jenerikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jenerikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Jenerikler 12 - Sıdıka

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 16:54

11

Sağ gösterip sol vuran blog HBBA olarak 1 haftalık aranın ardından "haftanın şarkısı" ile değil "Jenerikler" bölümü ile geri dönüyorum.

Blogun ilk dönemlerinde başladığım ve 11 adet jeneriği konu ettiğim "Jenerikler" bölümünde bu sefer Sıdıka'nın jeneriği var.


Bana göre Türkiye'deki en önemli mizahçılardan olan Atilla Atalay'ın kaleminden fırlayan kenar mahallenin cam kenarındaki entel kız Sıdıka, onun tipik Türk babası kıvamındaki babası Zekeriya Saka, arada kalıp hem babayı hem çocukları idare etmekle ömrü tükenen anne Safiye Saka ve yine tipik kız ağbisi muhteşem insan Samim Saka'dan oluşan bu harika aile sadece Atilla Atalay'ın kaleminde kalmamış; ayrıca televizyon tarihimizdeki en iyi uyarlama dizi olma ünvanını da elde etmiştir kanımca.

Dizinin; Baturalp Dinçdarı, Apartman Yengesi, Kenar, Bebeto gibi her karakteri ayrı bir fenomen olmuş 2000'li yıllarda yapılan her komedi dizisine burun kıvırmamızınen en önemli sebeplerinden biri haline gelmişti.

Dizinin tüm bu artılarının yanında o zamana kadar bizde pek rastlamadığımız Latif Demirci'nin çizimlerinden oluşan animasyon türündeki jeneriği de apayrı bir kalite içeriyordu.



* Atilla Atalay'ın blogu : Blogların Amiral Gemisi

Jenerikler 11 - Dexter

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 13:24

13


Dexter Morgan....Dexter Morgan..


Seri katilleri öldüren bir seri katil...

Kahraman mı ?

Antikahraman mı ?

Suçlu mu ?

Yoksa adaleti sağlayan mı ?

Nesin sen Dexter Morgan ?

Kafamızı böyle kurcalamayı nasıl beceriyorsun ?


Dexter Morgan, siz diziyi izlerken kendisinin de yeri gelince yaşadığı bu soru yumaklarını seyirciye öyle bir geçiriyor ki karaktere ve diziye hayran olmamak elde değil.

Sanırım sadece dizilerin değil tüm sinema ve televizyon tarihinin en önemli karakterlerinden biri kendisi.

Bir televizyon ya da bilgisayar ekranından değil, bir katilin beyninin içinden izliyorsunuz tüm olanları ve onun yaşadığı tüm bu buhranı hatta ve hatta, abartmıyorum, kurbanlarını öldürürken yaşadığı hazzı bile hissettirebiliyor size. Öyle ki kendinizi "o adamı keserken ben de şu kanıtları yok etmeye başlayayım yavaştan ama yok şimdi ortada bir şey bırakırım Dexter kızar" diye düşünürken bulabiliyorsunuz.

Kuşkusuz bunda bu harika hikayenin yaratıcısı ve roman serisinin yazarı olan Jeff Lindsay'in yanı sıra kusursuz senaryo, yönetmenlik, kurgu ve aralarında OZ'un Dr.Gloria'sı Lauren Velez ve Enrique Morales'i David Zayas'ın da aralarında olduğu oyuncu ekibinin de payı büyük. Ama asıl büyük pay Dexter'a hayat veren Michael C.Hall'un mükemmelden de öte oyunculuğunda.

Zaten Michael C.Hall nasıl bir aktör olduğunu gelmiş geçmiş en iyi dizi olan "Six feet Under"daki David karakteri ile fazlasıyla belli etmişti.

Ama bu Dexter Morgan karakteri bambaşka.

Peki ya asıl konumuz olan jeneriğe ne demeli ?

Düşünün size diyorlar ki : "bize bir katili resmedin; ama cinayetlerini, kurbanlarını, öldürme eylemini gerçekleştirme evrelerini değil; sadece sabah uyanışını, kahvaltı edip evinden çıkışını"

Bunu nasıl yaparsınız ?

