Milli Takım vs. Milli Takım

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 03:00

29

İki günde iki milli maç oynandı ülkenin en çok sevilen iki spor dalında. 

İkisinden de galibiyetle ayrıldık.

Beni bu yazıyı yazmaya itense bu iki takıma bakış açım, açılarımız.


Dün futboldaki Belçika; bugünse basketboldaki Slovenya maçlarını izlerken tepkilerimin ne kadar birbirinden ayrıldığını fark ettim. Aslında uzun zamandır farkındaydım bunun da iki maç art arda olunca bu farklar daha bariz bir şekilde çıktı ortaya.

Zira dün gece ikide iki yapmamızı sağlayan çok önemli galibiyeti getiren gollerde ne kadar ruhsuzsam; bugünkü basket maçında bir o kadar heyecanlı, her baskette yerimden sıçrar bir haldeydim.

"İki maçın önemi ve anlamı farklı" diyebilirsiniz tabi ki. Hani biri telafisi olan bir grup maçı diğeriyse kaybedildiği takdirde turnuvaya veda edilen çok daha zor ve önemli bir maç. Ama bahsetmek istediğim farkların maçların önemiyle pek de alakası yok aslında.

Bahsetmek istediğim iki takıma karşı hissettiklerim.

İtiraf ediyorum ki; ben basketbol takımımızın onda biri kadar bile sevemiyorum futbol milli takımımızı. Hatta daha da açık olayım :

Ben futbol milli takımımızı hiç sevemiyorum.

Bunun başarıyla falan da alakası yok inanın. Hatta en başarılı oldukları dönemde bile bir sempati besleyemiyorum futbol takımına.

Şimdi "vay vatan haini" diyen bir kitle okumuyordur herhalde burayı umuduyla iki takıma karşı hislerimin bu kadar farklı olmasının nedeni olarak gördüğüm bir kaç şeyi irdelemek istiyorum izninizle ;

Futbol milli takımımızın kaptanı Emre Belözoğlu'dur, Emre galip geldiğimiz maç sonrası bile kendisini eleştiren bir gazeteciye hem de binlerce insanın önünde kol hareketi yapar; baskette kaptan Hidayet'tir. O galibiyetten sonra kendisine mikrofon uzatan muhabire sarılıp tezahürat yapmaya başlar.

Futbolda Mesut Özil, Gökhan İnler, Eren Derdiyok, Serdar Taşçı fark edilmeyip elden kaçırılı; fark edilen Borussia Dortmund'un yıldızı Nuri Şahin; Selçuk Şahin'in bile sahada olduğu takıma giremezken; basketbolda Ersan İlyasova Özbekistan'dan keşfedilir; adını duymadığımız Engin Atsür NCAA'den direkt olarak takıma monte edilir.

Futbolda kaybettiğimiz zaman İsviçre maçındaki gibi bizzat futbolcularımızın ve teknik heyetimizin içinde olduğu olaylar yaşar; antrenörümüzün rakibi tekmelediği, oyuncularımızın rakiple tekme tokat kavga ettiği sahnelere şahit olurken; basketbolda oyuncularımız rakibinin elini sıkar, deplasmanda bile olsa rakip taraftarı bile alkışlayarak soyunma odasına gider.

Futbolda kendi taraftarınca bile sevilmeyen, hatta kendi kulubünde bile oynatılmayan demirbaş adamlar mutlaka milli takıma çağrılır; basketbolda ise sadece hak edenlere forma verilir. Yeri gelir Mehmet Okur gibi bir AllStar bile kadroya davet edilmez.

Futbol takımı eğer bir turnuvaya gitmeye hak kazanmışsa o dönemki reklam cıngıllarından sloganlar oluşturulurken; basket takımının şarkısı da sloganı da hep "12 Dev Adam"dır.

Futbol takımı en büyük başarılarda bile takım olamadığı için eleştirilirken; basketbol takımı takımdır.

Futbol takımı büyük bir zafer kazandığı zaman muhtemelen sokaklarda kargaşa çıkar, kornalar gece geç saatlere kadar öttürülür, havaya ateş açanlar yüzünden birileri yaralanır veya daha kötü senaryolar ortaya çıkar; basketbol takımı zafer kazandığı zaman hiç bir şey olmaz.

