Zorba

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 19:22

8


Nikos Kazancakis'in 1946'da çıkan Zorba'sından uyarlanan 1964 tarihli filminde baş karakter Alexis Zorba şu aşağıdaki iki dakikalık sahneye; kadınlar, erkekler, savaş, vatanseverlik ve daha bir çok konuda öyle şeyleri sığdırır ki;



Ben ülkem için öldürdüm, köyleri yaktım, kadınlara tecavüz ettim.

Peki neden ?

Çünkü onlar Türk'tü, Bulgar'dı!

Lanet olası berbat bir salaktım.

Şimdi insanlara bakıyorum, her insana... ve şöyle diyorum : İyi - Kötü... Yunan ya da Türk bana ne! Yediğim ekmeğine üzerine yemin ederim ki; yaşlandıkça bunu da sormamaya başlayacağım. İyi veya kötü.. farkı nedir ki? Hepimiz aynı yere gideceğiz.. Solucanlara yem olacağız.. 


...diyen bir adam Alexis Zorbas, ya da ona hitap edilmesini istediği ismiyle : Zorba.

Yakın takipçiler bilir; pek kitap tavsiye etmem blogda ya da diğer mecralarda. Çünkü kitabın bir film gibi, şarkı gibi tavsiye edilebilecek bir şey olmadığını düşünürüm. Tavsiye edilen kitabı da okuyamam çoğu zaman. Bana göre kitap sizi bulmalıdır. Kitap sizi bir şekilde kendine çekmelidir ve siz kitabın size verdiğini kendinize saklamalısınızdır.

Saklamalısınızdır çünkü bir kitabın size verdiği ile bir başkasına vereceği aynı şey değildir.

Olamaz.

O yüzden bir kitap hakkında yazıp başkalarının kendilerinin keşfetmesi gerekenleri onlara göstermek saçma gelir bana.

Ki kitap yazısı yazmak ayrıca zordur da.

Ama size Zorba hakkında diyebileceğim şu ki; bu kitabı mutlaka okuyun.

İsterseniz filmini de izleyebilirsiniz ama önce kitabını okuyun.

Bunu da kitap okumuş, film izlemiş olmak için yapmayın.

Çünkü Zorba, sadece bir kitap ya da film karakteri değil.

Zorba gerek Kazancakis'in muhteşem kalemi, gerek yönetmen Kakoyannis'in kamerası, gerek Anthony Quinn'in ona hayat veren müthiş oyunculuğu gerekse de Teodorakis'in harika müzikleriyle bize ulaşabilen yüce bir adam.

Bu kitabı okuyun çünkü; Zorba'yı tanımış olmanın şerefine ancak böyle erişebilirsiniz.

Bu filmi izleyin çünkü kitaptaki Zorba'yı kanlı canlı görüp sesini duymanın yerini tutmasa da en azından o sanrıyı yaşayabilirsiniz.


Hele biraz da Ege'nin havasını soluduysanız hüzünlenince "İki Keklik" türküsünü söylemeye başlayan bu adamı mutlaka tanımalısınız.

Ama Türkçe bir türkü söyleyen bir Yunan olduğu için değil,

Yukarıdaki videoda bahsettiği gibi, konuştuğu ve yaptıkları farklı olanlara anlatacak çok şeyi olduğu için,

Biz "çokbilmişler"e okumamış, cahil bir adamdan ne kadar çok şey öğrenebileceğimizi gösterebileceği için.

İyi bir adam olduğu için.

Belki de sadece bir insan olduğu için.

Belki de Zorba ile aynı solucanlara yem olabilmek için.

Şafak'ın S'si

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 17:20

12

Tüm harfler içinde en garibi S bence.

S ile başlayan o kadar önemli kelime var ki; sevgi, saygı, sevişmek, sağlık vs.

Herkesin hayatına adı S ile başlayan önemli biri mutlaka girmiştir mesela.