Sanırım bundan daha kusursuz yapılamazdı :

Jenerikler 10 - True Blood

Posted by her boku bilen adam | Posted in , , , , | Posted on 20:44

7


Çok sevilen Jenerikler Serisi ile tekrar karşınızdayım sevgili izleyenler.

Bu sefer söz konusu olan jenerik,yine bir HBO dizisi olan "True Blood"a ait.Öncelikle dizi hakkında bir kaç kelam edeyim.

True Blood son yıllarda tekrar hortlayan vampir temasını merkezine alan bir dizi.Özellikle Buffy ve Angel gibi yeniyetmeler için hazırlanmış olan dizilerle iyice ayağa düşen bu vampir temasını da o düştüğü yerden alıp tekrar bir yerlere getiren bir dizi bana göre.Bunda da en büyük pay da tabi ki bir dahi olan "Alan Ball"a ait.

"American Beauty" gibi bir filmi ve bana göre dünyanın gelmiş geçmiş en iyi dizisi olan "Six Feet Under"ı yaratan adam Alan Ball, dizinin daha ilk bölümün ilk dakikalarından itibaren seyirciye, bunun daha önce izledikleri ve ayağa düşen vampir temalı öykülerden çok daha farklı bir hikaye olduğunu seyirciye hissettiriyor. Öyle ki ; dizinin ilk saniyelerinde gördüğümüz ve "züppe" diye tabir edebileceğimiz bir çiftin ve vampirleri alay konusu yapan bir yöre sakinin gerçek bir vampirden aldıkları ayar ile "bizim olayımız farklı" mesajı veriliyor.

Dizi ara sıra seks öğeleriyle doldurulmuş bir vampir hikayesine bürünse de, Amerikan halkının muhafazakar kanadına yaptığı göndermelerle ayrımcılık,ırkçılık ve dini temaları da alt metin olarak içinde barındırıyor.

Bu farklar ve tema ise özellikle jeneriğe çok güzel aktarılmış.Zaten insanı diziyi izlemeye iten en önemli etkenlerden biri ise bu harika jenerik.




Dizideki en olumsuz ve çekilmez şey ise Anna Paquin'in oynadığı Sookie karakteri. Anna Paquin ,ki kendisi 10 Seda Sayan antipatikliği gücündedir, Sookie karakteri ile adeta seyirciyi(en azından beni) çıldırtan mimikleri,saçmasapan şeylere burnunu sokması,iğrenç gülüşü ve çocuksu yapmacık hareketleri ile seyircide vampir olma isteği uyandırıyor.Ki vampir olsam kendisini dişlerimle değil çatalla öldürürüm.

Benim favori karakterlerim ise eşcinsel Lafayette ve vampir Eric. Özellikle Eric karakteri olduğu her sahnede diğer oyuncuları ve karakterleri gölgede bırakıyor.Adeta vampir etkisi yapıyor üzerinizde.

Dizinin,hikayenin geçtiği bölgenin de müzik kültürünü oluşturan country tarzı müzikleri ise özenle seçilmiş.Country tarzını sevmeyen ben bile dizinin soundtrack albümüne takılmış durumdayım son zamanlarda.

Özellikle jenerikte yer alan Jace Everett'in "Bad Things" şarkısı gerçekten çok iyi bir şarkı ve jeneriğe de gerçekten cuk oturmuş diyebilirim.

Bu vesile ile de bu şarkıyı da "Haftanın Şarkısı" yapıp o işi de aradan çıkarıyorum.

*Dizi ile ilgili yazılmış bir kaç yazı ve detay için de DiziGünlükleri'ni ziyaret edebilirsiniz.
*Şarkı için badcat ' e teşekkürler.

Jenerikler 9 - Susam Sokağı

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 02:30

5

1989 yılı..Daha 5 yaşındayım o zaman.Okula gitmiyorum.Anneannem,dedem,teyzem ve dayımla aynı evde yaşıyoruz.Annem,babam ve kardeşim ise bizden ayrı başka bir evdeler.Annem işe gitmeden sabahları gelip kardeşimi bırakıyor.Etrafı mandalin(a) bahçeleriyle çevrilmiş bir ev bizimkisi.O yüzden okula başlayana kadar çocukluk arkadaşımız olmadı kardeşimle.

