Güzel Müzik

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 22:41

14

"Ne tür müzik dinlersin?" sorusuna hep tek cevap veririm : Güzel müzik dinlerim.

Belki çok klişe, belki çok sıradan bir cevap gibi görünebilir ama bu soruya karşılık olarak verebileceğim en uygun cevaptır.

Şimdi ben "ya alternatif rock dinlerim hep" desem; "Sezen Aksu ölürse kafayı yerim herhalde ama sonra toparlanır cenazesine giderim... ama sakın ölmesin ben görmeyeyim o günleri" diye kendi kendime sapıttığımı nasıl açıklayabilirim ki?

"Arabeskçiyiz biz, bize ters züppe işleri" desem Sia'yla, Cranberries'le, Oi Va Voi'yle kafayı bozduğum günlere ne olacak?

"Benim tarzım club ya hastasıyım, kopmadan duramıyorum" desem arkadaşlarımla ne bir radyo, ne bir müzik seti ne de televizyon olan o evde geçirdiğimiz ve saat 10'dan sabahın 4'üne kadar hep bir ağızdan sadece "Duydum Ki Unutmuşsun"u söylediğimiz yılbaşı gecesini nasıl izah edebilirim?

Peki ya "Arabesk yavşaklığı bana uzak" diye en elit tavırlarımı takınsam Orhan Gencebay'ın "Sev Dedi Gözlerim" şarkısını milyon kez arka arkaya dinleyip aşk acıma mazoşist katkılar yaptığım zamanları nereye gizleyeceğim?

Kısaca ben her şeyi dinlerim ama her şeyi de dinlemem.

Ben güzel müzik dinlerim.

Türü, söyleyeni, çok da önemli değildir.

Bu Haftanın Şarkısı olarak da yine o çok güzel şarkılardan birini seçtim.

Efendim; güftesi Melek Hiç'e; bestesi Amir Ateş'e ait Muhayyer Kürdi makamından çok sevdiğim bir eser olan "Bir Kızıl Goncaya Benzer Dudağın" yine pek beğendiğim sanatçılardan Emel Sayın'ın icrasıyla sizlerle;



Bir kızıl goncaya benzer dudağın
Açılan tek gülüsün sen bu bağın
Kurulur kalplere sevda otağın
Kimbilir hangi gönüldür durağın

Her gören "Göğsüme taksam seni" der
Kimi "Ateş gibi yaktın beni" der
Kimi billur bakışından söz eder
Kimbilir hangi gönüldür durağın

Şu sözlerdeki zerafeti, inceliği görüyor musunuz kuzum?

Bu şarkıyı dinlerken kendini tutamayıp "Allahın kurban" diye haykıran tüm insanlara burdan selamlarımı saygılarımı iletiyorum.

Sizler güzel insanlarsınız.

* Yan tarafa "Bizim Şarkılarımız" albümündeki TSM Klasikleri versiyonunu koydum. Bunu dinlediken sonra bir de ona bakın.

** Allahınıza kurban!!!

Zorba

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 19:22

8


Nikos Kazancakis'in 1946'da çıkan Zorba'sından uyarlanan 1964 tarihli filminde baş karakter Alexis Zorba şu aşağıdaki iki dakikalık sahneye; kadınlar, erkekler, savaş, vatanseverlik ve daha bir çok konuda öyle şeyleri sığdırır ki;



Ben ülkem için öldürdüm, köyleri yaktım, kadınlara tecavüz ettim.

Peki neden ?

Çünkü onlar Türk'tü, Bulgar'dı!

Lanet olası berbat bir salaktım.

Şimdi insanlara bakıyorum, her insana... ve şöyle diyorum : İyi - Kötü... Yunan ya da Türk bana ne! Yediğim ekmeğine üzerine yemin ederim ki; yaşlandıkça bunu da sormamaya başlayacağım. İyi veya kötü.. farkı nedir ki? Hepimiz aynı yere gideceğiz.. Solucanlara yem olacağız.. 


...diyen bir adam Alexis Zorbas, ya da ona hitap edilmesini istediği ismiyle : Zorba.

