ayın yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayın yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ayın Yazıları 7

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 22:50

14


Efendim "yeni bir Ayın Yazıları köşesi ile daha karşınızdayım" diyerek en kolpa sunucu girişlerinden birini yapıp sizleri "HBBA bunu nasıl yapar, işte bu olmadı, bu giriş bu bloga yakışmadı, senden bunu beklemezdik" gibi yorumlar yapmaya zorlayayım.

Zorlama espri ile dolu girişten sonra konumuza dönecek olursak, her ay bloglarda gözüme çarpan, diğer yazıların arasından sıyrılan yazılara yer verip bir nevi blog yazanları onore etmeye çalıştığım seride bu ay 10  yazı var.

Söz fazla uzatmadan hemen HBBA'ya göre Kasım'ın en iyi blog yazılarına başlayalım :

10 - Bana domates atın, yumurta atın. - Hepimiz Aynı Mahallenin Çocuklarıyız 

İnsan bazen yaptıklarına, söylediklerine anlam veremez. "Bunu ben mi yapıyorum" diye kendine sorsa dahi o saçmalıkları yapmaya devam eder. Şaşırmaktan kendini alamaz bunu yaparken ama, diyorum ya, yapmaya da devam eder. Bazen kendisi kimi zaman da başkalarıdır bu sapıtmaların hedefi.

Oz-T'nin bir nevi itirafı ettiği saçmalıksa hem kendine hem de başkasına yaptığı türden. Kendisine bu itirafı dile getiriş şekli itibari ile alkış tutarken, itirafa konu olan şey için çürük yumurta atıyor, aynı şeyleri bazen kendim de yaptığım için o yumurta kendisine isabet etmeden havada tutuyorum.

Bu arada Oz-T'nin özellikle kısa kısa tespitlerini paylaştığı yazılarına özellikle dikkat diyorum.

Örnekle de pekiştirelim :

- Internet uzerinden blog, twitter, FF ve facebook gibi sitelere herkes "
gidiyorum, kal deme, biraktim gitti, artik kalamam" gibi seyler yaziyor ya? Herkes gidiyorsa geride kalan kim? Bir tek ezik Emrah mi ki "gotur beni gittigin yere" diyor? Kim bu geride kalanlar?

9 - Kibar Feyzo Üzerine Deneme - İstanbul'un Orta Yeri Sinema

"90'lar Türk Sineması" üzerine bir inceleme dizisi yapmıştım blogun ilk zamanlarında hatırlayanlar olacaktır. Daha sonra bunun 80'ler ve 2000'ler versiyonunu da yapacağımı söylemiş ancak bu vaadimi gerçekleştirmemiştim yüzsüzce. Zaten uzun zamandır da sinema yazmıyorum.

80'ler Türk Sineması'nda ise dönemin darbeci rejiminden de etkilenen sinemanın daha çok komedi ağırlıklı filmlere yöneldiği ama bunu yaparken de Namuslu, Çıplak Vatandaş vb. örneklerde gördüğümüz üzere sistemi ve düzeni komedi zırhı ile eleştirdiğini görüyoruz.

Kibar Feyzo da her ne kadar 70'lerin sonunda çekilmiş ve darbeden etkilenmemiş bir film olsa da kendinden sonra geleceklere zemin hazırlayan bir film.


Kibar Feyzo'nun Ağa'nın kölelik düzeni ile yönettiği köyünden tutun da köyden şehre gitme süreci, ordaki adaletsizliği (Ben de Harranlıyam) , şehirdeki kölelik düzeninini (Sen gelme ulan ayı!!) keşfetmesi ve köyünde bunu anlatma çabasını izlediğimiz ve filmin sonunda yer alan "şimdiki ağa eskisini aratır olmuş" repliği ile biten film ; farklı kulvarda görünse önemli bir siyasi film kanımca.

İstanbul'un Orta Yeri Sinema blogu da işte bu önemli film üzerine bir deneme yazmış. Sinemayı sadece vakit geçirmek için görmeyen ve dönemin sineması ile ilgilenenler için güzel bir yazı.

Bu arada yakında sinema ile ilgili hem de çok kapsamlı bir seriye başlayacağımın haberini vereyim.

8 - Kız Dostları ! - Umut Karacaoğlu 

Hiç bir erkek, "kız arkadaşının en yakın arkadaşı erkek olan erkek" kadar çekmemiştir şu hayatta. Adeta kıskançlık krizlerini bastırmak ile geçer grupça yapılan aktiviteler bu adamlar için.


Şimdiye kadar bu durumu en iyi özetleyen Umut Sarıkaya'nın şu karikatürü olmuştu :


"Sizler her genç kızın yanında yöresinde gezen, kızların erkek arkadaşlarının zaman zaman kıllandığı, sinir bozucu, sinsi gibi ama iyi gibi de olan, kızın en yakın arkadaşı GENÇ MERİÇLER'siniz.. Gidin ve dünyaya yayılın aslanlarım. Skin o adamların hayatlarını..."




Umut Karacaoğlu'da bu konuya değinmiş blogunda. Şimdi özeleştiri yapmak gerekirse benim Meriç olduğum dönemler de var ki hepimiz biraz o şikayet ettiğimiz Meriçlerden değil miyiz sevgili izleyenler ?








7 - beyaz saçlarımdan sen suçlusun - piç güveysinden hallice 

Efendim hep söylüyorum şu sanal alemde karşınıza alıp sabaha kadar sohbet edebileceğiniz adamların başında geliyor Sami Hazinses. Nev-i şahsına münhasır kişiliği, en alakasız zamanda sizi kitleyen sözleri ile sıyrılıyor aradan.

Bu yazı hakkında da sadece şöyle bir giriş yapayım : Sami Hazinses berbere gider ve olaylar gelişir....

6 - 17'sinde Bir Kız, 17'sinde Bir Sevda - Persona Non grata

Normalde kızların bloglarında yazılan bu tip yazıları sevmiyorum. Çoğunluğu yavan ve birbirinin kopyası oluyor. Öyle olmayanlar da zaten çok sık yazmıyor.

Persona Non Grata ise o ender sevdiklerimden biri. Daha önce Ayın Yazıları bölümünde altın madalya da kazanan blogun sahibi a.nur o başarıdan sonra daha da şevkle yazıyor diyerek hiç yoktan kendime pay çıkarayım.


