Milli Takım vs. Milli Takım
Posted by her boku bilen adam | Posted in spor | Posted on 03:00
29
İki günde iki milli maç oynandı ülkenin en çok sevilen iki spor dalında.
İkisinden de galibiyetle ayrıldık.
Beni bu yazıyı yazmaya itense bu iki takıma bakış açım, açılarımız.
Dün futboldaki Belçika; bugünse basketboldaki Slovenya maçlarını izlerken tepkilerimin ne kadar birbirinden ayrıldığını fark ettim. Aslında uzun zamandır farkındaydım bunun da iki maç art arda olunca bu farklar daha bariz bir şekilde çıktı ortaya.
Zira dün gece ikide iki yapmamızı sağlayan çok önemli galibiyeti getiren gollerde ne kadar ruhsuzsam; bugünkü basket maçında bir o kadar heyecanlı, her baskette yerimden sıçrar bir haldeydim.
"İki maçın önemi ve anlamı farklı" diyebilirsiniz tabi ki. Hani biri telafisi olan bir grup maçı diğeriyse kaybedildiği takdirde turnuvaya veda edilen çok daha zor ve önemli bir maç. Ama bahsetmek istediğim farkların maçların önemiyle pek de alakası yok aslında.
Bahsetmek istediğim iki takıma karşı hissettiklerim.
İtiraf ediyorum ki; ben basketbol takımımızın onda biri kadar bile sevemiyorum futbol milli takımımızı. Hatta daha da açık olayım :
Ben futbol milli takımımızı hiç sevemiyorum.
Bunun başarıyla falan da alakası yok inanın. Hatta en başarılı oldukları dönemde bile bir sempati besleyemiyorum futbol takımına.
Şimdi "vay vatan haini" diyen bir kitle okumuyordur herhalde burayı umuduyla iki takıma karşı hislerimin bu kadar farklı olmasının nedeni olarak gördüğüm bir kaç şeyi irdelemek istiyorum izninizle ;
Futbol milli takımımızın kaptanı Emre Belözoğlu'dur, Emre galip geldiğimiz maç sonrası bile kendisini eleştiren bir gazeteciye hem de binlerce insanın önünde kol hareketi yapar; baskette kaptan Hidayet'tir. O galibiyetten sonra kendisine mikrofon uzatan muhabire sarılıp tezahürat yapmaya başlar.
Futbolda Mesut Özil, Gökhan İnler, Eren Derdiyok, Serdar Taşçı fark edilmeyip elden kaçırılı; fark edilen Borussia Dortmund'un yıldızı Nuri Şahin; Selçuk Şahin'in bile sahada olduğu takıma giremezken; basketbolda Ersan İlyasova Özbekistan'dan keşfedilir; adını duymadığımız Engin Atsür NCAA'den direkt olarak takıma monte edilir.
Futbolda kaybettiğimiz zaman İsviçre maçındaki gibi bizzat futbolcularımızın ve teknik heyetimizin içinde olduğu olaylar yaşar; antrenörümüzün rakibi tekmelediği, oyuncularımızın rakiple tekme tokat kavga ettiği sahnelere şahit olurken; basketbolda oyuncularımız rakibinin elini sıkar, deplasmanda bile olsa rakip taraftarı bile alkışlayarak soyunma odasına gider.
Futbolda kendi taraftarınca bile sevilmeyen, hatta kendi kulubünde bile oynatılmayan demirbaş adamlar mutlaka milli takıma çağrılır; basketbolda ise sadece hak edenlere forma verilir. Yeri gelir Mehmet Okur gibi bir AllStar bile kadroya davet edilmez.
Futbol takımı eğer bir turnuvaya gitmeye hak kazanmışsa o dönemki reklam cıngıllarından sloganlar oluşturulurken; basket takımının şarkısı da sloganı da hep "12 Dev Adam"dır.
Futbol takımı en büyük başarılarda bile takım olamadığı için eleştirilirken; basketbol takımı takımdır.
Futbol takımı büyük bir zafer kazandığı zaman muhtemelen sokaklarda kargaşa çıkar, kornalar gece geç saatlere kadar öttürülür, havaya ateş açanlar yüzünden birileri yaralanır veya daha kötü senaryolar ortaya çıkar; basketbol takımı zafer kazandığı zaman hiç bir şey olmaz.
Futbol takımının maçlarını anlatan spiker hakem lehimize bariz bir hata yapsa bile bunu es geçer, tersi durumda hakemi hedef gösterir, oyuncularımızı her zaman haklı ilan eder; basketbol maçlarını Murat Murathanoğlu anlatır; hem coşturur en güzel şekilde ama coştururken bile eğriye eğri doğruya doğru der hak yemez.
Futbol maçlarını Ömer Üründül yorumlar ağzından "oeeevvvvv, gol oldu, futbol çok enteresan, aut oldu" gibi yorumlar çıkarken; basketbol maçlarını Kaan Kural, İhsan Bayülken, Murat Didin gibi isimler yorumlar adeta maçı yaşatırlar.
Futbol takımı Dünya Kupası'nda yarı finale çıkınca Hakan Şükür saha ortasında takım arkadaşlarına "Kıskananlar çatlasın" diye slogan attırırken, basket takımı Dünya Şampiyonası'nda yarı finale kalınca Hidayet ve Ömer sevinci taraftarla paylaşır.
Futbol takımının en yeteneksizi Sabri'dir; en iyi gününde bile çekilmez; basket takımının en zayıf halkası Ender'dir; en kötü gününde bile mutlaka iyi işler başarabilir.
Futbol takımımız dünyanın en antipatik takımlarından biriyken; basketbol takımımız tüm basketbolseverler tarafından sempati duyulan bir takımdır.
Basketbol takımımız sportmendir; futbol takımımız değildir.
Biliyorum ki haddinden fazla abarttım. Gittim en uç örnekleri hatta konuyla hiç alakası olmayan şeyleri buldum ve iyice yerin dibine soktum futbol takımını farkındayım.
Ama örneklerin hangisi uydurma ?
Ha derseniz eğer "E zaten futbol takımları hep böyledir, basketbol zaten daha sportmence bir oyundur" falan diye o zaman da size daha farklı örnekler veririm. Misal Yunanistan basket takımı hiç sevilmez. Daha bir kaç gün önce sırf İspanya ile eşleşmemek için Rusya'ya bilerek kaybeden bir takım Yunanistan.
Peki ya Sırplar?
Yugoslav faulü diye bir şey var dünya basketbolunda daha ne olsun.
Daha turnuva öncesi hazırlık turnuvasında Sırp ve Yunan basketbolcular bildiğin meydan dayağı attılar birbirlerine. Bakın şurdan izleyin. Hazırlık maçı bu yahu.
Bizim basketbolcuların bırakın hazırlık maçını hangi önemli maçta o hale geldiğini gördünüz?
Yani diyeceğim şu ki antipatik olacak olduktan sonra basketbolda da bu gayet mümkün.
Peki ya futbolda UEFA'da en çok ceza dosyası olan ülke hangisi?
Diyorum ya belki fazla abarttım belki biraz kötü niyetliyim ama ben sevmiyorum futbol takımımızı yukarıda saydığım ve daha çoğaltabileceğim şeylerden dolayı.

Basketbol takımımızı ise isterlerse her turnuvayı hüsranla kapatsınlar her zaman yürekten destekliyorum.
Son söz Okay Karacan'dan gelsin :
Bu sıcaklığı futbol milli takımdan görebilir misiniz ? Muhabirin yanında ülkeyle birlikte eğleniyorlar, sevimli, egosuz ve aslan gibi samimi.