Yakın takipçiler bilir; pek kitap tavsiye etmem blogda ya da diğer mecralarda. Çünkü kitabın bir film gibi, şarkı gibi tavsiye edilebilecek bir şey olmadığını düşünürüm. Tavsiye edilen kitabı da okuyamam çoğu zaman. Bana göre kitap sizi bulmalıdır. Kitap sizi bir şekilde kendine çekmelidir ve siz kitabın size verdiğini kendinize saklamalısınızdır.

Saklamalısınızdır çünkü bir kitabın size verdiği ile bir başkasına vereceği aynı şey değildir.

Olamaz.

O yüzden bir kitap hakkında yazıp başkalarının kendilerinin keşfetmesi gerekenleri onlara göstermek saçma gelir bana.

Ki kitap yazısı yazmak ayrıca zordur da.

Ama size Zorba hakkında diyebileceğim şu ki; bu kitabı mutlaka okuyun.

İsterseniz filmini de izleyebilirsiniz ama önce kitabını okuyun.

Bunu da kitap okumuş, film izlemiş olmak için yapmayın.

Çünkü Zorba, sadece bir kitap ya da film karakteri değil.

Zorba gerek Kazancakis'in muhteşem kalemi, gerek yönetmen Kakoyannis'in kamerası, gerek Anthony Quinn'in ona hayat veren müthiş oyunculuğu gerekse de Teodorakis'in harika müzikleriyle bize ulaşabilen yüce bir adam.

Bu kitabı okuyun çünkü; Zorba'yı tanımış olmanın şerefine ancak böyle erişebilirsiniz.

Bu filmi izleyin çünkü kitaptaki Zorba'yı kanlı canlı görüp sesini duymanın yerini tutmasa da en azından o sanrıyı yaşayabilirsiniz.


Hele biraz da Ege'nin havasını soluduysanız hüzünlenince "İki Keklik" türküsünü söylemeye başlayan bu adamı mutlaka tanımalısınız.

Ama Türkçe bir türkü söyleyen bir Yunan olduğu için değil,

Yukarıdaki videoda bahsettiği gibi, konuştuğu ve yaptıkları farklı olanlara anlatacak çok şeyi olduğu için,

Biz "çokbilmişler"e okumamış, cahil bir adamdan ne kadar çok şey öğrenebileceğimizi gösterebileceği için.

İyi bir adam olduğu için.

Belki de sadece bir insan olduğu için.

Belki de Zorba ile aynı solucanlara yem olabilmek için.

Şafak'ın S'si

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 17:20

12

Tüm harfler içinde en garibi S bence.

S ile başlayan o kadar önemli kelime var ki; sevgi, saygı, sevişmek, sağlık vs.

Herkesin hayatına adı S ile başlayan önemli biri mutlaka girmiştir mesela.

İki tanesi yan yana gelince SS oluyor. Nefretin, vahşetin simgesi Nazilerin SS subayları geliyor insanın aklına.

Bazıları mesajlarda SS diyor birbirine "Seni Seviyorum"un kısaltması olarak.

Ne kadar da uç anlamlar.

Tek başına böyle anlamlara gelirken başka harflerle bir araya gelince ise bambaşka bir mana kazanıyor S.

Sevgi, Saygı, Sadakat, Sevişmek'den çok Sınav için kullanıyoruz biz bu harfi. İnsanların hayatlarını kabusa çeviren sınavlar için.

Daha çocukken "Sizi Seviyoruz" dememiz gereken çocukların duymak istediği SS yerine araya bir B sokup SBS yapıp, seviyelerine göre seviyoruz çocuklarımızı.

Büyüyüp genç kız, delikanlı oluyorlar bu sefer "Sizi Seviyoruz"un SS'lerinin önüne bir Ö koyup yine seçiyoruz seveceklerimizi.

Seçtiklerimiz okullara gidiyor, derslerini çalışıyor, hiç bir şeye itiraz etmeyip cahil hocalarına itaat ediyorlar sırf mezun olup da kendi ayakları üzerinde durmak, kendi ailelerini kurmak, birilerine "Seni Seviyorum" sözünü rahatça söyleyebilmek ya da duyabilmek için.

Ama o da yetmiyor.

