Khoda

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 20:16

3




"Bir film düşünün herhangi bir anında pause tuşuna bastığınızda karşınıza bir tablo çıksın"

Khoda'nın yaratıcısı Reza Dolatabadi bu fikirle yola çıkıp pek çok kişinin imkansız olarak gördüğü 5 dakikalık bu filmi 6000'den fazla tablo ile 2 yılda tamamlamış.

"İşin gücün yok mu oğlum" diyenler için geliyor :

Khoda



* Reza Dolatabadi'nin web sitesi için buna tıklayabilirsiniz

Oh ZAZ!

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 19:32

12

"Bazen şöyle olur da hani böyle olur da öyle hissedersin ya...


Hani bazen bir yere gidersin de gözünü kapayıp da düşünürsün ya "ah keşke" diye..


Gün gelir bir arkadaşın sana şöyle der de içinden bir şeyler geçer ya..


Ara sıra aklına bir şey gelir de........."

Öff...

Valla bırakalım bu girişleri, düşünmeyi, uzun cümleler kurmayı, sorgulamaları. Zaten ne yazsak da ne söylesek de kimse tam olarak anlayamıyor işte. Herkes istediği tarafa çekip iyice kafayı yediriyor bize.

"Hay sıçayım her şeye" diyip takılalım bir şarkıya; saatlerce aynı şarkıyı dinleyelim işte ya.

Valla boşverin.

Alın dinleyin şu şarkıyı, izleyin videosunu defalarca ard arda.

Oh!




ZAZ - Je Veux

Donnez moi une suite au Ritz, je n'en veux pas !

Des bijoux de chez Chanel, je n'en veux pas !
Donnez moi une limousine, j'en ferais quoi ? papalapapapala
Offrez moi du personnel, j'en ferais quoi ?
Un manoir a Neufchatel, ce n'est pas pour moi.
Offrez moi la Tour Eiffel, j'en ferais quoi ? papalapapapala

Je Veux d'l'amour, d'la joie, de la bonne humeur,
Ce n'est pas votre argent qui f'ra mon bonheur,
Moi j'veux crever la main sur le coeur papalapapapala
Allons ensemble découvrir ma liberté, oubliez donc tous vos clichés,
Bienvenue dans ma réalité !

J'en ai marre de vos bonnes manières, c'est trop pour moi !
Moi je mange avec les mains et j'suis comme ça !
J'parle fort et je suis Franche, excusez moi !
Finie l'hypocrisie moi j'me casse de là !
J'en ai marre des langues de bois !
Regardez moi, toute manière j'vous en veux pas et j'suis comme çaaaaaaa (j'suis comme çaaa) papalapapapala

Je Veux d'l'amour, d'la joie, de la bonne humeur,
Ce n'est pas votre argent qui f'ra mon bonheur,
Moi j'veux crever la main sur le coeur papalapapapala
Allons ensemble découvrir ma liberté, oubliez donc tous vos clichés,
Bienvenue dans ma réalité !
 * ZAZ'ın myspace sayfası için tıklayın.

Shakespeare Okumamış Beyin Cerrahları

Posted by her boku bilen adam | Posted in , , | Posted on 01:32

26

Yine "Bu ülkede" diye başlayan bir yazıyla daha sizlerleyim sevgili HBBA okuyucuları.

Efendim bu ülkede (bakın yalan yok bende) fikirlerinizi açık açık dile getiriyorsanız; bir kere başınızın belaya girmesi riskinden önce anlatmak istediğinizi anlatamama sorunuyla karşı karşıyasınız demektir. Bundan kastım sizin yetersiz olmanız değil; tam aksine sizin yeterli olmanızın yetmemesi sorunsalıdır.

Hatta keşke siz yetersiz olsanız da, yeterince kelimeniz olmasa da; iki cümleyi bir araya getiremeyip saçmalasanız da derdinizi anlatamasanız ve canınız da o kadar yanmasa.

Zaten asıl can yakan siz anlatmak istediğiniz düşünceyi en açık şekilde ifade edip de karşıdakinin sizi sadece tek bir noktadan bakıp öyle algılaması ve sizin anlattığınız şeyi değil anlamak istediği şeyi anlamasıdır en basit ifade ile.

Siz bütününde siyahı anlattığınız bir düşüncenizde beyazdan, yeşilden, kırmızıdan her renkten bahsedebilirsiniz. Hatta siyahın adı bile geçmez belki onu ifade ederken ama bütününde varmak istediğinz yer siyahtır. Ama karşıdaki muhattap olduğunuz kişi; sadece beyazı, sadece yeşili, sadece kırmızıyı idrak edebilen bir zatsa; sizin anlattığınız şey de sadece onun görmek istediği renk olur.