Bu arada yeni bannerı da beğendiğimi belirtmeden geçmeyeyim kendisine.

5 - Elalemin ağzı çorba değil ki dökesin... - Sıkıntı


Ayın en eğlenceli yazılarından birinde sıra.

Haydar Dümen'den Yiğit Bulut'a, Murat Dalkılıç'dan Metin Özülkü'ye, Saba Tümer'den Master Yoda'ya uzanan acayip bir yazı gelmiş Sıkıntı'nın yazarı Cornelius'dan.

Muhteşem resimlerle desteklenen tespitlerle dolu yazısında değme mizah dergisi yazarına taş çıkartacak üslubu göze çarpıyor Cornelius'un. Özellikle Ercan Saatçi vakasından sonra kimsenin değinmediği Metin Özülkü'nün durumuna yaptığı tespit ve fotoşop çalışması beni benden aldı diyebilirim. (koptum demedim dikkat ederseniz)

4 - Ben Neredeydim ? - Hastalıklı Dünya

Artık Hastalıklı Dünya Ekibi'nden birilerinin yazıları olmadan "Ayın Yazıları" olmayacakmış gibi duruyor. Bu ekip, hani "çok kafa çocuklar oğlum lan" derler ya işte aynen öyle.

Bu seferki yazı ekibin 4 üyesinden biri olan Charmerian'a ait. Kendisi Mersin'e gidiş geliş sürecini pek muazzam tespitler, betimlemeler ve gayet özgün bir üslup ile okurken yaşatıyor adeta.


Hastalıklı Dünya'ya girmek lazım sevgili izleyen.







3 - Âsâb-ı Mesel! - insan okusun diye yazıyoruz bunları!

Sonlar geldikçe çok uzun açıklamak istemiyorum açıkçası yazıları.

Charmerian'ın yolculuğuna benzer bir doğalgaz hikayesi var  bu sefer sırada.

Yine öne çıkan üslup, harika betimlemeler...

"İşte bu yüzden blog okuyorum gazeteler yerine"  dedirten bir başka yazı. Daha fazla detaya girmeyeyim girin okuyun işte.

2 - Çağdaş Kentin Homojen İnsanları - Kaos Defteri 

Ben bir İzmir'liyim biliyorsunuz bunu çoğunuz. Çoğu zaman da İzmir'de yaşamaktan memnun olduğumu dile getirirm. 

Ama özellikle son 10 yıllık periyotta bu şehirde yaşamaktan duyduğum memnuniyet yerini, bu şehirdeki insanlarla yaşamaktan duyduğum memnuniyetsizliğe bırakır oldu.
Aslında çok da fazla detaya girmek istemiyorum. Zira, İzmir ve İzmirliler hakkında bir yazı yazmak istiyorum yakın zamanda ki büyük ihtimalle İzmirli dostların çok tepkisini çekecek bir yazı olacak bu. Şimdilik kısaca bir kaç kelam etmek gerekirse İzmirlilerin artık bir özeleştiri yapması gerektiğini düşünüyorum diyeyim. 


Yazıya dönecek olursak da bu eleştiriyi çok güzel bir şekilde yapabilen bir yazı Kaos Defteri'nin yazısı. Son zamanlarda bir İzmirli'den göremediğim kadar sağlıklı bir bakış açısı ile yazmış.

...ve geldik bana göre Kasım ayında bloglarda yayınlanmış olan en iyi yazıya : 



1 - Yetmişlerde Solcu Olmak ve "Babam ve Oğlum" - Kalemzede 


Hep söylüyorum, bizde artık solcular faşist, hümanistler kafatasçı, hırsızlar dürüst  diye. 

İnandığı (!) ideolojinin ne olduğunu hiç araştırmadan, bilmeden, sorgulamadan bir tarafa geçiyor bizde insanlar. Sonra da faşistlik yapan solcular çıkıyor ortaya doğal olarak.


Yine hep tekrarladığım bir şey var ki o da şudur. Siz bırakın kendi idedolojinizin ne olduğunu; karşı olduğunuz idedolojinin bile ne olduğuna tamamen hakim olmak zorundasınız ki neye karşı olduğunuzun farkında olun da sonra o "karşıyım" dediklerinizin yaptığını yapmayın. 


İşte bahsi geçen yazıda da solcuların gerçekten solcu olduğu bir zamandan bahsediyor yazar. Bunu da bana göre oldukça abartılıp aslında bomboş bir film olan "Babam ve Oğlum" filmini de merkez alarak yapıyor. 

 İşte HBBA olarak bana göre geçen ay blogların en iyi yazıları bunlardı. Her zaman olduğu gibi tüm blog yazarlarına susmayıp konuştukları için teşekkür ediyorum şahsım adına. 


*bu arada 1.olan yazı aslında eylül ayında yazılmış. ama ben geçen ay denk geldim ve eylül ve ekim ayında atlamış olduğum bu yazıyı kasım'a sarkıttım hakkını yememek adına. ha "böyle şey olur mu" derseniz. olur derim.

Ayın Yazıları 6

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 18:39

7

Ekim ayının en iyi blog yazılarına geçmeden önce konu dışı bir kaç şeyden bahsetmek istiyorum.

Öncelikle yorumlarla ilgili aldığım bir kaç eleştiri var. Onlara değineceğim.

Bloga gelen yorumlara cevap yazmayacağımı söylemiştim daha önce. Bunda da en büyük gerekçem yazdığım yazılarda yeri gelip uzun uzun paragraflarla anlattığım düşüncelerimin bazı cümleleri özellikle seçilip çok acayip yerlere çekiliyor ve anlatmaya çalıştığım asıl şey birden garip bir hale sokuluyordu. Böylece de anlatmak istediğim şeyi aslında yazıda yeterince anlattığım halde yorumlar vasıtasıyla tekrar tekrar açıklamak zorunda bırakılıyordum. Bu da bir yerden sonra ciddi anlamda mental yorgunluk yaratıyor insanda.