Onların hayalini kurduğu SS'yi bu sefer de K ve P ile yan yana getirip KPSS yapıyor; zaten meslekleri olan mesleklerini yapmak için yeni bir kabusa sokuyoruz hayatlarını.

O kabusu da atlatabilenleri, yani zaten meslekleri olan mesleklerini yapma hakkını kazananlara da Oscar kazanmış gibi mikrofonlar uzatıyor, duygularını alıyor, ne kadar mutlu olduklarını yayınlıyoruz televizyonlarda.

Üç beş kuruşa zaten meslekleri olan mesleklerini yapmaya hak kazandıkları için.

Peki o S'leri atlatamayanlar ne oluyor ?

Şafak oluyor onlar.

Şafak Bay oluyorlar.

Peki Şafak Bay kim?

O, bu ülkedeki (ki cidden artık ben de sıkılıyorum "bu ülkede" diye başlayan cümleler kurmaktan) düzenin en büyük simgelerinden biri.


İsmim Şafak BAY . Türkçe öğretmeniyim. 25 yaşındayım. 2005 senesinde kemik kanserine yakalandım. Sağ dizime protez takılıp çeşitli ilaçlarla tedavimi bitirdim.2007 senesinde hastalık sol omzumda tekrarladı ve yine sol omzuma protez takılıp kemoterapi ilaçları verilerek tedavi edildim.2008 senesinde hastalık akciğerimin her iki tarafında tekrarladı. Ameliyatla tümörlü hücreler alındı ve Kök hücre nakli oldum.2009 senesinde hastalık akciğerimde tekrarladı . Artık benim hastalığım olan OSTEOSARKOM ile ilgili tüm ilaçların doz olarak limitini doldurduğumdan sadece hastalığımın yavaş ilerlemesini sağlayan oral haplarla tedavime devam ettim.Akciğer ameliyatı olup haplara devam ettim;fakat 2010 senesinde hastalık akciğerlerimde ve kalçamda tekrarladı.Şu an itibariyle aynı hapları kullanıp hastalığın yavaş ilerlemesini sağlamaya çalışıyorum.Türkiye de doktorlarım çözüme dönük bir tedavi sunamıyorlar. Şu an için yurtdışında özellikle Amerika da iletişime geçtiğim bazı kanser merkezleri farklı ve deneysel tedavi için başvurabileceğimi ilettiler.Fakat ilaçlar deneysel olduğu için SAĞLIK BAKANLIĞI masraflarımı karşılayamıyorlar.Yaklaşık masrafı sorduğumda ise 150 ile 750 bin(milyar) lira arasında bir masraf çıkabileceğini ilettiler bana. Avrupa da bu tedavilerin daha uygun olduğunu düşünüyorum ve araştırıyorum ama her durumda bu paranın bir kısmı bile olsa karşılayacak durumum yok ve ben henüz 1 derse bile girememiş bir öğretmen olarak 25 yıllık yaşamıma veda etmek istemiyorum.

Şafak Bay'a destek olmak için şu adrese gidebilir, imkanlarınız dahilinde maddi ya da manevi olarak bir şeyler yapabilirsiniz. 

Maddi imkanınız el vermiyorsa iki tane S bile işe yarar belki onun için.

Güzel Bir Hüzün

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 17:08

15


Yazın..

Günün en güzel saati..

Yanında en sevdiğin arkadaşların var.

Bi gölge bulmuşsunuz denizden de hafif bir esinti geliyor gülen yüzünüze vuruyor.

Kaç sene önceki saçmasapan anıları anlatıyorsunuz birbirinize sanki beraber yaşamamışsınız gibi belki 100. defa.

Ama saçmasapan değil aslında o anılar.

Onlar çok güzel anılar.

Onları beraber yaşadınız zaten. Saçma olsa ne yazar ki hem.

Öyle yaşayarak anlatıyorsunuz ki ilk kez dinleyenler "konuyla ilgili bir vtr" izlemiş gibi oluyorlar.

Zaten siz birbirinize "kankam, bilaaaderim, best friendim" demezsiniz ki..

Siz birbirinize adlarınızla hitap edersiniz hep.