Futbol takımının maçlarını anlatan spiker hakem lehimize bariz bir hata yapsa bile bunu es geçer, tersi durumda hakemi hedef gösterir, oyuncularımızı her zaman haklı ilan eder; basketbol maçlarını Murat Murathanoğlu anlatır; hem coşturur en güzel şekilde ama coştururken bile eğriye eğri doğruya doğru der hak yemez.

Futbol maçlarını Ömer Üründül yorumlar ağzından "oeeevvvvv, gol oldu, futbol çok enteresan, aut oldu" gibi yorumlar çıkarken; basketbol maçlarını Kaan Kural, İhsan Bayülken, Murat Didin gibi isimler yorumlar adeta maçı yaşatırlar.


Futbol takımı Dünya Kupası'nda yarı finale çıkınca Hakan Şükür saha ortasında takım arkadaşlarına "Kıskananlar çatlasın" diye slogan attırırken, basket takımı Dünya Şampiyonası'nda yarı finale kalınca Hidayet ve Ömer sevinci taraftarla paylaşır.

Futbol takımının en yeteneksizi Sabri'dir; en iyi gününde bile çekilmez; basket takımının en zayıf halkası Ender'dir; en kötü gününde bile mutlaka iyi işler başarabilir.

Futbol takımımız dünyanın en antipatik takımlarından biriyken; basketbol takımımız tüm basketbolseverler tarafından sempati duyulan bir takımdır. 
Basketbol takımımız sportmendir; futbol takımımız değildir.

Biliyorum ki haddinden fazla abarttım. Gittim en uç örnekleri hatta konuyla hiç alakası olmayan şeyleri buldum ve iyice yerin dibine soktum futbol takımını farkındayım.

Ama örneklerin hangisi uydurma ?

Ha derseniz eğer "E zaten futbol takımları hep böyledir, basketbol zaten daha sportmence bir oyundur" falan diye o zaman da size daha farklı örnekler veririm. Misal Yunanistan basket takımı hiç sevilmez. Daha bir kaç gün önce sırf İspanya ile eşleşmemek için Rusya'ya bilerek kaybeden bir takım Yunanistan.

Peki ya Sırplar?

Yugoslav faulü diye bir şey var dünya basketbolunda daha ne olsun.

Daha turnuva öncesi hazırlık turnuvasında Sırp ve Yunan basketbolcular bildiğin meydan dayağı attılar birbirlerine. Bakın şurdan izleyin. Hazırlık maçı bu yahu.

Bizim basketbolcuların bırakın hazırlık maçını hangi önemli maçta o hale geldiğini gördünüz?

Yani diyeceğim şu ki antipatik olacak olduktan sonra basketbolda da bu gayet mümkün.

Peki ya futbolda UEFA'da en çok ceza dosyası olan ülke hangisi? 

Diyorum ya belki fazla abarttım belki biraz kötü niyetliyim ama ben sevmiyorum futbol takımımızı yukarıda saydığım ve daha çoğaltabileceğim şeylerden dolayı.

Basketbol takımımızı ise isterlerse her turnuvayı hüsranla kapatsınlar her zaman yürekten destekliyorum.

Son söz Okay Karacan'dan gelsin :

Bu sıcaklığı futbol milli takımdan görebilir misiniz ? Muhabirin yanında ülkeyle birlikte eğleniyorlar, sevimli, egosuz ve aslan gibi samimi.

Kısa Kısa 9

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 01:32

18

Grooveshark'ı da kapattılar sonunda çok şükür. Eğer bilgisayarınızda çeşitli ayarlar falan yoksa yanda her hafta yenilediğim "Haftanın Şarkısı"nı dinleyemeyeceksiniz muhtemelen. Malum ülkemizin birlik beraberlik ve bütünlüğünü parçalayacak videolar izlenilmesin, çok değerli pek güzide sanatçılarımızın hakları gasp edilmesin diye bu tip kararlar alınıyor. Çok yararlı çok faydalı. Devamını da bekliyoruz.

Ben çok örnek bir vatandaş olduğum için ne youtube'a girer bir şeyler izler, ne grooveshark'dan müzik dinler ne de google'dan bir şeyler aratırım. Türk bayrağı duvarkağıtlı bilgisayarımla internete girer, kahramanlık öykülerimizin anlatıldığı videoları izler, sadece marşlarımızı dinlerim. Keşke herkes benim kadar örnek bir vatandaş olsa. Keşke.