Yani düşünün siz zaten yazınızda örneklerle, kanıtlarla bir şeyler anlatıyor, fikir belirtiyorsunuz; sonra biri gelip garip bir yerlere çekiyor ve siz aslında zaten anlattığını şeyi tekrar anlatmaya çalışıyorsunuz. Bakın üstteki paragrafla aynı şeyi söyledim bu paragrafta. Ne kadar sıkıcı oldu değil mi ?

İşte bu yüzden hiç bir yoruma cevap yazmama kararı almıştım ama bu da bir nevi kafayı kuma gömmek oluyor. Mesela biri gelip sizin anlattığınız şeyi gayet güzel şekilde destekleyen ya da tam karşı çıkan bir şeyler yazıyor ve siz buna sırf, saçmasapan adamlara tepki koymak adına cevap vermediğiniz zaman da bu sefer kurunun yanında yaşı da yakmış oluyorsunuz.

Bu yazdıklarımdan da sakın benim beğenilme kaygılı, eleştiriye kapalı biri olduğum sonucu çıkarılmasın. Benim şikayet ettiğim boş laflar. Yoksa eleştiriye, hatta tam karşıt görüşlere her zaman kapım açık ki bilenler bilir, zır görüşteki insanların birbirleri ile fikir alış verişi yapması taraftarıyım her zaman.

Özetle diyeceğim şu ki bundan sonra elimden geldiğince gelen eleştirilere cevap vermeye çalışacağım.

Fazla uzattığım sözü hiç değilse burda keserek hemen blog dünyasında Ekim ayının bana göre en öne çıkan yazılarını paylaşmak; üzerine bir kaç kelam etmek istiyorum.

Bu konuyla ilgili de ufak bir giriş yapayım. Bloglarda "Mim" denen bir olay var malumunuz. Ama bu "mim" denen hadisede genel olarak "eş, dost, akraba" sebeblenip istenmeden ya da bilinçli olarak torpili devreye sokuyor blog tutanlar. Ayın Yazıları formatında ise daha önce de belirttiğim üzere yazıyı yazanlardan çok "yazılar" ön plana çıkıyor ve bence çok daha iyi bir yöntem bu.

Laf salatalarının ardından sıyrılarak bana göre Ekim ayının en iyileri olan yazıları paylaşmak istiyorum artık :

10 - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski vs. Orhan Gencebay - Sigara Yanıkları

Daha önce bir kaç kez "Ayın Yazıları" listesine giren Sigara Yanıkları yine listede. Ekipten "hacitokankoli" Dostoyevski-Orhan Gencebay-Zeki Demirkubuz arasında güzel bir bağ kurarak okunası bir yazı çıkarmış ortaya.



Haictankolik'in de dediği gibi "acıda hazların en tatlısı gizlidir" diyen bir adam Dostoyevski. Gelmiş geçmiş en byük yazarlardan belki de birincisi olan bu adamın kaleminden çıkan bu söz insanoğlunun en acı gerçeklerinden birini özetliyor bizlere.

Acı olmadan ne olurdu ki şu hayatta?

Little Miss Sunshine'da Steve Carrel'ın canlandırdığı Frank karakteri yeğeni ile konuştuğu sahnede şöyle bir cümle kurmuştu hani :

Liseye gitmek istemiyorsun ama en güzel acılar lisede çekilir. Kaçıracağın onca acıyı düşün...


Peki ya Dostoyevski'den 100 yıl sonra "ben zaten her acının tiryakisi olmuşum" diyen Orhan Gencebay..

Bazıları "Orhan Gencebay hayranıyım" dediğimde "inanmam, senin gibi biri..." gibi acayip tepkiler veriyor ama Dostoyevski'nin, Proust'un, Nietzsche'nin söylediklerini daha basit görünen ama dolu sözlerle anlatan bir adam Orhan Gencebay.



Yazıda Zeki Demirkubuz'a da değinilmesi anlatılmak istenen şeyi tam olarak tamamlamış kanımca.


9 - Farmville'den geldiniz, rezil ettiniz güzelim İstanbul'u - Sıkıntı

İstanbul , bizim gibi ayda yılda bir gidip 7-8 gün gezip gelen adamlar için bile yeri geldiğinde bir çileye dönüşürken bir de orada yaşayan ve çilesini çeken adamlar için kimbilir ne anlam ifade ediyordur sorusunun cevabı niteliğinde bir yazı.

Sıkıntı adlı blogun sahibi sabahtan akşama kadar olan çilesini harika bir dille, yeri geldiğinde bilimsel verilerle, grafiklerle destekleyerek anlatmış.



Ekim ayının en yaratıcı yazılarından.

Özellikle İstanbul'un çilesini çekenlerinin keyifle okuyacağı bir yazı.


8 - Top 10 İğrenç Canavar filmi Klişesi - Flying Dutchman

Blogu takip edenler bilir ki Dutchman ve ekibini ellerini ovuşturup "dünyayı ele geçirmem gerek" diyerek pis pis sırıtan kötü adamlar kadar kıskanırım.

Hele şu "Top 10" listelerini niye ben yapmadım da benden önce yaptılar diyerek kıskançlığım yerini nefrete bırakır.

Ama buna rağmen Flying Dutchman'in olmadığı bir "Ayın Yazıları" listesi; canavar, uzaylı, börtü böcük tarafından tehdit edilmemiş bir Güney Dakota kasabasına benzer.

Bu ay listeye giren yazı ise adından da anlaşılacağı üzere, Critters, Yeraltı Canavarı, Arılar, Piranhalar, Cani Yusufçuklar, Katil Eşşekler, Ruh Hastası Civcivler gibi artık tehdit edilmediği yaratık kalmayan Amerikalılar'ın bu filmlerdeki olmazsa olmazları..


7 - Dunning-Kruger Etkisi - KahveAltı


Geçen ay yazdığım Cahillik Modası adlı yazıya pek çok yorum aldım. Yazıyı da yorumları da blogu takip edenler okumuşlardır muhtemelen.

O yazıdan sonra onun devamı niteliğinde ve ordaki açıkları kapatan bir yazı daha yazmıştım.

İşte KahveAltı blogunun sahibi de benim benim anlatmak istediklerimi tamamlayan bir yazı kaleme almış.


6 - Altı Çizilmiş Önemli Boşluklar - Ben Bu Yaz Nerdeydim



Öncelikle Edward Ander kullanıcı adlı blog sahibini; blogun adı ve bannerı nedeniyle gerçekten tebrik ediyorum.