İki tanesi yan yana gelince SS oluyor. Nefretin, vahşetin simgesi Nazilerin SS subayları geliyor insanın aklına.

Bazıları mesajlarda SS diyor birbirine "Seni Seviyorum"un kısaltması olarak.

Ne kadar da uç anlamlar.

Tek başına böyle anlamlara gelirken başka harflerle bir araya gelince ise bambaşka bir mana kazanıyor S.

Sevgi, Saygı, Sadakat, Sevişmek'den çok Sınav için kullanıyoruz biz bu harfi. İnsanların hayatlarını kabusa çeviren sınavlar için.

Daha çocukken "Sizi Seviyoruz" dememiz gereken çocukların duymak istediği SS yerine araya bir B sokup SBS yapıp, seviyelerine göre seviyoruz çocuklarımızı.

Büyüyüp genç kız, delikanlı oluyorlar bu sefer "Sizi Seviyoruz"un SS'lerinin önüne bir Ö koyup yine seçiyoruz seveceklerimizi.

Seçtiklerimiz okullara gidiyor, derslerini çalışıyor, hiç bir şeye itiraz etmeyip cahil hocalarına itaat ediyorlar sırf mezun olup da kendi ayakları üzerinde durmak, kendi ailelerini kurmak, birilerine "Seni Seviyorum" sözünü rahatça söyleyebilmek ya da duyabilmek için.

Ama o da yetmiyor.

Onların hayalini kurduğu SS'yi bu sefer de K ve P ile yan yana getirip KPSS yapıyor; zaten meslekleri olan mesleklerini yapmak için yeni bir kabusa sokuyoruz hayatlarını.

O kabusu da atlatabilenleri, yani zaten meslekleri olan mesleklerini yapma hakkını kazananlara da Oscar kazanmış gibi mikrofonlar uzatıyor, duygularını alıyor, ne kadar mutlu olduklarını yayınlıyoruz televizyonlarda.

Üç beş kuruşa zaten meslekleri olan mesleklerini yapmaya hak kazandıkları için.

Peki o S'leri atlatamayanlar ne oluyor ?

Şafak oluyor onlar.

Şafak Bay oluyorlar.

Peki Şafak Bay kim?

O, bu ülkedeki (ki cidden artık ben de sıkılıyorum "bu ülkede" diye başlayan cümleler kurmaktan) düzenin en büyük simgelerinden biri.


İsmim Şafak BAY . Türkçe öğretmeniyim. 25 yaşındayım. 2005 senesinde kemik kanserine yakalandım. Sağ dizime protez takılıp çeşitli ilaçlarla tedavimi bitirdim.2007 senesinde hastalık sol omzumda tekrarladı ve yine sol omzuma protez takılıp kemoterapi ilaçları verilerek tedavi edildim.2008 senesinde hastalık akciğerimin her iki tarafında tekrarladı. Ameliyatla tümörlü hücreler alındı ve Kök hücre nakli oldum.2009 senesinde hastalık akciğerimde tekrarladı . Artık benim hastalığım olan OSTEOSARKOM ile ilgili tüm ilaçların doz olarak limitini doldurduğumdan sadece hastalığımın yavaş ilerlemesini sağlayan oral haplarla tedavime devam ettim.Akciğer ameliyatı olup haplara devam ettim;fakat 2010 senesinde hastalık akciğerlerimde ve kalçamda tekrarladı.Şu an itibariyle aynı hapları kullanıp hastalığın yavaş ilerlemesini sağlamaya çalışıyorum.Türkiye de doktorlarım çözüme dönük bir tedavi sunamıyorlar. Şu an için yurtdışında özellikle Amerika da iletişime geçtiğim bazı kanser merkezleri farklı ve deneysel tedavi için başvurabileceğimi ilettiler.Fakat ilaçlar deneysel olduğu için SAĞLIK BAKANLIĞI masraflarımı karşılayamıyorlar.Yaklaşık masrafı sorduğumda ise 150 ile 750 bin(milyar) lira arasında bir masraf çıkabileceğini ilettiler bana. Avrupa da bu tedavilerin daha uygun olduğunu düşünüyorum ve araştırıyorum ama her durumda bu paranın bir kısmı bile olsa karşılayacak durumum yok ve ben henüz 1 derse bile girememiş bir öğretmen olarak 25 yıllık yaşamıma veda etmek istemiyorum.