Binali Yıldırım diye bir bakan var bu ülkede ve yıllardır var bu adam. Onun döneminde neredeyse her üç ayda bir büyük bir tren kazası yaşanıyor, internet siteleri yasaklanıyor, türlü saçmalıklar dönüyor ama bu adam hep sabit. Herkes gidiyor ama o hep koltukta. Teknolojiden, iletişimden, ulaştırmadan sorumlu bir bakan bu adam. Yani o konularda bu ülkedeki en yetkili insan. Ama site kapatılmasından sonra "Ne işiniz var elalemin sitesinde" diyor. Biz de gelmiş yok şöyle yok böyle diye ahkamlar kesiyoruz.

Başbakan basketbol maçını izleyecek diye ponpon kızlar sahaya çıkartılmıyor. Neden? Ben buna herhangi mantıklı bir açıklama getiremiyorum. Hoş mantıklı açıklama getirebildiğimiz şeyler azınlıkta zaten ama bu ponpon kız meselesine acayip derecede takıldım. Utandım resmen bu olaydan dolayı. Hani orda burda "İran olacaz çarşaf gelecek" diye saçmalayanlardan olmadım hiç bir zaman ama nedir bu bağnazlık?

Bir de o kızlara ne dediler acaba?  "Bu akşam başbakan gelecek siz yoksunuz kızlar" mı dediler? Bu kızlar "Biz ne yapıyoruz ki başbakanın önünde uygunsuzuz diye bizi çıkarmıyorlar" diye düşünmedi mi? Ayıp olmadı mı şimdi o kızlara?

Kadın voleybol takımının maçlarına hiç gitmesin devlet büyüklerimiz. Onlar ponpon kızlardan daha açık seçik giyiniyorlar. Bi de eğiliyorlar falan. Çok sakıncalı.

Ponpon kızların basketbol salonuna girmesini yasaklarsan, türbanlı kızların üniversiteye girememesi saçmalığını nasıl ortadan kaldıracaksın? Kim inanır senin samimiyetine?

U2'dan da Bono'dan da zerre hazzetmem.

Emmy ödüllerine sinir oldum. Dexter gibi muhteşem bir sezon yaşatan bir dizi yerine Mad Men saplantısına anlam veremiyorum. Allahtan bana göre son yıllarda Dexter'la beraber çekilmiş en iyi dizi olan Breaking Bad'den Bryan Cranston ve Aaron Paul duble yaptılar da en azından teselli bulduk.


Michael C.Hall yaşayan en iyi genç aktörlerden biri bana göre. Dexter'ın son sezonundaki performansıyla da fazlasıyla hak etti ödülü ama Breaking Bad'i izleyen biriyseniz Bryan Cranston'ın Walter ya da nam-ı diğer Heisenberg karakteri ile ödül almasına şaşırmazsınız. Dexter rolünde Hall müthiştir evet ama Breaking Bad, Dexter'dan çok daha fazla oyuncuların performanslarıyla giden bir dizi ve hem Cranston hem de Pinkman rolündeki Paul muhteşemler.

Hugh Laurie'ye de ayıp oluyor artık.

Breaking Bad, Dexter, House gerçekten harikalar ama şunu 10000.kez söylüyorum ki gelmiş geçmiş en iyi dizi Six Feet Under'dır. Ardından da OZ gelir. (bunu durmadan söyleyeceğim)

Hayatımda çok zor anlar da yaşadım; kendimi tutamadığım ağladığım, dayanamadığım, güçsüz kaldığım dönemler oldu. Bazen günlerce uyumadım, yemedim, içmedim kimselerle görüşmedim nice çile çektim ama hiç biri oyuna girmek için kenarda beliren Selçuk Şahin kadar eziyet çektirmedi bana. Gerçekten anlam veremiyorum. Hani halısaha maçlarında adam eksik olunca futbolla hiç alakası olmayan bir arkadaşınızı çağırırsınız ya; kızmazsınız da ona hata yapınca falan çünkü iyi çocuktur ve sizi kırmamak için gelmiştir. İşte diyorum Selçuk da öyle çok iyi bir insan da ondan mı 7 yıldır Fenerbahçe'de oynuyor acaba?
Hayır bir de milli takıma falan da alıyorlar adamı. Alan da Guus Hiddink. Geçen sene oyuna Essien'i sokan adam yapıyor bunu. Zaten Cristian'dır, Bilica'dır yeterince kafayı yediriyor bir de oyuna giren oyuncu 21 numara Selçuk... Off offf...