Şener Şen'in her karakterine ayrı ayrı bayılırım. Badi Ekrem de en önemlilerinden biridir kuşkusuz. "Ben bu yaz nerdeydim" repliği ile başlayan sahne belki çok ön plana çıkmaz ama Hababam Sınıfı serisinde en güldüğüm sahnelerden biridir. Bloga o repliğin adını vermek, banner'a da o sahneyi tabiri caizse cuk oturtmak gerçekten de basit görünse sivri bir zeka işi ki listeye giren yazısını görünce blogun sahibinin nasıl bir zekaya sahip olduğuna daha yakından şahit olacaksınız.

Listede 6. sırada durduğuna bakmayın. Gerçekten de çok ama çok önemli bir yazı. Yazıdan fazla bahsetmek istemiyorum açıkçası. Girin okuyun.

Üzerine konuşalım sonra.


5 - İlk Aşk & İlk Salaklık - Öküzün Önde Gideni


İlkokul 1. sınıfta sanırım aşık olmuştum ilk olarak. Tabi o aşktan sayılırsa.

İşin ilginç tarafı aşık olduğum kız da bana aşık olmuş hatta bir gün tenefüsten sonra sınıfa geldiğimde bohçasını (çantasını) alıp benim yanıma taşınmış olduğunu görünce bir süre sanki hiç yanıma oturmamış gibi yapıp sonra da en cool halimle "aaa sen yanıma mı oturdun" demiştim. O da bana "ben artık senin yanında oturacağım" demişti.

2 ay sonra babasının tayini çıkıp başka şehre taşınana kadar da seviyeli bir arkadaşlığımız olmuştu kendisi ile.

Öküzün yazısı da buna benzer bir hikaye içeriyor. Blogun adına bakıp aldanmayın. İlk aşk üzerine oldukça naif ve içten bir yazı.


4 - bence tanrı yok. niye? yok işte saçma ki oğlum! - Yarasa Boku

Hatırlarsınız, geçen ay "Ayın Yazıları"nda Yarasa Boku'nu 1.yapmış ve bunun gerekçelerini de orada açıklamıştım.

Ekim ayında ise 1.olan yazısından da harika bir yazı geldi ve benim söylediklerimi kara çıkartmadı.

Şimdi linke tıklayıp yazıyı okuyanlar belki de "ne var ki bu yazıda" diyebilirler ama ben geçen ay söylediklerime paralel şeyleri tekrarlayacağım.

Bu dolu cümleleri yazan kız sadece 15 yaşında.

15 yaşında bir kız çocuğunun bu kadar az cümle ile bu kadar çok şey anlatması; özellikle din-inanç gibi bir konuda bu kadar içi dolu cümleler kurması gerçekten de takdir edilmeli.

Bu listenin ileride de müdavimi olmasını diliyorum ve biliyorum ki bu ufaklık beni yine yanıltmayacak.


3 - Futbol Bloglar Nereye Koşuyor - No Pain No Gain

Yaklaşık 2-3 yıldır gazetelerin spor sayfalarını, spor(!) gazetelerini okumuyorum. Bunun yerine onlardan çok daha kaliteli içeriğe sahip olan spor bloglarından takip ediyorum pek çok haberi.

Aceto Balsamico, Flying Dutchman gibi blogların başını çektiği bu bloglar Türkiye'deki olmayan spor gazeteciliğine adeta bir ders verdi ve aslında içlerinin ne kadar boş olduğunu ve bu işin aslında nasl yapılması gerektiğini anlattı. Daha doğrusu anlayanlara anlattı.

Hürriyet Spor'un başında Ercan Saatçi gibi bir adamın olduğu Türkiye'de alternatif olarak çıkan ve alternatiften çok olması gereken olan Futbol ve Spor Blogları son dönemlerde Fotomaç seviyesine inmeye başladı malesef.

No Pain No Gain'in sahibi Ortega futbol bloglarının önündeki bu tehlikeye dikkat çekmiş yazısında.


2 - One minute Ulan! - Boş Muhabbet

TReVaNiaN bir döndü pir döndü.

Uzun süredir ara verdiği yazıların Ekim ayı ile birlikte dönüş yapan Trevanian'ın TRT'de yayınlanan "Ayrılık" dizisi ve İsrail'in buna verdiği tepkiye bir eleştiri yazısı.

Ben daha önce "Kırmızı Paltolu Kızlar" başlığı altında bir yazı yazmıştım bu iki yüzlülüğe tepki olarak.

Kendi yazımdan alıntı yapayım :

Daha 70 sene önce çocukları öldürülen insanların torunları,bugün o lanetledikleri Nazi subaylarından farksız,evlere bomba atıyor;belki paltosu bile olmayan çocukların ölümüne sebep olabiliyor.Hem de bunu Nazi zulmüne son veren(!) Amerika'yı arkalarına alarak yapıyorlar.

İnsanoğlunun artık bir şeyler yapması lazım.Gezegen bile bizi uyarırken,sular tükenir,hayvanlar ölürken,soykırıma uğrayanlar soykırım yapmaya çalışırken,gerçek insanlar artık bir şeyler yapmalı.

Artık isabet bile etmeyen bir ayakkabıdan duyulan hazdan daha fazlasına ihtiyacımız var.


Trevanian da gayet doğru örneklerle bu iki yüzlülüğe dikkat çekmiş.

Kendisine tekrar hoş geldin diyor ve yazılarına bu kadar uzun ara vermemesini diliyorum.

*Bu arada başlı başına yazı olacak yorumunu da okudum. O cevap için ayrıca teşekkür ediyorum.

.... ve HBBA'ya göre Ekim ayının en iyisi :

1 - Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye'nin En Büyük Tabusudur - Bir Deliden Nağmeler

Aslında Ekim ayının en iyi yazısından daha çok "Ekim ayının en cesur yazısı" payesini daha çok hakediyor bu yazı.

Aslında bu yazıda katılmadığım hatta eleştirebileceğim, yazarın "kaş yaparken göz çıkardığı" bölümler de mevcut ama kimsenin değinemediği, dile getiremediği, dile getirdiği zaman "vatan hainliği"ne varan suçlamalara maruz kaldığı gerçekleri dile getiren delininbiri; bence bu yazıda çok ama çok şey anlatıyor. Tabi görmek isteyene.