Şafak Bay'a destek olmak için şu adrese gidebilir, imkanlarınız dahilinde maddi ya da manevi olarak bir şeyler yapabilirsiniz. 

Maddi imkanınız el vermiyorsa iki tane S bile işe yarar belki onun için.

Güzel Bir Hüzün

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 17:08

15


Yazın..

Günün en güzel saati..

Yanında en sevdiğin arkadaşların var.

Bi gölge bulmuşsunuz denizden de hafif bir esinti geliyor gülen yüzünüze vuruyor.

Kaç sene önceki saçmasapan anıları anlatıyorsunuz birbirinize sanki beraber yaşamamışsınız gibi belki 100. defa.

Ama saçmasapan değil aslında o anılar.

Onlar çok güzel anılar.

Onları beraber yaşadınız zaten. Saçma olsa ne yazar ki hem.

Öyle yaşayarak anlatıyorsunuz ki ilk kez dinleyenler "konuyla ilgili bir vtr" izlemiş gibi oluyorlar.

Zaten siz birbirinize "kankam, bilaaaderim, best friendim" demezsiniz ki..

Siz birbirinize adlarınızla hitap edersiniz hep.

Ama o "bilaaderler, kankalar" iki dakikada unuturken birbirini siz o "ad"a hep sahip çıkarsınız.

Gerçektir sizin dostluğunuz "adlarınız" kadar.

İşte o yüzden yaşarken de, anlatırken de hep gerçektir sizin anılarınız. 

Artık o kadar gülersiniz ki yüzünüz acımaya başlar.

Sonra bir durur, denize bakarsınız.

Hani sizden daha yaşlıların uzun süre güldükten sonra bir sessizlik olup "ne güldük be" dedikleri bir zaman vardır ya işte o an siz öyle demezsiniz. O kadar yaşlı değilsinizdir hem daha.

Ama tam da o değildir nedeni.

Onlar "ne güldük be" derler çünkü; artık o zamanlarda o kadar kolay değildir gülmek. Kopulmuştur zaten yakın dostlardan, herkes kendi hayatına bakmıştır, çoluk çocuk vardır, koşturmaca vardır, gülmeye fırsat olmaz.

Gülünce de hesaplanır da "Ne güldük be" denir.

Ama siz daha kopmamışsınızdır. Daha çoluk çocuk yoktur. Daha koşturmaca başlamamıştır ya da daha yürüme seviyesindedir.

O yüzden dostlarınızlasınızdır ve gülüyorsunuzdur; zaten hep yaptığınız gibi. Bunda hesaplanacak bir şey yoktur.

Ama o sessizlik yine de olur.

Belki yenilerini yaşayacağını bile bile eskide kalmışlığın verdiği bir hüzün..

Belki karşında sevgilisiyle oturan arkadaşını görünce hala yalnız olmanın verdiği hüzün

Belki hayatını düzene koyamamış olmanın verdiği bir hüzün..

Belki de orda olmayan birinin verdiği hüzün...

Ama bir hüzün..

Nedeninin önemli ama önemsiz olduğu bir sessizlikle gelen hüzün.

Güzel bir hüzün.

Hala gerçek dostlara sahip olabilmenin, aynı şeylere bile olsa gerçek kahkahalar atabilmenin getirdiği, yalnızsan; yalnızlığın "single" olmak olmadığını, gerçek yalnızlığı hissedebildiğin bir hüzün.

O hüzün gerçekten güzel bir hüzün.

..ve bu şarkı o hüzne çok güzel gidiyor.