Blogun temasını değil de (çok meşakatli o) şu bannerı bi değiştirelim diyorum. Bu konuda "ben bir şeyler deneyeyim" diyenler şu linkteki bannerın üzerinde bir şeyler deneyebilir. İlla belirli bir şeye(House, Alex vs.) takılmak zorunda değilsiniz. Kafanızdaki HBBA imajına göre yapabilirsiniz bir şeyler. Açığım her şeye. İlgilenenlere şimdiden teşekkür; "lavuğa bak bir de milletten kendisine logo yapmasını istiyor" diyenlere de şimdiden aşk olsun.

Ünlü birileri gelince karşısında kul köle olma yavşaklığından utanıyorum (Fazıl mod) Tamam ilgilenin de bokunu da çıkartmayın. Her şeyin bir dozu var. Daha iki maç oynamadan omuzlarda taşıyorlar ya futbolcuları o hesap.

Cuma geceleri Star'da Gecekondu diye bir talk show/dizi var ki sormayın. Son zamanlarda televizyonlarda izlediğim en harika işlerden biri.


Efendim blog, friendfeed, twitter, facebook, formspring derken tumblr'a da el attım. "Aman bir şeyden de eksik kalma" dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız efendim ne diyim. Orda ne yapacağıma gelince de daha çok resim, foto ve şarkı üzerine bir şeyler paylaşacağım. Buraya haftada bir şarkı koyuyorum üzerine bir yazı yazıp. Twitterda bazen şarkı linkleri paylaşıyorum. En iyisi her gün tumblr'a bir şarkı koyayım da bu da bir düzene girsin dedim.
Şu linkten takibe alabilirsiniz.

Bu Kısa Kısa da burda bitsin. Zaten bu Kısa Kısa'lar normal yazılardan daha uzun oluyor şimdi fark ettim.

Dönüş

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 17:34

12

Reşit Bey'in ilk gördüğü anda tutulur kendi tarlasında ona kafa tutan Gülcan'a.

Gülcan benzemez daha önce gördüğü hiç bir kadına, hiç bir insana, hiç bir şeye..

Uyuyamaz, yiyemez, düşünemez doğru dürüst.

"Senin gibi bir bey tarlada çalışan ırgat bir kıza..." diyen adama şöyle cevap verir :

Takıldı kafama. Hali, cüreti, öfkesi....

Aynı adam şu cümleyi kurar sonra :

Bu işin tek bir yolu vardır : Ayağına düşür; işini bitir.


O cümle ile Reşit Bey önümüzdeki 70 dakika boyunca sadece Gülcan'ı değil biz izleyicileri de mahvedecek bir sürü şey yapar.

Dönüş öyle bir filmdir ki; içinde binlerce klişe, abartılı karakterler, haddinden fazla trajik öğe ve daha bir sürü "yok artık daha neler" denecek şey barındırır.

Ama Dönüş öyle bir filmdir ki; tüm bunlar olurken; yani tüm bu klişeler, abartılar, talihsizlikler yaşanırken en göğsü kıllı adamı bile elinde tuvalet kağıdıyla(kağıt mendil yetmez) salya sümük bırakır.

Hani derler ya "rolünü yaşıyor" diye işte o cümlenin vücut bulmuş halidir Türkan Şoray'ın Gülcan karakteri.

Türkan Sultan gerçekten hasretle uğurlar Alamanya'ya giden İbrahim'i, gerçekten kafa tutar Reşit Bey'e, gerçekten de tarlada oğlunu doğurur bir yandan sevdiği adama baka baka ve gerçekten de bırakmaz ölen evladını. "Kızım ver gömelim çürüyecek" diyen köylülere "Babası gelmeden gömmem" derken gerçekten de söyler o lafı.

Gerçekten gelmeyeceğini; gelse bile artık "öyle" gelmeyeceğini bilir halde bekler sanki İbrahim'i.

Yönetmeni de kendisidir Dönüş'ün.