Teyzem deli dolu bir genç kız o zaman.Onunla dostluğumuz da o zamana dayanır.O dönem tek derdi bana okuma öğretmek.Diğer aile üyeleri "okula başlasın öğrenir bırak şimdi çocukluğunu yaşasın" diyorlar.Ama o koymuş kafaya öğretecek.

ve Susam Sokağı başlıyor televizyonda..Her sabah başındayım.Hiç bir bölümünü kaçırmıyorum.Derken bir gün dış sesten önce geçen altyazıyı okumaya başlıyorum..

Teyzem çıldırıyor,evde şenlik havası...Hemen günün gazetesi getiriliyor...Çatır çatır okuyorum.Kardeşimle göz göze geliyoruz..pis pis bana bakıyor.Sanırım ilk çatışmamızın başladığı an o an.

Okumayı söktüğüm günden 1 gün sonra Teyzem tarafından elime bir kitap tutuşturuluyor.Resimsiz,kalın,gri ciltli bir kitap..Açıyoruz kapağı "Sefiller" yazıyor."Oku" diyor teyzem.. "Viktoy Hügo....Sefilley" diyorum...bir de çözülemeyen bir "R" problemim var o zaman.
*ki ilk R harfini söyleyebildiğim kelime ve an da apayrı bir komedidir.


Neyse okuyorum ben o kitabı,sanırım 15 gün falan sürüyor.Derken kitaplar ansiklopediler ard arda geliyor.Hatta hala sakladığım "İlk Ansiklopedim"in ilk cildi Teyzem tarafından eve getirilidiğindeki sevincimi hala hatırlarım.Malesef 7 cildini alabilmişti o zaman.Hala durur odamın başköşesinde.
Her boku bilme sevdam o zamandan başlıyor işte.


Yıllar sonra Teyzem'i Ankaradaki evinde ziyarete gittiğim dönem o Sefiller kitabını buluyorum."Teyze bu kitap bana okuttugun Sefiller mi diyorum"..."Evet" diyor.

"Manyak mısın Teyze ya 5 yaşında çocuğa bu kitap mı okutulur" diye sordugumda ise

"Ben de o sıralar bunu okuyordum ikinci cilde geçmiştim,hoşuma gitmişti sana da birinci cildi okutmuştum işte" diyor ....



*İlk R harfimi ,8 yaşındayken,televizyonda bir Brezilya dizisini izleyen anneannemin şimdi hatırlamadığım sorusunu "MaRiyana'nın kocası işte" diye cevaplayarak söyleyebildim.

Jenerikler 8 - Sympathy for Lady Vengeance

Posted by her boku bilen adam | Posted in , , | Posted on 14:49

6


Park'ın İntikam Üçlemesi

Koreli yönetmen Chan-Wook Park'ı pek çoğumuz, Cannes Film Festivali'nden de ödülle dönen intikam temalı Oldboy filmi ile tanıdık. Oldboy şimdiden klasikler arasına girmiş muhteşem bir eserdir. Ancak pek çok kişinin bilmediği Oldboy'un aslında yönetmenin "İntikam" temalı üçlemesinin ikinci filmi olduğudur.

Sympathy for Mr. Vengeance, Oldboy ve Sympathy for Lady Vengeance'den oluşan bu intikam üçlemesi Chan-Wook Park'ı günümüzün en önemli yönetmenlerinden biri arasına soktu şimdiden.

Üçleme ve yönetmen hakkında fazla detaya girmek istemiyorum aslında.Malum bu sadece bir jenerik yazısı. Ama kısa kısa bilgiler vermeden de geçmeyelim dedim.

Sympathy for Mr.Vengeance


İntikam üçlemesinin ilk filmi 2002 yapımı benim pek hazzetmediğim Boksuneun Naui Geot uluslararası adıyla Sympathy for Mr.Vengeance idi.

