Veda
Posted by her boku bilen adam | Posted in haftanın şarkısı , kişisel | Posted on 02:54
30
İnsan çocukluğuna ne kocaman olunca; ne de okullar bitirip, çoluk çocuğa falan karışınca veda ediyor.
İnsan çocukluğuna en çok vedalarla veda ediyor.
Yine izliyorsun çizgi filmleri, yine oynuyorsun belki gerçek çocukların bile oynamadığı o oyunları, yine hoplayıp zıplıyorsun koca tipine bakmadan ama; vedaların çoğaldıkça artık eskisi gibi olmadığını biliyorsun her şeyin.
Her vedada biraz daha uzaklaşıyorsun o çocukluktan.
O veda; en sevdiğin arkadaşının beraber büyüdüğünüz şehri terk etmesi oluyor bazen,
Michael Jackson'ın, Barış Manço'nun ölmesi oluyor;
Çok sevdiğin bi yere sırf ordaki anılardan korktuğun için gidememek, sevdiğin o şarkıyı artık dinleyememek, o filmi, o sahneyi izleyememek oluyor.
Belki artık eğlendirmiyor seni çizgi film izlemek ama; sırf sembolik de olsa o çocukluğa tutunmak için izliyorsun kim bilir.
Ben çok veda yaşadım şimdiye kadar. O vedalar kadar da uzaklaştım çocuk olmaktan.
Yaşadığım vedaların neredeyse tamamında da hep veda edilen, kalan taraftaydım.
Hep ben uğurladım en sevdiğim arkadaşlarımı otogarlarda, havaalanlarında.
Kalmanın en zor tarafı giden kadar rahat olamamak.
Gidene güç vermek için mi bilmem ama ben vedalarda kendim gibi olamıyorum sanki. İçime bir şey oturuyor ve o oturan şey beni ortamdaki en rahat insan gibi gösteriyor, en güçlü en umursamaz gibi.
Avantaj gibi duruyor biliyorum ama öyle değil ki..
Bunu ilk kez çocukluk kahramanım Teyzem'e veda ederken yaşamıştım.
Teyzem.
Bugün bir sürü şey hakkında ukalaca ahkam kesiyorsam en büyük sebeplerinden biri olan kadın. Atilla Atalay'ın Sıdıka'sı bir nevi.
Teyzem artık aynı şehirde olmamak üzere ayrılacağı zaman herkes salya sümük düeti halinde etrafında dolanırken o beni en sona bırakıp on dakika sarılıp ağlamıştı.
Arabaya binip gittiğinde ise baktım öyle salak salak.
Kahramanım çekip gitmişti ve artık eskisi gibi de olmayacaktı biliyordum ama tek gözyaşı dökmemiştim.
Anneannem'in gidişine kadar anlam verememiştim buna.
Anneannem.
Ben ona anneanne demiyordum aslında. Anne diyordum.
Hani hep "Senin hiç annen öldü mü?" gibi cümleler kurarlar ya filmlerde şarkılarda; işte ben onu demeyeceğim de ona benzer şunu söyleyebilirim herhalde : Siz hiç bir insanın son isteği oldunuz mu?
Ben onun son isteğiydim.
Buz gibi bir ifadem vardı o anda bile.
7 saat sonra ölecek hastalıktan tanınmaz hale gelmiş o kadın benim elimi tutarken etraftaki herkes dünyanın en acıklı sahnelerinden birinin etkisiyle ağlayarak gözlerini bize dikmişken, benim adımı sayıklayan anne dediğim kadın elimi o hastalıktan eser yokmuş gibi sımsıkı sararken ben yine buz gibiydim.
Ben niye böyleydim ki?
Her şeye tepkisini en açık ifade ile gösteren, "erkek adam ağlamaz" denen yerde bile "sokarım erkekliğine" diyen ben nasıl bu vedalarda böyle böyle buz kesiyordum?
Bilmiyorum ama sanırım çocukluğuma vedaydı onların hepsi. O yüzden galiba. Bilmiyorum ki.
Aşık olduğum kadınlara veda ederken o vedaların hakkını en ala şekilde verip koyveriyordum; aşk acısı dolu kliplerimizi çekiyorduk sevdiceğim olan insanlarla ama çocukluğuma veda ederken işime gelmiyordu kendim olmak.
Numara yapıyordum sanki.
"Gelelim haftanın şarkısına" diye bağlasam şimdi küfredersiniz herhalde.
Ama valla oraya geleceğiz.
Peki niye böyle bir yazı yazdım ki?
Çünkü Lhasa'nın şarkısı bu haftanın şarkısı.
2010'a girildiği gün yani yılbaşı gecesini evde geçirmeye karar vermiştim. Aramadım kimseyi, plan program yapmadım, teklifleri de geri çevirdim. Öyle müzik falan dinledim tüm gece. Sonra tesadüfen Lhasa De Sela'yı keşfettim o gece. "De Cara a la Pared"i dinledim neredeyse yüzlerce kez. Kilitlendim kaldım.
Aklıma vedalarımı getirdi Teyzem'e, Anneannem'e, eski aşklara, arkadaşlara; hayatımda içinde hüzün olan ne varsa yaşadım her dinleyişimde teker teker. Aynı şarkıda anneannem de geldi aklıma, aşkından süründüğüm kadın da, Barış Manço da, Six Feet Under da. Alakalı alakasız her türlü hüznü yaşadım her dinlediğimde.
Ertesi gün kimmiş bu hatun diye bakayım dedim ayılınca.
Benim Lhasa'yı keşfettiğim günün; Lhasa'nın hayatındaki son gün olduğunu öğrendim. 37 yıllık ömrünün son günüde keşfetmişim bu sesi.
Samanyolu Tv'deki "hidayete erme" temalı hikayeler gibisinden bir şey diye anlatmadım. Öyle de değil zaten. Sadece o geceden sonra ilk kez bu hafta dinledim tekrar Lhasa'yı ve bunları yazmak istedim.
Neyse; böyle işte.
Siz şarkıyı dinleyin ben gidip oyun oynayacağım şimdi.
Llorando
De cara a la pared
Se para la ciudad
Llorando
Y no hay más,
Muero quizás.
Ha! dónde estás ?
Soñando
De cara a la pared
Se quema la ciudad
Soñando
Sin respirar
Te quiero amor
Te quiero amor
Rezando
De cara a la pared
Se hunde la ciudad
Rezando
Santa María
Santa María
Santa María
Muriendo