Hani, diyorum ya bir sürü klişe var abartı var da bilmem ne de falan diye.. Ama işte Bertolucci gelse Türkan gibi çekemez bu filmi. Onun gözünden çekemez. Onun kadar gösteremez bize Gülcan'ın gerçekliğini.

Filmin sonunda tükenmiş, biçare halde öyle amaçsızca yürürken Gülcan; Seha Okuş öyle bir girer ki şu an sıfat bulmakta zorlandığım sesiyle "Hasretinle yandı gönlüm.." diyerek..

Ben bu şarkıyı hiç böyle dinlememiştim dersin o "Yandı yandı, söndü gönlüm" diye devam ederken.

...ve İbrahim girer kadraja devrilmiş bir arabada yanında başka bir kadınla.

Hiç bir zaman beklemekten caymadığı İbrahim'in cansız elini tutarken Gülcan "Dönüşün böyle mi olacaktı" der sadece içinde hala "seni seviyorum"u barındıran bir sitemle.

Öfkelenemez bile kendisini aldatan, bin bir acıyla bırakan sevdiği adama.

"Gidecektin gelmez oldun, halimi hiç sormaz oldun" derken Seha Okuş; Gülcan sevdiği adamın başka bir kadından olan çocuğuna öyle bir sarılır ki, o sarılmayı Türkan Sultan öyle bir yaşatır ki, yönetmen Türkan Şoray bize o sarılmayı öyle bir gösterir ki..

Öyle işte...

Bu kadar.



Seha Okuş - Hasretinle Yandı Gönlüm
Hasretinle yandı gönlüm
Yandı yandı söndü gönlüm
Evvel yükseklerden uçtu
Düze indi şimdi gönlüm

Aramızda karlı dağlar
Hasretin bağrımda kışlar
Başa geldi olmaz işler
Yokluğundan öldü gönlüm

Gözlerimde kanlı yaşlar
Hasretin bağrı kışlar
Başa geldi olmaz işler
Yokluğundan öldü gönlüm

Gelecektin gelmez oldun
Halimi hiç sormaz oldun
Yaralarımı sarmaz oldun
Yokluğundan öldü gönlüm

Aramızda karlı dağlar
Hasretin bağrımda kışlar
Başa geldi olmaz işler
Yokluğundan öldü gönlüm

Gözlerimde kanlı yaşlar
Hasretin bağrımda kışlar
Başa geldi olmaz işler
Yokluğundan öldü gönlüm

* Şarkıyı yan taraftan; o açılmazsa da burdan dinleyebilirsiniz. Malum grooveshark'ı da kapattılar açılmayabilir.

** Dönüş filmini izlemek içinse buna tıklayın.

Stillness of the Mind

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 20:10

7

Yakın takipçiler bilir ki bu blogu açmamdaki en büyük etkenlerden biri filmler üzerine yazılar yazma isteği idi.

Film yazıları ağırlıkta olacak ama blogun adına uygun biçimde diğer konuları da ihmal etmeyecektim. Gelin görün ki zaman içinde blog neredeyse tamamen "diğer" konular üzerine dönmeye; sinema yazıları ise azınlıkta kalmaya başladı.

Sonra bunun önüne bir nebze de olsa geçmek için "Son 20 yılın En İyi 100 Filmi" serisini oluşturma fikri düştü aklıma. Hem düzenli olarak film yazıları yazabilecek hem de blog dünyasındaki en kapsamlı yazı dizilerinden birine imza atmış olacaktım. Listeyi hazırladım, yazıları yazmaya başladım ama araya başka şeyler girdi ve seri daha başında sekteye uğradı. Şimdi o şeylerin ne olduğunun detayına girmeyeyim ama bu seriyi gerekirse adını değiştirip "Son 21 Yılın En İyi Filmleri" yaparak da olsa bir şekilde tamamlayacağım ama şu ara değil.

Bu zaman zarfı içinde ise listeye girip çıkanlar oldu. Hatta üst sıralara bodoslama giren filmler de oldu.

Bunlardan biri de "A Single Man "



Şimdi film hakkında çok detaylı bir yazı yazmak istemiyorum çünkü gerçekten o serinin içinde uzun uzun bahsetmek istiyorum bu filmden. 

Ama yine de bu muhteşem filme "haftanın şarkısı" kisvesi altında da olsa değinmek istedim.