Daha önce çekilmiş olmasına rağmen, özellikle Oldboy'dan sonra izleyen izleyiciler için oldukça büyük hayal kırıklığı yaşatmış bir filmdi Mr.Vengeance. Dilsiz, yeşil saçlı sefil bir adamın hasta kızkardeşi için böbrek bulmak amacıyla içine düştüğü talihsiz durumun bir intikam hikayesine dönüşmesi anlatılıyordu. Park'ın bazı bölümlerinde kendini gösteren ve parıldayan ışığına rağmen yine de kendi içindeki tutarsız ve sönük hikayesi ile film, bana göre üçlemenin ilk filmi olmasına rağmen en zayıf halkası olmaktan öteye gidememiştir.

Oldboy


2003'de Park, serinin ikinci ve en ses getiren halkasını çekti ve adeta yer yerinden oynadı. Film Cannes Film Festivali Büyük Ödülü de dahil olmak üzere pek çok ödül topladı.

Hatta film öyle bir başarıya ulaştı ki, pek çok insan Oldboy'un bir üçlemenin halkası oldğundan bihaber izledi filmi ve film başlı başına ayrı bir film olarak anılmaya başlandı.

Kaçırılıp 15 sene boyunca bir odada tutulan bir adamın, birden salıverilmesi ve kendisine bunu yapanlardan intikamını alma çabasını anlatan film, ağızları açık bırakan finali ile de seyirciye sağlam bir tokat patlattı. İntikam kavramına bambaşka bir soluk getiren film, yönetmenin şimdiye kadarki en başarılı işi oldu her açıdan. Gerek harika senaryosu gerekse müthiş oyunculukları ve Park'ın muhteşem yönetimi ile yukarıda da belirttiğim gibi şimdiden klasikler arasına girdi.

Sympathy for Lady Vengeance


...ve gelelim asıl konumuza.

Evet Oldboy,  Chan-Wook Park deyince akla gelen ilk filmdir ve gerçekten de yönetmenin en başarılı olmuş filmidir. Bunu tartışmak anlamsız. Ama bana göre üçlemenin ve yönetmenin en iyi filmi kesinlike 2005'de çektiği Chinjeolhan Geumjassi yani Sympathy for Lady Vengeance'dir.

Film bizde de "İntikam Meleği" adıyla gösterime girmişti.

Bu sefer 13 yıl hapis yatan Geumja'nın hikayesini sundu bizlere Koreli yönetmen. Mr.Vengeance'in ve Oldboy'un kat kat üzerine çıkan bir yönetmenlik, her çeşit İntikam'ın iç içe geçtiği muhteşem bir hikaye ve İntikam temasının adeta nakış gibi işlendiği bu film, malesef çok haksız bir şekilde Oldboy'un altında kalmaktan kaçamadı.


Film ile ilgili çok detaylı bir yazıyı başka bir zaman yazmayı düşünüyorum. Dediğim gibi şu an sadece jeneriklerden bahsettiğim için, filmin muhteşem açılış jeneriğine değineceğim.

Filmi izleyenler bilir, Geumja'yı anlatacak kelimeler : güzellik,zerafet,intikam,kan,nakış ve pasta'dır.

İşte filmin açılış jeneriği de tüm bu öğeleri bir araya getirerek filme giriş yapmamızı başarıyla sağlıyor. Filmin bütününe yayılan orjinal müzikleri daha jenerikte kendini harika bir biçimde gösteriyor.

Tüm zamanların en iyi intikam filmlerinden Sympathy for Lady Vengeance'in bir o kadar başarılı jeneriği.

Buyrun izleyin efendim..

*Filmi izlememiş olanlar da izleyebilir bu jeneriği.