Malum bizim ülkemizde 3 Maymun'u oynamak daha makuldür.

Asrın lideri diyebileceğimiz bir adamı "tanrı" seviyesine getirip yaşasa kendisinin bile utanabileceği bir kalıba soktuk millet olarak.

Ama faşist solcuların, kafatasçı hümanistlerin, okuyan cahillerin, dürüst hırsızların, masum katillerin, dopingli sportmenlerin yaşadığı ülkemizde Atatürk'ün de gerçekten anlaşılması mümkün değildi zaten.

Anladıklarını sananlar onu "Allah" katına çıkarırken, anlamayanlar "Allah düşmanı" ilan ettiler.

Bu konu ile ilgili ben de bir yazı yazdım ama şimdilik yayınlamıyorum.

Şimdilik Deli'nin yazısına alkış tutmakla yetiniyor ve kendisini böyle bir yazıyı kaleme alabildiği için tebrik ediyorum.

Bu yazıdan dolayı kendisine küfür edenlere de, ki muhtemelen benim yazdığım yazıdan sonra bana da gelecek o küfürler, kulak asmamasını öneriyorum.


Efendim işte Ekim ayının öne çıkan blog yazıları.

Önümüzdeki ay yeni bir listede buluşmak üzere tüm blog sahiplerine "yazdıkları" için kendi adıma teşekkür ediyorum.

Ayın Yazıları 5

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 19:03

7

Eylül ayı blog dünyası için sancılı bir ay oldu. Blogger'a erişimin, engellenmediği ama blogspot'un kendisinden kaynaklanan problemler nedeniyle neredeyse imkansız hale gelmesiyle, ne geçen aylardaki gibi yazılar yazılabildi ne de erişimden etkilenmeyenlerin yazıları okunabildi.

Dolayısıyla bu ay çok da fazla blog okuyamadım ama yine de "ayın yazıları" ritüelini yerine getirelim diyorum.

Bu ay da 10 tane yazıyı okurken bir kenara attım. Her zaman dediğim gibi sıralamanın çok önemi yok ama yine de sıralama yapınca daha bir gizemli daha bir onore edici oluyor sanki. O yüzden birinci olan sevinsin ama diğerleri de "ben hayatımda ilk iki dışına çıkmadım teesüf ederim" demesin.

ve işte HBBA'ya göre blog dünyasında Eylül ayının yıldızları :

10 - Facebook ve Yaratıcılık Sınırları 7 - Malın Gözü

Yurdum insanı için internete bakış, dünyanın geri kalanından çok daha farklı. Özellikle de Facebook gibi sosyal ağları bizim gibi kullanan bir ülke olduğunu sanmıyorum. Farz-ı misal bir Orta Afrika Cumhuriyeti vatandaşının "bu gruba katıl listeni davet et, dünyaya Orta Afrika'nın gücünü gösterelim" diye grup açma ihtimali bana pek de mantıklı gelmiyor.

İşte Malın Gözü de bu konuya değinmiş. Hatta bir yazı dizisi oluşturmuş bununla ilgili.Ben serinin 7. yazısına denk geldim.

Eğlenceli bir üslubu var Malın Gözü'nün. Takibe almaya değer bir blog.

Ayrıca serinin geri kalanı için de bu linke tıklayabilirsiniz.




9 - Hare - Yaklaş Biraz

Yaklaş Biraz daha önce de girmişti "ayın yazıları" listesine. Uzun zamandır da okumuyordum kendisini.

İtiraf etmek gerekirse bu masalı kendisi mi yazdı onu da bilmiyorum. Yani eğer gerçekten de bilinen ve benim bilmediğim bir masalsa bu, şu anda her boku bildiğini iddia eden bir adam olarak rezil oluyor olabilirim. Ama yine de bu riski alıyorum ve kendisini bu listeye tekrar sokuyorum.

Bu yazıya gelen yorumlardan birinde " her şeye rağmen, hala masalları olan insanlar olduğunu bilmek güzel " demiş birisi.

Eğer kendisi yazmamışsa bile gerçekten de hala masalları olan insanların var olduğunu bilmek de, bir masalı okumak da güzel. Sırf o yüzden bile bu listeye girmeye değer diyorum.


8 - Minibüs'cünün Seyir Defteri - Hastalıklı Dünya

Blogdaki yazılara arada bir yorum yapan (Süper)Cem vasıtasıyla tanıştım bu elemanlarla. Aslında tanıştım dediğim, bloglarını keşfettim. 4 kişi yazıyorlar : (Süper)Cem, Charmerian, Chopartypical , Darkohl

Resimlerinden de anlaşılacağı üzere hepsi de temiz çocuklar (çocuğum olsa eve almam bunları). Yazdıkları da eğlenceli, güzel tespitleri var.

Mevz-u bahis olan yazı ise Chopartypical'ın elinden çıkmış.

Adından da anlaşılacağı üzere bir minibüs hikayesi.

Gidin okuyun efendim.Ben kefilim bu çocuklara.

7 - Seviyorsak, Sebebi Var - Piç Güveysinden Hallice

"Sabah seksi yalnız mutlu insanlara özgü bişey."

"
Issız adaya düşemem bu yaştan sonra."

"
isveçli bilimadamı olsam, bilim insanı olsam, kremiydi sikiydi püsürüydü uğraşmam. akademik kariyer yapar, emekli ikramiyesiyle ev alırdım."

"tencerede kereviz görünce tatsızlık çıkardım evde"


Bunlar sırf twitter'da yazdığı naçizane cümleler. FriendFeed sayesinde keşfettiğim, twitter'ına gurban olduğum bir adam samihazinses kullanıcı adlı "Macerayı Seven Aras"

Efendim, Aras Bey hakikaten nev-i şahsına münhasır bir insan. Blogu da aynen kendisi gibi..

Seçtiğim yazı ise bir bayram mesajı...Daha doğrusu sonu "Bayramınız kutlu olsun" ile biten bir yazı..

Bu acayip adamı takip etmek lazım.