A Single Man, Tom Ford'un beni çok şaşırtan harika yönetmenliği; anlatmaya kelimelerimin yetmeyeceği görselliği; hayatının performansıyla Colin Firth'ün muhteşem oyunculuğu; ona eşlik eden ve aşık,çaresiz bir kadının zerafetle birleşimini yansıtan Julian Moore'un harika performansı ile mutlaka izlenmesi gereken bir film.

Ama bu filmin kusursuz bileşimlerinden en önemlilerinden biri de filmin müzikleri.
Özellikle her ne kadar sözleri olmasa da "haftanın şarkısı" olarak seçtiğim ve albümün tamamında imzası bulunan Polonyalı müzsiyen Abel Korzeniowski'nin "Stillness of the Mind"ı başta olmak üzere harika parçalardan oluşan bir soundtrack albümüne sahip film.

Sadece bu parça değil tüm soundtrack albümünü dinlemenizi tavsiye ederim. Abel Korzeniowski'nin yanı sıra "In the Mood For Love"ın eşsiz müziklerine imza atmış Shigeru Umebayashi'nin de filmin müziklerinde imzası var.

Hikayesi, karakterleri, oyuncuları, görselliği, müzikleri ile hatta sadece açılış ve final sahneleriyle bile izlenmeyi hak eden tablo gibi bir film A Single Man.

Stillness of the Mind - Abel Korzeniowski 


* Abel Korzeniowski'nin web sitesi için buna tıklayabilirsiniz.

6 Yıldır Alkışlarla Yaşıyoruz

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 19:12

19

Bugün 25 Ağustos 2010.

AlkışlarlaYaşıyorum'un 6.yaş günü.

Açıldığı günden itibaren kısa sürede kendi dilini yaratan ve bir fenomene dönüşen; sadece nostaljik içerikleri ile değil videoları, nev-i şahsına münhasır kullanıcıları ve kullanıcı yorumları, yazıları, başka yerlerde bulunması çok zor olan bin çeşit içeriğiyle hayatımızda önemli yer edinmiş; hepsinden öte bir Zeki Müren hayranı olarak ismiyle bile tarafımdan alkışı hak eden bir site Alkışlarla Yaşıyorum.

Ben de gündelilk hayatta bile artık ağzımıza pelesenk olan pek çok espriyi hayatımıza sokan bu site için 6.yılı anısına bir inceleme yazısı yazmak istedim.

Aslında tam bir yazı da değil bu. Sadece kişisel olarak en beğendiğim Alkışlarla Yaşıyorum videolarını kısa yazılar eşliğinde paylaşmak istiyorum.

10 video koyacaktım bu yazıya ama inanın kıyamadım ve sayı 15'e çıktı.

İşte bana göre Alkışlarla Yaşıyorum'un gelmiş geçmiş en iyi 15 videosu :

15 - Beyaz Güvercinler ve Manyak Sunucu

Efendim öncelikle içinde bulunduğumuz kutsal Ramazan ayı itibari ile sizleri uyarmak istiyorum. Zira izleyeceğiniz videoyu eğer oruç tutuyorsanız sakın izlemeyin. Çünkü videoyu izledikten sonra "Ortodoks mezhebine geçmek, Vatikan'a yerleşme kararı almak, bir şişe viskiyi kafanıza dikmek" gibi durumlarla karşı karşıya kalabilir; ayılığınızda kendinizi çok ama çok pişman hissedebilirsiniz. Dilerseniz önce iftarı bekleyip öyle izleyin bu videoyu.

Oruç tutmayan arkadaşlar haydi gelin bepberaber bipbirlikte izleyelim bu videoyu :



14 - Geleceğin Nihat Doğan'ı

Benim için çok ama çok önemli videolardan biri bu. Zira bu videoyu keşfettiğim dönemde günde minimum 15 kez izler içinde bulunduğum tüm sıkıntıları bir kenara bırakır hayata bambaşka gözlerle bakmayı başarabilmiştim. Şimdi bu yazı için tekrar izlediğimdeyse bunda en ufak bir değişme olmadı sevgili okuyucular.

Efendim arkadaşımız kanı kaynayan bir ergen. Bu ergen kardeşimiz "ne yapayım da şu içimdeki ergen enerjisini atayım" diye düşündüğü bir gün aklına webcam karşısında playback yapma fikri geliyor ve olaylar gelişiyor.