Jenerikler 7 - My Best Friend's Wedding

Posted by her boku bilen adam | Posted in , , | Posted on 02:52

6


Nice yağız delikanlılar sinemada sevgilinin seçtiği romantik komediyi izleyip sonra da beğendikleri halde "ya bana göre değil Nuran,ben vurdulu kırdılı şeylerden hoşlanıyorum" demek zorunda kaldı.Aynı gençler evlerinde gizli gizli çikolata eşliğinde Amelie seyredip pişmiş kelle gibi sırıtırken annelerine yakalandılar sizlerin yüzünden.

Kim ne derse desin ben bu filmi seviyorum işte kardeşim.Yalan mı söyleyeyim yani.romantik komedi de seviyorum işte ne var allah allah..bir delikanlılık kitabı attınız ortaya yıllardır,yok "delikanlı adam şunu yapmaz bunu yapmaz"...sonra bunu "erkek adam şunu yapmaz bunu yapmaz"a çevirip iyice sınırları daralttınız.

Seviyorum işte.My Best Friend's Weedding'i de içinde Hugh Grant'ın,Meg Ryan'ın vb. olduğu bir sürü romantik komediyi de seviyorum..Bu filmin jeneriğine de hastayım ulenn...

Tamam,şimdi bir gelin 3 tane de nedime dans edip öyle racona ters hareketler falan yapıyor,bize uymaz ama güzel be işte kardeşim..

Seviyorum ben romantik komedi...bu filmi de seviyorum.

Delikanlıyız erkek adamız Allaha şükür.Orası ayrı mevzu.



*Sırada Aynalı Tahir'in jeneriği var..Anca onunla toparlarım herhalde...

Jenerikler 6 - La Finestra di Fronte

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 20:58

7


Sevgili Davide,

Gittiğinden beri Martina hep seni soruyor.Sana hala Simone diyor.Ama en kısa zamanda hikayeni ona anlatacağım.Dün işte ilk kez bir pasta yapmamı istediler benden.Bil bakalım hangisini yaptım.Şef aşçı yorum yapmadı.Ama Pazar günü listesine onu da dahil etti.Sanırım bu iyiye alamet.Filippo vardiyasını değiştirmeyi başardı.Piyangodan para kazanmayı başarmış gibi coşkuluydu.Şu an için ondan daha fazlasını isteyemeyeceğimi anladım.

Biliyor musun,Lorenzo'yu düşündüğüm zaman yüzünü unutmaktan sesini hatırlayamamaktan korkuyorum artık.Ne yapıyordur şu an kim bilir ? Kime gülümsüyordur?
Bir sözüne ,bir bakışına bir hareketine hala ihtiyacım var Davide... Ama sonra birden hareketlerini hareketlerimde hissediyorum.Kelimelerimde seni buluyorum.Gidenler sende hep kendilerinden bir şeyler bırakıyor.


Hafızanın sırrı bu mu ?
Eğer buysa,kendimi daha güvende hissedeceğim...

Çünkü asla yalnız olmayacağımı biliyorum...




*Üzerine başka bir şey eklemek istemedim..

Jenerikler 5 - The 4400

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 18:42

3

Şu diziyle ilgili bildiğim tek şey Francis Ford Coppola'nın yapımcısı olduğu ve farklı zamanlarda kaybolan 4400 insanın aniden ortaya çıktığıdır.Sadece 1 bölümünü izlemiştim,hoşuma da gitmişti dizinin konusu ve anlatımı ama sonraları yitip gitti bir şekilde.Daha sonra internetten dizi indirip izleme diye bir kavram çıktı ortaya ama bir türlü şu diziyi bulup da izlemek aklıma gelmedi.


Diziden aklımda kalan en önemli iki şeyse Mahershalalhashbaz Ali isminde bir insan evladını kadrosunda barındırdığı ve harika jeneriği idi. Mahershalalhashbaz Ali 'yi en son Benjamin Button'ın üvey babası rolünde izlemiştik.Benjamin'in üvey annesi rolündeki Taraji P. Henson yardımcı kadın oyuncu dalında Oscar adaylığı alırken,ondan çok daha iyi bir performans sergileyen Mahershalalhashbaz Ali belki de ödülü sunacak oyuncu adını söyleyemez diye adaylık alamadı
Neyse efendim buyrun izleyin güzel jeneriği.