6 - Varoluşçuluk ve Saçma Felsefesi / 1 - Sigara Yanıkları


Sigara Yanıkları sıkı takip ettiğim bloglardan. Sinema üzerine gerçekten dergi kalitesinde yazıların çıktığı bir blog. Bu yazı ise benim için yaşayan en büyük Türk yönetmenlerden olan Zeki Demirkubuz'un pek sevemediğim filmi Yazgı filminin çıkış noktası "Yabancı" romanı ve Varoluşçuluk felsefesi üzerine.

5 - Eski Türk Filmlerinde Sosyal Farkındalık - Eşkenar Üçgen

Türkiye'de insanların içi boşaltıldıkça ve bu içleri boşalan ve gittikçe cahilleşen insanlar çoğaldıkça bu ülkede insanlar da değişti, zevkler de değişti sanat da,sinema da değişti.

70'lerin ve 80'lerin baskıcı, darbe yönetimlerinde tüm bu baskılara rağmen sinemamız el altından, el altında kavramını da açarsak, komedi yolu ile şifreli mesajlar veriyordu seyircisine. Biz Kemal Sunal'a, Şener Şen'e kahkahalar atarken onlar filmlerde "güldürürken düşündürmek" gibi bir kalıba sığdıramayacağımız bir iş çıkarıyorlardı.

Bugün ise o dönemden çok daha özgür bir ortam (belki de tam tersi) varken komedimiz "Recep İvedik", eleştirimiz de "Güneşi Gördüm" sığlığına erişti.

Yazıya dönecek olursak da Eşkenar Üçgen o dönemin sinemasıdaki sosyal farkındalık kavramını incelemiş.

Önümüzdeki aylarda ben de "80'lerin En İyi Türk filmleri" serisine başlamak istiyorum. Bu yazı da buna başlama konusunda bir referans oldu bana.

4 - Mehmet Turgut - Meren'in Fotoğraf Günlüğü

Efendim, bizim ülkemizde her türlü ahlaksızlığın, her türlü yolsuzluğun; daha geniş konuşmak gerekirse her türlü terbiyesizliğin bir bahanesi var. Bir kaç gün önce Timuçin Esen'e yapılan olay üzerine bir yazı yazmıştım takip edenler hatırlar.Orda da bahsettiğim üzere bazıları için bu bahane "Ekmek Parası" kalıbı olarak geçiyor.


Mesela iş sanata geldiğinde ise düpedüz bir başkasının eserini çalan adamlar bunun adına "Esinlenme" diyorlar.

Esinlenme ya da etkilenme sanatın içinde olan bir kavramdır. Bunu zaten inkar edemeyiz. Her sanatçı kendisinden önce gelenlerden muhakkak etkilenmiştir. Bunu bizzat gururla belirtenler de olur zaman zaman.

Bahsi geçen esinlenmeden kastım o değil benim. Düpedüz hırsızlığın adına "esinlenme" diyor bazıları.

Bizim bilirkişi raporu'nun geçtiğimiz aylrda tespit ettiği Arakçı Mehmet Turgut Esinlenmesi'ni bu sefer Meren kendi fotoğraf günlüğünde ele almış.

Bilirkişi'nin tespitlerini de daha sağlam kanıtlarla doğrulamış adeta.

3 - Tarantino'suz Bir Türkiye Düşünülemez - Sinematik

Türkiye'de yukarıda bahsettiğim "ekmek parası, esinlenme" gibi bahanelerin yanında bir de şu kalıp mevcut : "Halk bunu istiyor"


Yavanlığın, ucuzluğun adını "halk bunu istiyor" koyduğumuzdan yukarıda da belirttiğim üzere Recep İvedik seviyelerinde bir sinema anlayışımız oluşuyor.

Özgün bir şeyler ortaya çıktığı zaman da bu sadece bir kaç entele malzeme olan (enteli hakaret anlamında kullanmıyorum) ama sırf "halk bunu istiyor" diye yapılan filmlerin yanında ezilen ve uluslararsı festivallerde döktürürken kendi ülkesinde 5000 kişinin izlediği filmler ortaya çıkıyor.

Sinematik blogunda ise bu konuyu Tarantino örneği merkeze alarak incelemişler.

Ayın önemli sinema yazılarından.


2 - İnternet Olmasaydı Nasıl Çiftleşecektik ? - Pucca Günlük

Pucca, kuşkusuz bir fenomen. Sadece blog dünyasında değil, tüm internet aleminde hem de.

İnsanlar ya tapıyor ya da nefret ediyor ona.Bunda da en büyük pay anlatım dili,üslubu, seçtiği kelimeler. Günlük hayatta çizilen "kız" imajının tam tersinde kalan bir tarzda yazdığından dolayı bu olumlu/olumsuz tepkileri alıyor.

Yazılarını ilk olarak okuyanlar "ay bu ne, terbiyesiz ayol bu" gibi tepkiler verebilirler. Günlük hayatta iki laflarından biri "a..na goyum" olan bir toplum için gerçekten de çok terbiyesiz(!) bir yazım dili olduğu gerçek.

Bana göre Pucca bazen ciddi anlamda bokunu çıkarsa da bir blogger'dan çok, çok önemli bir "Yazar".

Sığ sularda geziyor gibi gözükse de, eğreti duran "kaka" sözcüklerle derdini anlatsa da, o sığlığın altında gerçekten de çok derin bir dil gizli. Hatta sırf o dili, o derinliği gizlemek adına bazen kasıtlı olarak bunu yaptığını düşünüyorum.

Bahsi geçen yazıda da gayet doğru tespitleri gayet eğlenceli bir biçimde anlatmış.

Tavsiyem önyargılardan değil, iki yüzlülükten kurtulup onu takip etmeye başlamanız.

..ve HBBA'ya göre Eylül ayının en iyisi :

1
- Nefes Al Nefes Ver - Yarasa Boku

Şimdi öncelikle şunları belirteyim.

Bir kere bu yazının başlığı yoktu, sadece ilk cümlesini başlık olarak aldım.

Bloga girip yazıyı okuduğunuz zaman da, neden bu kadar dolu tespitlerle dolu, bazıları yoğun araştırma ürünü diğer yazıların değil de bir kızın ağzından dökülen iki üç serzenişle dolu, başlığı bile olmayan bir yazının "ayın yazısı" olduğunu sorabilirsiniz.