Özellikle kafa haraketlerine ve "tutsaaak bu gööööönüüüll saaanaaaa tutsaaaakk" esnasındaki desibel yükselişine dikkat :



13 - Çin İşkencesi  (+18 Zihinsel Gelişimi Zedeler)

Bu video öncesi her ne kadar tanıtım yazısında bir uyarı olsa da ben yine de ekstra bir uyarıda bulunmayı bir zorunluluk olarak görüyorum efendim. Özellikle 15 numaradaki Beyaz Güvercinler ve Manyak Sunucu  videosunu sağsalim atlatabilen arkadaşlar ikinci bir şokla karşı karşıya kalabilir ve bu seferki hasar sadece dinden çıkmakla kalmayabilir.

6 dakika 10 saniye boyunca bu şarkıyı son seste dinler sanatçı arkadaşlarımızı gözünüzü kırpmadan izlerseniz siz bu hayatta her türlü zorluğu atlatabilirsiniz.



Şahsen ben bunu atlatmıştım ama bir üst leveli 13 dakikalık şu versiyonunu izledikten sonra bir süre yemeğimi kamışla vermek zorunda kaldılar bana


12 - Sivaslı Teyze ve Arkadaşı Güldane Hanım

Efendim Sivas'ın yerel televizyonu TV 58 Sivas sokaklarına çıkar ve halkımızın telefon faturalarının yüksekliğinden şikayetçi olup olmadığı hakkında röportajlar yapmaya başlar. Derken "Sivaslı bir teyze nasıl olur?" sorusunun tam karşılığı olan bir teyzemize rastlarlar.

Teyzemiz sorulan soruyu bir muhabir değil de sanki torunu sormuş gibi cevaplarken mahalleden arkadaşı Güldane Hanım'a rastlar.

İşte bir "hingel", bir "sübra" tadındaki röportaj :



"Bahalı"


11 - Sıradışı Dans Figürleri & Çatla Patla 


Daha önce bu video ile ilgili bir yazı yazmıştım. 

Defalarca izlenmesi; her izleyişte "Sarılı, Rooney, Adidaslı, Muhammet Ağbi.." gibi her karaktere ayrı ayrı odaklanılması gereken bir video. 

Bir fenomen...

Dıdıdıdıdıdıddıdıdıdıdıdııd diiiiiiiiiii ceeeeeeeeeeeeey!!!!!!!!
Hadi Muhammet Ağbi hadi ayıp sana yaaa!!!



10 - Ütü Masası ve Döşek Dekorlu Karizmatik Fotoğraf Çekimi

Ergen olmak zor iş efendim.

Hele internet çağında ergen olmak çok daha zor iş.

En zoru ise menopozlu bir anneye sahip bir ergen olmak.

"Salak yemin ederim gerizekalı bu çocuk"




9 - Bülent Başgaaaaaaaaaaaan!!!

-30 derece..

Sivasspor Trabzonspor'u yenip şampiyonluk yarışında önemli bir engeli daha aşmış.

Maç sonu Bülent Uygun ile röportaj yapılıyor.

Derken devreye fanatik yiğidolar giriyor :



"Omuğaaaa goduuuuk Bülent Başgaaaaaaaaaaan!!!"


8 - Kendilerineeee Bağlaaaadılaaaar!!!

Devlet Bahçeli ve video diyince herkesin aklına şu meşhur "40 Yapar" gelir ama benim için 1 numara bu videodur efendim.

Devlet Bahçeli kalabalığa konuşmasını yaptığı esnada o kadar insanın içinden hem de mikrofonsuz sesini duyuran ağbimizin yaptığı ortaya muhteşem bir bitiricilikle yanıt verir Devlet Başgan ama ağbimiz cevabı hiç kaale almadan haykırmaya devam eder :

Kendilerineeeee bağlaaaaadılaaaarrr!!!



7 - Beyin Bedava

Ben hayatımda böyle bir özgüven görmedim efendim.

O muhteşem açıklaması bir yana muhabire sanki 764. söportajını vermişçesine teşekkür ederek uzaklaşması yoku mu işte o benim bittiğim noktadır.

ÖSS sonrası sınav birincilerinin yaptıkları "sistemli çalıştım, düzenli beslendim, dersaneme borçluyum" gibi açıklamaları tarihe karıştıran beyanat:

Beyin bedava!!!