Buika - No Habra Nadie En El Mundo

Desde que el agua el libre,
Libre entre manantiles vive,
Jazmines an llorao,
Y yo no comprendo como
En tus ojos niña solo hay desierto.
Hermosa era la tarde, cuando entre los olivos nadie,
Nadie vio como yo a ti te quise, como te quiero.
Hoy los olivos duermen y yo no duermo.

No habra nadie en el mundo que cure
La herida que dejo tu orgullo,
Yo no comprendo que tu me lastimes
Con todo todo el amor que tu me diste

Pá cuando tu volvieras, pensé en cantarte coplas viejas, esas que hablan de amores y del sufrimiento, cuando tu vuelvas niña, te como a besos.
y volaremos alto donde las nubes van despacio.
despacio va mi boca sobre tu cuerpo, tan lento que seguro se pare el tiempo.

No habra nadie en el mundo que cure
la herida que dejo tu orgullo,
yo no comprendo que tu me lastimes
con todo todo el amor que tu me diste


* Bu şarkıyı ve yazıyı bana güzel hüzünler yaşatan tüm dostlarıma ithaf ediyorum.

** Şarkıyla ilgili bir başka yazı için Azuth'un blogu : Masada Boş Bardaklar

Jeff Vuvuzela

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 16:35

3

Tamam cidden şu vuvuzela muhabbeti baydı artık ama şu son videoyu da Haftanın Videosu olarak koymazsam gözüm açık gidecek.

Bu video da vuvuzela ile ilgili son sözüm olsun.

Efendim Amerikan ESPN kanalının ESPY (Excellence in Sports Performance Yearly Awards) ödül töreninde Will Ferrell sahneye Vuvuzela'nın Mucidi Jeff Vuvuzela olarak çağrılır ve olaylar gelişir.

Özellikle sondaki muhteşem düete dikkat.

Kısa Kısa 8 - Dünya Kupası Özel

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 01:09

6

Kutsal bir ayın geride kaldığı şu hüzünlü günlerde kapanışı Dünya Kupası temalı bir "Kısa Kısa" yazısı ile yapayım da eksik kalmayayım dedim.


Öncelikle kupayı kesinlikle hak eden takım kazandı. İspanya alamasaydı da oynanan futbollara bakınca Almanya'nın kazanması gerekiyordu kupayı ama yarı finalde eşleşme şansızlığı yaşadı iki takım. Sonuç olarak Barcelona altyapısı İspanya'ya tarihinde ilkleri yaşatmaya devam ediyor ve edecek gibi de.

***

Biri yıllar sonra "2010 Dünya Kupası diyince aklına ne geliyor" diye sorarsa cevabım net : Vuvuzela

Tamam bir sürü olay yaşandı, inanılmaz maçlar, goller, dramatik sonlar, Ömer Üründüller... ama bu turnuvaya damgayı kesinlikle Vuvuzela vurdu. Hakkında yapılan "romantik" savunmalar hakkında Necmettin Erbakan tonunda söyleyeceğim tek bir cümle var : Hadi ordan !!!


Bir kere "Bu alet Afrika'nın geleneksel çalgısı saygı duymak lazım" lafını edenlere ayrıca laflar hazırladım.

Daha 15 yıl önce icat edilmiş "plastik" bir geleneksel çalgı ??? 

Justin Bieber bile hem yaş olarak daha büyük, hem de daha az sinir bozan bir ses çıkarıyor bu aletten.

Özetle bir alet bir futbol maçının atmosferini ancak bu kadar mahvedebilirdi ve onu gayet iyi başardı Vuvuzela. Taraftar sesi duymadık kupa boyunca. Bir daha o lanet sesi duymamak dileğiyle

***

Paraguay diyince de akla hiç bir futbolcu gelmiyor. Varsa yoksa Larissa Riquelme. Artık Cannes Film Festivali esnasında Cannes Plajı'nda meşhur olmak için çabalayan kızlara alternatif taraftar hatunlar çıkacak.