Ama o "bilaaderler, kankalar" iki dakikada unuturken birbirini siz o "ad"a hep sahip çıkarsınız.

Gerçektir sizin dostluğunuz "adlarınız" kadar.

İşte o yüzden yaşarken de, anlatırken de hep gerçektir sizin anılarınız. 

Artık o kadar gülersiniz ki yüzünüz acımaya başlar.

Sonra bir durur, denize bakarsınız.

Hani sizden daha yaşlıların uzun süre güldükten sonra bir sessizlik olup "ne güldük be" dedikleri bir zaman vardır ya işte o an siz öyle demezsiniz. O kadar yaşlı değilsinizdir hem daha.

Ama tam da o değildir nedeni.

Onlar "ne güldük be" derler çünkü; artık o zamanlarda o kadar kolay değildir gülmek. Kopulmuştur zaten yakın dostlardan, herkes kendi hayatına bakmıştır, çoluk çocuk vardır, koşturmaca vardır, gülmeye fırsat olmaz.

Gülünce de hesaplanır da "Ne güldük be" denir.

Ama siz daha kopmamışsınızdır. Daha çoluk çocuk yoktur. Daha koşturmaca başlamamıştır ya da daha yürüme seviyesindedir.

O yüzden dostlarınızlasınızdır ve gülüyorsunuzdur; zaten hep yaptığınız gibi. Bunda hesaplanacak bir şey yoktur.

Ama o sessizlik yine de olur.

Belki yenilerini yaşayacağını bile bile eskide kalmışlığın verdiği bir hüzün..

Belki karşında sevgilisiyle oturan arkadaşını görünce hala yalnız olmanın verdiği hüzün

Belki hayatını düzene koyamamış olmanın verdiği bir hüzün..

Belki de orda olmayan birinin verdiği hüzün...

Ama bir hüzün..

Nedeninin önemli ama önemsiz olduğu bir sessizlikle gelen hüzün.

Güzel bir hüzün.

Hala gerçek dostlara sahip olabilmenin, aynı şeylere bile olsa gerçek kahkahalar atabilmenin getirdiği, yalnızsan; yalnızlığın "single" olmak olmadığını, gerçek yalnızlığı hissedebildiğin bir hüzün.

O hüzün gerçekten güzel bir hüzün.

..ve bu şarkı o hüzne çok güzel gidiyor.




Buika - No Habra Nadie En El Mundo

Desde que el agua el libre,
Libre entre manantiles vive,
Jazmines an llorao,
Y yo no comprendo como
En tus ojos niña solo hay desierto.
Hermosa era la tarde, cuando entre los olivos nadie,
Nadie vio como yo a ti te quise, como te quiero.
Hoy los olivos duermen y yo no duermo.

No habra nadie en el mundo que cure
La herida que dejo tu orgullo,
Yo no comprendo que tu me lastimes
Con todo todo el amor que tu me diste

Pá cuando tu volvieras, pensé en cantarte coplas viejas, esas que hablan de amores y del sufrimiento, cuando tu vuelvas niña, te como a besos.
y volaremos alto donde las nubes van despacio.
despacio va mi boca sobre tu cuerpo, tan lento que seguro se pare el tiempo.

No habra nadie en el mundo que cure
la herida que dejo tu orgullo,
yo no comprendo que tu me lastimes
con todo todo el amor que tu me diste


* Bu şarkıyı ve yazıyı bana güzel hüzünler yaşatan tüm dostlarıma ithaf ediyorum.

** Şarkıyla ilgili bir başka yazı için Azuth'un blogu : Masada Boş Bardaklar

Jeff Vuvuzela

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 16:35

3

Tamam cidden şu vuvuzela muhabbeti baydı artık ama şu son videoyu da Haftanın Videosu olarak koymazsam gözüm açık gidecek.

Bu video da vuvuzela ile ilgili son sözüm olsun.

Efendim Amerikan ESPN kanalının ESPY (Excellence in Sports Performance Yearly Awards) ödül töreninde Will Ferrell sahneye Vuvuzela'nın Mucidi Jeff Vuvuzela olarak çağrılır ve olaylar gelişir.

Özellikle sondaki muhteşem düete dikkat.