6 - Zileli Deli Cemal

Bu videoyu izlerken Cemal'in muhabir kızdan çok daha akıllı olduğunu düşünüyorum. Daha fazla toplumsal mesaj vermeden Cemal'e kulak verelim.

Saatin kaç ? Benimki Casio !!!



5 - Ne Dediği Anlaşılmayan Adam

Hayatımda bir futbol programında dinlediğim en harika yorum. Orduspor üzerinden sadece Türk futbolunun değil ülkemizdeki pek çok soruna parmak basan muhteşem bir analiz.



Anlayamayanlar için :

Herkes eğinin önüne koyacaklar burda en azından üjgelebedasurte eburge uşbeveş buniazmak zorla gızlınlkla evapicaklar...

4 - Ne Zaman Didim Hacı

Öğretmen ödevlerini yapmayan öğrencileri sorguya çeker. Olağan şüphelilerden Hacı ödevi arkadaşlarına haber vermemekle suçlanmakta; Memmet, 28 Numara ve Kırmızılı ise tamamen masum olduklarını ve tüm suçun Hacı'ya ait olduğunu ; zaten Hacı'nın sicilinin de aslında pek temiz olmadığını iddia etmektedirler.



Kişisel kanaatim; özellikle Memmet'in serzenişlerindeki gerçekliğe bakarsak bu olayın 1 numaralı zanlısı Hacı'dır. Memmet ve diğerleri gerçekten masumdur. Zaten Hacı kişeliyen bir yapıya sahiptir.

3 -Kardeş Ne Diyorsun Sen?

Milattan önce 6.yüzyılda Çin'de yaşamış ünlü düşünür Konfüçyüs der ki : Herkesin hayatına kimse garışamaz. Ben bu şekıl geyinirim bu bayan şu şekıl bu şekıl...

İşte Konfüçyüs'den yüzlerce yıl sonra bir başka düşünürün bu konu hakkındaki muhteşem açıklaması:



2 - Okuyom Ben Yaaa!!!

Bir apartman düşünün adı Aykut.

Ve o apartmanda Türk polisinin şimdiye kadar görmediği kadar naif  insanlar yaşıyor.

Özel Harekat Timleri balyozla kapıyı kırmak üzere oldukları halde hiç bir şey duymayan, polisleri görmeyen, kendi hastalığıyla uğraşan ve karşısında kar maskeli ekibi görünce "Sen yetkili bir ağbiye benziyon" diyecek kadar güzel insanlar onlar.

Hatta öyle kötü işlerle alakası olmadığını ispat etmek için eline karnesini alıp "Okuyom ben ya!!!" diyecek, o da yetmeyince gidip okul üniformasıyla imajını tamamlayacak kadar masum insanlar.




Burdan, 1 Mayıslarda, YÖK protestolarında polisten dayak yiyen tüm arkadaşlara şu kardeşimizi örnek almalarını ve "Kahrooolsunnn Ameeeeriikan Emperyaaalizmi, Eğitim Hakkııımız Söökee Söökee Alırız" gibi artık yavanlaşan sloganlar yerine topluca "Okuyom ben yaaaa" diye bağırmalarını tavsiye ediyorum


1 - Artis Ne Arar Lan Bazarda

Bence sadece AlkışlarlaYaşıyorum'un değil tüm internet dünyasının gelmiş geçmiş en komik en absürt en her ne varsa işte osu bu videodur efendim.

Üzerine yapılan geyikler artık baysa da, iki lafımızdan biri "artis mi ne artisi" olsa da bu video eskimez.

Zaten ne tıkırtııı vaaar ne sıkırtııı var efendim..




İşte bana göre AlkışlarlaYaşıyorum'un en iyi 15 videosu bunlar.

Biraz uzun oldu yazı ama eğlenceli bir yazı olduğu kanaatindeyim.

Son söz olarak başta Mesut Bahtiyar olmak üzere, Varmicaycen, Hoanes, Vogueman ve tüm AlkışlarlaYaşıyorum ekibine böyle bir site kurdukları ve interneti çekilir kılan bir kaç siteden birine imza attıkları için teşekkür borç biliyorum.

Bu arada içeriklerimiz yayınlanmıyor yönetim istifa!!!

Ha bi de site çok bozuldu...

Şaka len şaka alkışlarla yaşatıyorum sizi. Nice senelere.