*şarkının adı A Place in Time

Jenerikler 4 - Catch Me If You Can

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 13:35

5


Steven Spielberg'in bir dolandırıcının hikayesini anlattığı "Catch Me If You Can" bizdeki çevrimiyle Sıkıysa Yakala(bak bunu iyi çevirmişler) zihnimde filmin bütününden çok jeneriği ile yer edinmiştir.Adeta o muhteşem jenerikten sonra filme konsantre olamadım desem yeridir.Açıkçası bu öyle bir jenerik ki filmi çekmeye bile gerek kalmamış bence.Filmde olacakları harika bir dille anlatan çok güzel bir animasyon.Spielberg "budur işte hikaye haydi dağılın bakalım" dese hiç şaşırmaz "vallahi güzel çekmişsin hocam filmi helal olsun verdiğimiz paraya" der çıkardım salondan.

Henüz 16 yaşında dolandırıcılığa başlayan,önce okulunda öğretmen gibi derslere giren ve aylarca sınıf arkadaşlarını kandıran,ardından evden kaçan,pilotluk,doktorluk,avukatlık gibi meslekleri icra eden(!) ve henüz 20'li yaşlarında 2 milyon dolara yakın para kaldıran Frank Abagnale Jr.'ın hikayesinin anlatan Spielberg,fetiş bestecisi John Williams'ın harika müzikleri eşliğinde ,filmi bilmem ama,harika bir jeneriğe imza atmıştı.

İşte o jenerik.. (seksi fotoğraflar için tıklayın der gibi oldu )



*filmin afişini bile gittim animasyon olandan koydum.o derece hastayım bu jeneriğe.

Jenerikler 3 - Carnivàle

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 23:45

7



Yine bir dizi var sırada.Televizyona sanatı sokan kanal HBO'nun bir başka harikası Carnivale.
Yoksulluğun,açlığın,hastalıkların ve kum fırtınaların kol gezdiği,Amerika'nın adeta can çekiştiği Buhran Dönemi'nde,şehir şehir gezen bir karnavalın mistik hikayesini anlatıyordu Carnivale.
Ortamdaki en normal kişinin cüce Samson olduğu,sakallı bir kadını,tarot kartlarıyla geçmiş ive geleceği gören bir kızı,gerçek hayatta da yapışık olan siyam ikizlerini,mistik güçlere sahip bir kanun kaçağını,Tanrıyla konuşan ve çeşitli mucizeler yaratan bir rahibi ve daha binbir çeşit ucubeyi kadrosunda barındıran dizi bir de Buhran Dönemi'nin o tozlu,bitik atmosferinde geçince insan izlerken yanında bir şişe su bulundurup gözüne toz kaçmış gibi yüzünü yıkama ihtiyacı hissediyordu.

Dizinin 1 buçuk dakikalık harika jeneriği ise bu kısa sürede Buhran Dönemi'nin getirdiği açlık,işsizlik,kuraklık,ve ırkçılığı dizinin kalıbını da oluşturan mistisizm teması ile başarıyla anlatıyordu.




ve eğer David Lynch günümüzde bir dizi çekmek isteseydi,bu kesinlikle Carnivale olurdu.

Jenerikler 2 - Slumdog Millionaire

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 19:08

8

Bu sefer bir kapanış jeneriği var listede.