Nedeni bu yazının, blogunda Mevlana, Nazım Hikmet, Bertolt Brecht'den alıntılar yapan, yaşıtları Keremcem, Yalın eşliğinde ergen aşıklarına mesaj atarken, John Lennon, Yavuz Çetin şarkıları eşliğinde bloguna, içi 15 yaşında bir kızdan beklenmeyecek kadar dolu cümlelerle yazılar yazan bir kızın elinden çıkması.

Sokratesya, Yarasa Boku adlı bloguyla işte bu yüzden ayın yazılarında 1 numara oldu benim için.

İşte HBBA'ya göre geçen ay öne çıkan blog yazıları bunlardı..

Her zaman olduğu gibi, bu listenin tamamen kişisel olduğunun altını çizip; interneti ve blog okumayı,yazmayı zevkli kılan tüm arkadaşlara bir defa daha saygılarımı sunduğumu belirtiyorum.

Ayın Yazıları 4

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 21:54

6


Önceki 3 neredeydi dediğinizi duyar gibiym.

Efendim şöyle ki , bu seri zamanında "Haftanın Yazıları" başlığı ile başlamıştı; ama her hafta onlarca blogu gezip okumak, üstüne üstlük en az 7-8 kayda değer yazı bulmak bendenize zor geldiği için bunu ayda bir yapayım dedim ve ortaya bu başlık çıktı.

Fazla lafı uzatmadan geçen ay bloglarda gözüme çarpan,diğer yazıların arasından sıyrılan; kısaca ayın yazısı olan yazıları paylaşmak istiyorum.

Sırada 4.HBBA Oscarları :

10 - Beynelmilel İzmir Fuarı - Masada Boş Bardaklar

İzmir'de doğup büyüyen bir çocuk için Fuar Zamanı kadar heyecan verici başka bir şey daha yoktur.


Ben çocukken her yıl en az bir büyük kavga eden ve birbirleriyle hiç geçinemeyen aile fertlerim için Fuar Zamanı, Barış Çubuğu içilen tek zamandı sanki.Eski fotoğraflar ortaya çıktığında tüm ailenin Ertem Eğilmez filmi gibi poz verdiği tek fotoğraflar da Fuarda çekilmiş fotolardı.

Fuar zamanı yaklaştıkça kardeşimle adeta geri sayıma başlar,hangi gün gideceğimizi, ne yiyeceğimizi, lunaparkta nelere binip, hangi hayvanları göreceğimizi hayal ederek geçerdi koca yaz. Ardından o muhteşem gün gelir; tüm aile Fuarı tavaf ederdik sabahtan akşama kadar.
Çimlerin üzerine serilip anneannemin yaptığı sandeviçleri yer (sandviç değil sandeviçti onlar) , paraşütten atlayanları izleyip, dayımla teyzemin "sen atlarsın ben atlayamam,bende etek olmasa atlardım" kapışmalarını çocuk neşesi içinde izlerdim.


Masada Boş Bardaklar Blogunda işte bizim Fuarımızın ufak bir tarihçesine değinilmiş.Üstte bahsettiğim zamanları hatırlattı bana bu yazı.İstanbul'da yaşayan Türkiye'nin, 1 aylığına İzmir'e misafir olduğu zamanları..

Şimdi bitti gitti fuar da..

9 - İlk Defa - ddarko

Listenin en garip yazısı ile karşı karşıyayız.

Aslında bu tam anlamıyla bir yazı da sayılmaz ya da ben bir kategoriye sokamadım tam. Blogunu okuyan birinden aldığı bir mail üzerine bir kaç kelam etmiş ddarko.


Sevimli bir serzenişle beraber isminivermekistemeyenbirhayranına teşekkür mahiyetinde bir kaç söz..

Hoşuma gitti benim.

Ayrıca kendisinin sıkı bir takipçisi olduğumu da buradan belirtiyorum.

8 - Saturation - Eksensiz

Sıra geldi bu ödülün müdavimlerinden birine.

Efendim diyorum Eksensiz roman etkisinde yazıyor, okurken çok güzel bir tat bırakıyor diye ama bu sefer durum farklı.

Kendisi bu yazısında bana göre ortada hiç bir ilginçliği olmayan bir olayı ,ki olay bile diyemeyceğim,alıyor bizlere harika bir öykü sunuyor.

Küp şekerden çikolatalı pasta yaratıyor tabiri caizse.

Bir de ilginç bir şeyler gelse başına kimbilir neler yapacak bu kız.

7 - Ey Ö$gürlük - Çekme Kaset


Şu ülkede Sol deyine,o SOL kelimesinin belki en çok hakkını veren adamlardandır Zülfü Livaneli.Ama o da sonunda bazı şeylere yenik düşüp Vodafone'un reklamlarında "Özgürlük" şarkısının kullanılmasına izin($) verdi.

Bu konuya pek çok açıdan yaklaşabiliriz. Ben açıkçası reklam yapılan firma savunulan görüşe çok ters olmadığı sürece çok da yadırgamıyorum bu durumları.Ki bu örnekte fazlasıyla ters..

Çekme Kaset ise olaya daha ilginç bir açıdan yaklaşarak daha önce şarkısının reklamlarda kullanılması hayretle karşılananlardan bir liste yapmış.

İncelemeye değer bir liste olmuş.


6 - Kına Gecesi ve Düğün Çemberi - Bilir Kişi Raporu

"Anne ile pazara gitmek" kadar korkarım düğünlerden."Düğün Fobisi" diye bir şey varsa ona tamamen sahip olanlardan biriyim diyebilirim.


Bilir Kişi Raporu nam-ı diğer DiziGünlükleri düğün konusunu ele almış yazısında.Adeta iskeletini çıkarmış düğün kaosunun.Gayet eğlenceli ve hoş bir yazı olmuş.Ayrıca benim "Gelin Başı" faciasından da bahsederek al da at dercesine verdğim pası gole çevirmiş.

BilirKişi olarak ilk ödülü olduğundan dolayı kendisini tebrik ediyor,kendisine Bedük'ten Automatik şarkısını armağan ediyorum.