***

Ahtapot Paul de ayrı bir vaka oldu. Tüm kupa Reha Muhtar dönemindeki Show Tv Haberleri'ne döndü. Hayvan dile gelse "Açım ulan aç!!! Açıyorum işte kutuyu yiyorum midyeyi. Bana ne sizin kupanızdan vuvuzelanızdan" derdi diye düşünüyorum.

***

Yenilmeyen tek takım Yeni Zelanda oldu. Haka dansı muska etkisi yaratıyor demek ki.

***

Turnuvanın en iyi maçı bana göre tartışmasız Uruguay - Gana maçı oldu.

Muntari ve Forlan'ın harika golleri, maçın uzatmaya gitmesi, 120.dakikada yaşanan inanılmaz pozisyon ve Suarez'in son çare topu elle kesmesi ,temdit penaltısını turnuvanın en iyi perfromans gösteren oyuncularından Gyan'ın kaçırması ve Gana'nın dramatik bir şekilde elenip, Uruguay'ın destansı yarı finale yükselişi. İzlerken kendimi tutamayıp "Futbol çok enteresan" dediğim maçın Ömer Üründül'ün yorumlamadığı ender maçlardan olması ve o cümleyi tam da yeri gelmişken söyleyememesi de insana ekstra bir "Futbol çok enteresan" dedirtiyor.

***

Diego Forlan dünyada aslında verilmesi gereken değerin verilmediği oyuncuların başında geliyordu. Bu turnuva sayesinde o da yıllardır gösterdiği performansın semeresini "en değerli oyuncu" seçilerek almış oldu ki sonuna kadar hak etti bunu gösterdiği performansla. Çok tartışılan Jabulani'nin tüm şifrelerini çözmüş gibiydi kendisi.



Kendisi ile ilgili harika bir yazıyı Çekme Kaset Blogu'ndan şu linke tıklayarak okuyabilirsiniz.

***

Turnuva boyunca her kötü maç sonunda "Ah Türkiye olsaydı bunlardan kat kat iyi oynardı" diyenlerin Türkiye'nin daha Estonya'yı Bosna'yı yenemeyip kupaya gidemediğini idrak edememeleri de eğlenceli anlardandı.

***


Messi'yi hayal kırıklığı olarak görmüyorum. Gayet iyi oynadı ama Maradona'nın inanılmaz yanlış kadro seçimi ve o yanlış seçimde bile doğruyu bulabilecekken (Milito, Agüero) yaptığı yanlışlar karşısında yapabilecek fazla bir şeyi yoktu.

***

Burger King'den Dünya Kupası'na özel bir menü yapıp; kafasını sağa sola oynatınca "Futbol çok enteresan, kollektif uyum, veooovvv, evet.." diyen Ömer Üründül oyuncağı vermesini bekledim ama bu fırsatı değerlendiremediler.


***

Write The Future kötü sonla bitti.

***

İlk maçında İsviçre'ye yenildikten sonra sanki kötü oynamış gibi hem de muhabir sevgilisi üzerinden yüklenilen Casillas'ın kupayı kaldırıp sonra da sevgilisini öperek kupaya son noktayı koyması romantik komedi tadında bir son oldu.


***

Grup maçları belki futbol olarak çok iyi geçmedi ama sonrasında oynanan futbolun kalitesini yükseldiğini düşünüyorum. Ben bu Dünya Kupası'ndan yukarıda bazılarını saydığım olumsuzluklar olsa da yine de çok zevk aldım. Sonuç olarak 7. Fransa'nın ardından 8. şampiyonun çıkabildiği bir Dünya Kupası'na şahit olduk.

***

Bu yazıya burda son verirken sizleri Pepe Reina'nın takım arkadaşlarını tek tek sunduğu muhteşem şovuyla baş başa bırakıyorum.

*Pique ve Puyol'un Fabregas'a yaptığına özellikle dikkat