Kim ne derse desin bu yılın en iyi filmi kesinlike Slumdog Millionaire.
İngiliz yönetmen Danny Boyle;Shallow Grave,Trainspotting gibi iki muhteşem filme imza attıktan sonra o derece etki yaratan bir film çekememişti açıkçası.Her ne kadar benim çok sevdiğim ama eleştirmenler tarafından yerden yere vurulan "The Beach" ve zombili gerilim filmlerine yeni bir soluk getiren "28 Days Later" gibi iki değişik filme ve Millions ve A Life Less Ordinary gibi alakasız türdeki filmlerden sonra asıl bombasını bu sene patlattı.
İşin garibi Slumdog Millionaire kesinlikle bir İngiliz filmi değil bana göre.Film sadece İngiliz bir yönetmen tarafından çekilmiş bir Hint filmi.Ve içinde her türden öğeleri barındıran bir şaheser.Aşk,macera,dram,trajedi,komedi,aksiyon...
Bu türleri bir araya getirirken de tam yerinde bir kıvam tutturulmuş.
Popüler Yorum'un tabiriyle "Gerçeğin Masalı" çıkmış ortaya.
Bu film ile detaylı bir yazıyı daha sonra yazmayı düşünyorum.
Şimdilik filmde beni en çok etkileyen sahnelerden kapanış jeneriğini paylaşmak istiyorum.Bahsettiğim "Bollywood'a Saygı" yı doruk noktasına çıkaran Hint alfabesinin yazı karakterine yakın harflerle,karakterlerin çocuk,ergen ve genç hallerini sıralamasıyla ve muhteşem Hint dansıyla harika bir kapanış jeneriği bu.Filmin tamamına yayılan muazzam müziklerinden(A.R.Rahman) Jai Ho eşliğinde muhteşem bir kapanış..

*Uyarayım bu jenerik hafiften spoiler içermektedir.İzlemeyenler kızmasın sonra.




*Filmin harika soundtrack albümünü de buradan indirebilirsiniz.

Jenerikler 1 - Six Feet Under

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 18:01

12


Sadece Jeneriği ile değil içeriği ile de bana göre dünyanın gelmiş geçmiş en mükemmel dizisidir.Bakın en "mükemmelerinden biridir" demiyorum,1 numaradır.İstisnası kesinlikle yok.

Six Feet Under'ı izlemeye başladıktan sonra Lost'un ne sonunu ne başını merak etmeyi bıraktım,Prison Break'i heyecanla beklediğim için resmen kendimden utandım.

Alan Ball'ın harika zihninden çıkan "Six Feet Under" benim zihnimde OZ'u tahttan indirmekle kalmamış aynı zamanda çıtayı öyle bir yere yükseltmiştir ki artık gerçekten de kolay kolay dizi izleyemez oldum.

Bazı öyküler,filmler,kitaplar vardır ya hani,büyük üstatlar bile "üzerine bir şey anlatamam,okuyun,izleyin,dinleyin" diyebilirler sadece.İşte Six Feet Under da öyle bir dizidir.Blogu açtığımdan beri üzerine bir yazı yazmaya çalışıp bir türlü beceremediğim bir başyapıt.
Ölüm ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi..
Ve böyle bir diziye de böyle bir jenerik yakışırdı.

Jenerik

Posted by her boku bilen adam | Posted in , , | Posted on 17:42

7

Bazıları için filmin bitişindeki gereksiz yazılardır jenerik.Daha bitişini bile izlemeden kalkıp terkederler sinemayı.Oldum olası filme ve filmde emeği geçenlere saygısızlık olarak gelmiştir bana,bu hareket.Filmin kapanış jeneriğini sonuna kadar beklerim o yüzden.Çoğu zaman "ayağını çek de geçelim film bitti daha ne bekliyon lavuk" dercesine bakışlara maruz kalsam da inadına kalırım en sona.Bazen de küçük sürprizlerle karşılaşırım ve bunu yönetmenin,sinemada filmin sonuna kadar bekleyenlere bir ödül olarak verdiğini düşünürüm.Çocukça biliyorum ama öyle işte.



Bazı zamanlar filmin jeneriği,filmin tamamının da önüne geçer benim için.Aklında filmden ne kaldı sorusuna "valla jenerik süperdi" dediğim de olmuştur.Mesela "Catch Me If You Can" filmin tamamından çok açılış jeneriği ile aklımda yer eden bir filmdir.

Son yıllarda ise artık dizi dünyasında da jenerikler ön plana çıktı benim için.Artık bazı dizileri sırf jenerikleri için izler oldum diyebilirim.

Bu blogda da böyle bir bölüm açmak istiyorum.Ara ara sevdiğim dizi ya da film jeneriklerini paylaşacağım.Belki benim gibi jenerik delileri vardır..