5 - istesem o dakka yazmayı bırakırım ! - Siminya

"Yazarımız yıllık izninin bir bölümünü kullandığı için yazılarına ara vermiştir"

"İşlerimin yoğunluğu sebebiyle cevap veremeyebilirim"

"Bazı özel sebeplerden dolayı bir süre bloga yazı ekleyemeceğim"

Bu ve bunun gibi örneklere aşinayızdır hepimiz ama , bu yazıdaki kadar eğlenceli bir ara verme,cevap verememe durumuna daha rastlamadım.


Basit bir "uzaklarda bir yerlerdeydim,yorumlarınızı yayınlayıp cevaplayamadım" yerine öyle bir yazı yazmış ki Siminya okurken iyi ki o arayı vermiş diyorsunuz.

4 - Top 10 Türk İnternet Yorumcu Klişesi - Flying Dutchman

Uçan Hollandalı'nın olmadığı bir "Ayın Yazıları" serisi 10 numarasız bir futbol tartışmasına benzerdi herhalde.


Dutchman ve ekibi bu sefer son yılların kanayan bir yarası olan ve aslında en kısa zamanda el atılması gereken bir konuya; Türk internet kullanıcılarının yorumculuk kimliğine bir bakış yapmış.

Özellikle internet yaygınlaştıkça ,her kafadan bir sesin çıktığı ülkemizde bazı kafaların ses yerine neler çıkardığını görmemize neden olan bu yorumculuk işini öyle bir özetlemiş ki okurken hak vermemek,kahkaha atıp bir yandan da sinir küpü olmamak mümkün değil.

Youtube'da Leman Sam'ın "Anladım" şarkısının bile altına "Ne kadar Fenerli Varsa A.... S....." yazan insanların yaşadığı memleketimizde bu konu hakkında en kısa zamanda bitirme tezleri de yazılması gerekiyor.

*Yazdığım bir yazının altına sadece "Bak dalgana" yazan arkadaşa da burdan selamlarımı yolluyorum.

3 - 2004 - Ey Hafıza! Kanıyor Ne Varsa Süzdüğün...


12 yaşına kadar kendi anneme anne demedim,diyemedim çıkmıyordu ağzımdan.Alışık değildim çünkü.Benim annem anneannemdi.Ona öyle hitap ederdim.2005'in 21 Ağustos'unda çekip gidene kadar da öyle kaldı benim için.Anne deyince ilk aklıma gelen O'ydu.

Huysuz cadı kadının tekiydi aslında;hatta öz annem ona ne kadar çektirdiği konusunda neler anlatırdı ki çoğuna şahit de oldum.Ama bana başkaydı.

Siz bir insanın son isteği olmak nedir bilir misiniz ?

Ben bilirim işte.

Onun son isteğiydim ben.Bu hayatta son kez görmek istediği kişiydim.Ne oğlu ne de 3 kızı,ne kocası ne de diğer 5 torunu..Beni görmek istemişti,benim elimi tutmak..

İşte bu yüzden konu ANNEanne ise benim için akan sular duruyor.

Benim için 2005 olan bu yazının başlığı Winston Wolf için 2004 olmuş.


Hem onunkini hem de kendi "Anne"mi hasretle anıyorum bu yazı vesilesiyle..


2 - Pippa Bacca'ya Mektup - Kadınlar Yazıyor - Ceset İzleri

Barış için yola çıkan bir gelin vardı..bir kadın bir insan..


Gelin olarak çıkmıştu bu yolculuğa çünkü gelinler kutsaldı,kimse dokunmazdı onlara..O yüzden beyazdı gelinlikler..Beyaz güvercin rengindeydi..

Ama güvercinlere de dokunulan bir yerden geçerken o gelinliğin beyazlığı kalmadı..

Televizyonda komedi filmi görüntüsü ile verildi haberi güvercinlere tahammülü olmayan insanalr tarafından...
*Daha önce kendi blogunda yayınladığı bu yazıyı bu sefer Kadınlar Yazıyor'a koymuş Cesetİzleri.Ben ilk kez orada okuduğum için geçen ayın yazılarında değerlendirdim.


ve bana göre geçen ay okuduğum yazılar arasında en iyisi...ayın 1 numarası

1 - Narin Konuların Narin İnsanları - persona noN grata

"Hümanistim ama kürtler ölsün ağbi,insan değil ki onlar"

"Milliyetçiyim ben Atatürkçüyüm,beğenmeyen s.ktirsin gitsin"

"Tabi ki darbeye karşıyım ama ordu da yeri geldiğinde sesini çıkarmalı hocam"

"Ya ben özgürlüklerden yanayım tabi ki kimse kimse kimseye karışmamalı,ha türban mı bak ona karşıyım ağbi o ne öyle"

Tezat Cumhuriyeti'nde yaşıyoruz biz.Bu tezatlarla yaşarken de savunduğumuz ideolojilerin,inandığımız değerlerin en yakınından bile geçmeyecek şeylerin altına imza atıyoruz hep.

Türbanlı öğrencileri dini simge diye hak ettikleri okullara almayıp,derse iftar nedeniyle ara veren profesörler var bu ülkede.

Darbe savunculuğu yapan solcular, kendi halkının insanına soykırım yapmak isteyen milliyetçiler, sübyancılık yapan dini bütünlere dönüyoruz.

Bir görüşü bir inancı bir ideolojiyi savunurken önce tam karşısında ne olduğunu bilmek gerekiyor bana göre.

Marks okumamış biri sağ görüşlü olmamalı,tıpkı Hitler'in neyin nesi olduğunu bilmeyen birinin solcu olamayacağı gibi benim inancıma göre.

Neyi savunduğundan önce neyin karşısında olman gerektiğini bileceksin ki sonra o karşısında olduğunu sandıkların gibi davranma.

İşte bu yazı da aslında çok alakası yokmuş gibi gözükse de bunu anlatıyor bize..En azından ben bunu gördüm bu yazıda.

Aşağıladığımız,dışladığımız insanların ne hissetiklerini görmemiz,bilmemiz gerekiyor..


...işte Ağustos ayının en göze batan yazıları bunlardı benim için.

Her zamanki gibi kişisel bir listeydi..Yazan, okuyan , fikirlerini en açık şekilde dile getiren herkese teşekkür ediyorum bu ay için de.