar suları, bana bakışını, bana bakmayışını, elimi tutuşunu, onsuz iki yılı, onunla geçirdiğim onsuz iki yılı, onsuzluğa nasıl dayandığımı, ona yeniden kavuştuğumu sanıp da kavuşamadığımı, ona artık gerçekten kavuştuğumda tüm vücudumun içine dökülen kaynar şelaleyi..

Siz hiç sizi deli gibi seven birini deli gibi severken aynı kalbi ayrı ayrı...Bakın olmuyor, anlatamıyorum.

Bir şeyler anlatmak istiyorum dedim ya en başta, vazgeçtim ben. Anlatamam bunu. O'nu cümleye dökecek kadar yetenekli değilim ben.

Huzur Arası 2

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 23:20

5

Selamlar.

Bakın bu sefer "Uzun zamandır yazmıyordum" diye başlamadım. Ama yazı da olmayacak bu; kaçak güreşiyorum bugün. Sadece şarkıyı paylaşıp gideceğim.

Ben bu ara pek kendimde değilim. Aslında kendime geldim ben. Ama kendime gelmeyeli o kadar uzun zaman olmuş ki sarhoş gibiyim şu an.

Neyse yazasım yok benim. Nasıl olsa yazarım bi ara merak etmeyin. Sadece şarkıyı dinleyin şimdilik. Maksat haftanın şarkısı es geçilmesin. Pek güzel olmuş hem. Sondaki "Don't Panic" de cabası.



Yarın Kısa Kısa 14.

Otobüs Sinefili

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 16:03

13

Efendim eski takipçiler bilir ki bu blogu sinema odaklı yazılar yazmak için açmış, daha sonrasında da bi şekilde şimdiki formatına dönüştürmüştüm.

Zaten kısa bir zaman öncesine kadar ciddi anlamda sinemayı takip eden, vizyona giren filmlerden tut da Polonyalı genç sinemacılardan, İran, Bollywood, Uzakdoğu'ya kadar arşivler yapan bir adamdım. Amma velakin son 1 yılda Kamil Koç, Pamukkale, Nilüfer Turizm diye ayırmaya başladım izlediğim filmleri. Sinemada patlamış mısır bile yenmesinin filme saygısızlık olduğunu düşünürken artık bir elimde topkek diğerinde Fanta ile izliyorum filmleri.

O festival senin bu festival benim diye dolanırken, yazıhanaler arasında mekik dokumaya, sinekartlarla, gençturkcell fırsatlarıyla bilet alırken Kamil Koç Yolkart kullanmaya başladım. 

Yani tek bir cümle ile özetlemek gerekirse ne acıdır ki ben artık bir Otobüs Sinefili'yim.

Bu acı ama gerçek durumu da bir fırsata dönüştürüp en azından sinema yazılarına dönmek içinse şimdi sizlere şu dönemde yaptığım yolculuklarda izlediğim filmlerle ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum efendim.

İncir Reçeli 

Öncelikle ben bu filmi uzun süre izlemekten kaçtım. Onun da nedeni bu Halil Sezai denen adamın hakkaten de hoşuma giden ağlak şarkılarının etkisi idi. Fragmanında falan görüp edindiğim izlenimle bu film o dönemde beni kötü anlamda etkileyecek, dokunacak bir filmdi. En azından şarkıların bende bıraktığı izlenim buydu. 15 gün önce yaptığım Ankara yolculuğunda ise "Kaçmayayım artık şu filmden" diyerek play tuşuna bastım.

Basmaz olaydım efendim.

Allahaşkına bu ne klişedir, bu ne saçmalıktır, bu ne itici bir filmdir. Bırakın duygusallaşmayı, ailenizin romantik popçusu gibi hissettiğim şu dönemde bile bu film yüzünden kendimi taş kalpli bir insana dönüşmüş buldum.

Her şeyden önce bu nasıl itici oyunculuklardır. Halil Sezai o tripler ne allahın cezası. Ne o havalar. Artis misin oğlum sen?

O Melike denen kız. Kızım sen o sesle, o yapmacıklıkla, o sahte Amelie Pouilan havalarıyla kendini sevimli mi zannediyorsun. Peh! Ya bırakın ya, ya bi gidin ya.

Sevimli mi sanıyorsun kendini?
Neymiş Aidsmiş de öpüşemezmiş, dokunamazmış. Sieeee!!!

Bi de o kadar mumu yakıp nasıl da çıplak oturdunuz o salonun ortasına.

O gökgürültüsüyle beraber gitar çalmak ne lan?

Ya bi gidin ya, ya bi gidin ya.

Eyyy Halil Sezai, o herif de eski sevgilisi ha? Ha benim sığırım ha benim malım.

Puanım : 3/10


Çakallarla Dans

Ben size bir şey söyleyeyim mi?

Bence Murat Şeker Türkiye'deki otobüs firmaları tarafından film çeksin diye finanse edilen bir yönetmen. Başka türlü bu adamın durmadan film çekmesini ve durmadan her otobüste filmleriyle karşıma çıkmasını izah edemiyorum.

Yani hadi şu Aşk Tutulması'na eyvallah diyeyim. O da film çok iyi falan olduğundan değil ha. Ben Fenerbahçeliyim. O filmi de izleyen bir Fenerbahçeli ister istemez bir yerden yakalanabilir, film boktan olsa da. E ama şu diğer filmler ne allahaşkına. Aşk Geliyorum Demez, Plajda vs.

Bu Çakallarla Dans Murat Şeker'in muhtemelen arkadaşlarıyla gece 11-12 halı saha maçı esnasında aklına gelmiş bir film olsa gerek.

Muhtemelen Murat Şeker maçı organize eden adamdı ve takımı tamamlayana kadar bir sürü kontör ve zaman harcadı. "Ayakkap bul geliyim oğlum" diyen kıl arkadaştan tut da son dakkada "Ağbi benim hatunun yarın sınavı varmış ben bu akşam maça gelemeyeceğim" diyen mal arkadaşının verdiği stres ve acıyla "Ulan bu halı saha organizasyonlarından ne çektim, Dur şunu fırsata dönüştüreyim" diye 15 dakikada yazıp yönettiği bir film.

Yarısında da çıkamıyorsun ki arkadaş. Ne yapayım "Muavin kardeş kenara çekin ben şu benzincide ineyim" mi diyeyim.

Puanım : 2/10


Polis 

Onur Ünlü'yü severim. Daha doğrusu Onur Ünlü tayfasını severim. Malum Afili Filintalar tayfası bunlar. Murat Menteş, Emrah Serbes tuttuğum adamlardandır. Onur Ünlü'nün Polis filmini de zamanında izleyememiş ama Leyla ile Mecnun dizisindeki başarısını da takdirle karşılamıştım.

Ama ama..

Polis filmi bu kadar büyük beklenti ile izleyip büyük hayal kırıklığına uğradığım bir film oldu malesef. Yani nasıl anlatsam o kadar kötü bir film ki, o kadar kopuk, o kadar alakasız diyaloglar, o kadar eğreti duran bir dili var ki filmin. İyi oyuncular bile kurtaramamış bu filmi. Sanki Onur Ünlü çok fazla son dönem Uzakdoğu Sinemasının etkisinde kalıp bunu Yeşilçam klişeleri ile birleştirmeye çalışmış da hiç olmamış gibi duruyor.

Kendisine saygım hala devam ediyor ama bu film çok kötü bir film be.

Muhtemelen "Sen o filmdeki derinliği anlayamadın" diyecekler olacaktır. Hatta "Ulan bir bok bildiğin yokmuş" diyecekler de ama gerçekten de bırakın bunu..Ya neyse bir şey demiyorum. 

Puanım : 4/10


Kavşak 

Hah işte ya. İşte bu ya diye başlayan, neredeyse kusursuz giden ama ortalarından itibaren özellikle de sonu itibariyle bir çuval inciri berbat eden bir film Kavşak.

Öncelikle Güven Kıraç ve son dönem aktörleri arasından ümit beslediğim Umut Kurt gerçekten çok başarılı oyunculuklar çıkarmışlar. Özellikle Güven Kıraç gerçekten döktürmüş. Yukarıda da dediğim gibi film gerçekten çok etkileyici başlıyor, gerek atmosferi gerekse de hikayesi ile çok şey vaat ediyor. İşte tam film böylesine kusursuz ilerlerken bir mola verdi otobüs Susurluk'ta. Ya kardeşim mola verdik diye sen niye kapatıyorsun tüm sistemi değil mi sevgili takipçiler. İsteyen iner isteyen otobüste durup filmini izler, kitabını okur.

Neyse efendim ne zaman mola bitti filme kaldığım yerden devam ettim, film bildiğiniz boka sardı. Yani gayet kara film olarak başlayan ve başarıyla giden film gitti mutlu sona bağlayayım ben bu hikayeyi diye resmen bir çuval inciri berbat etti. (İncir'den de tiksindim resmen)

Belki o molayı vermeseydik falan demeyceğim. Ne alakası var molayla manyak mısınız. Mahvolmuş işte güzelim film.

Şu filmi son 10 dakika Bülent Ortaçgil şarkısına bağlayıp gülen gözlerle bitirmek hakkaten de yazıktır.

Neyse.

Puanım : 5/10

Gelecekten Bir Gün

Affınıza sığınarak özet geçmek istiyorum :

Hayrettin... Allahaşkına bir siktir git.


Puanım : 1/10


Efendim geldik ilk "Otobüs Sinefili" yazısının sonuna. İlk diyorum çünkü bu formatı yolculuk yaptıkça sürdürmek istiyorum. Bu arada şunu da belirteyim ki otobüste sadece Türk filmleri ve animasyonları izliyorum. Malum yabancı filmler zaten Show Tv'nin geceyarısı verdiği aksiyon filmlerinden ibaret oluyor, iyi olanlara da dandik dublajlar yapıyorlar. E gece yolculuklarında da kitap okumak zor olduğu için, veriyorum kendimi dandik türk filmlerine.

Neyse efendim daha fazla kafanızı şişirmeyeyim.

Bir sonraki Otobüs Sinefili'nde görüşmek üzere. Şimdilik hoşçakalın.