Bu durum da insanı içten içe bitirir.

Ve malesef bizler de sadece belli renkleri algılayabilen insanların çoğunlukta, hatta ezici çoğunlukta, olduğu bir ülkede yaşıyoruz.

İşte bu yüzden de bizler mutlu insanlar olamıyoruz. Çünkü biz anlamıyoruz birbirimizi. Çünkü bizim birbirimizi anlamamız için öncelikle bir şeyleri anlamayı anlamamız gerek.

Biz her şeyde ezbere yaşıyoruz hayatı.

Vatanı da ezbere seviyoruz, sevgilimizi de annemizi babamızı da. O yüzden itiraz etmiyoruz çoğu şeye çünkü; neye itiraz edip neyi destekleyeceğimizi bilmiyoruz ki. Ettiğimiz itirazlar da ezbere itirazlar oluyor zaten tıpkı itiraz etmediklerimiz gibi.

Çünkü biz okumuyoruz.

Bize göre "okumak" kelimesi "diploma" demek çünkü.

İşte bu yüzden hayatında kitap okumamış üniversite mezunlarıyla dolduruyoruz tüm ülkeyi. Hani o daha önce bahsettiğim "okuyan cahiller" ile.

Biz okul okuyup kitap okumayan bir nesiliz. 

Bu yüzden de dünyanın en basit sorunlarına sahip insanlar olarak çözemiyoruz hiç bir sorunumuzu. Çünkü dinlemiyoruz, dinlesek bile anlamıyoruz, anlamayınca da kavga ediyoruz. Bunun adına da "dış mihraklar, Amerika oyunları, dincilerin işi, ailesi sorunlu, kişilik problemi var, beni anlamıyor, federasyon istifa, hakem taraf tuttu vs. vs." diyip çıkıveriyoruz her işin içinden. Yani hangi renge sahipsek diğer rengi suçluyoruz ortadaki sorun için.

Böylece ortaya kapkara bir sonuç çıkıyor.

Göremiyoruz ki asıl sorun biziz.

Her ayrılıktan sonra sölediğimiz o "Sorun sende değil bende" yalanı aslında gerçeğin ta kendisi.

Biz okumuyoruz. Biz okursak da sadece yeşili sadece beyazı sadece kırmıyı okuyoruz. Önümüze konan siyahtan da o yeşilleri beyazları görüyoruz sadece.

Bizim bu kapalı algılarımızla ilgili Kafa Dengi programında Murat Menteş'in bir kaç sözüne rastladım. Sırrı Süreyya Önder ve Onur Ünlü'nün de katkıda bulunduğu bir kaç söz;



"Shakespeare'i okumamış bir beyin cerrahının masasında olmayı istemem; Dostoyevski okumamış bir psikiyatra asla güvenemem ya da Yunus Emre bilmeyen bir matematik öğretmeni bize gerçekte bir şey öğretemez."

İşte tam olarak anlatmaya çalıştığım şey.

İşte tüm sorunlarımızın kaynağı.

Bizim doktorlarımız Shakespeare okumuş olsaydı bugün pek çok sağlık sorununu çözebilirdik.

Bizim polislerimiz Mevlana'yı okuyup anlayabilme yetisine sahip olsalardı karakolda insanlara işkenceler yapılmazdı.

Bizim hakimlerimiz Halil Cibran okusaydı Deniz Gezmiş bugün yaşıyor olurdu.

Bizim sağcılarımız Nazım Hikmet, solcularımız Necip Fazıl okusaydı birbirlerini öldürmezler; en azından tartışmayı becerebilirlerdi.

Bizim ateistlerimiz Kuran-ı Kerim'i, Kemalistlerimiz Said Nursi'yi, muhafazakarlarımız Nutuk'u okumuş olsaydı bugün yaşadığımız bu birbirini anlayamama, kutuplaşma (adına her ne derseniz diyin) denen o şeyi yaşamazdık.

Bizim belediye başkanlarımız Kazancakis'i, Kavafis'i, Yaşar Kemal'i, Fakir Baykurt'u, Proust'u okumuş olsaydı bugün evlerimizi su basmaz, belediye otobüslerinde Yahudi taşıyan Nazi vagonları gibi yolculuk yapmazdık.

Hepsini geçin bizler Zübük'ü okuyup anlayabilseydik bugün başımızda iktidarından muhalefetine, amirinden hademesine Zübükler tarafından yönetiliyor olmaz; bizi ezip de birbirlerine "ben ezmiyorum sen eziyorsun" diye sidik yarışı yapanlara şakşakçılık yapmazdık.

Okusaydık; konuşmayı da susmayı da, kabul etmeyi de itiraz etmeyi de, sevmeyi de ayrılmayı da, ağlamayı da gülmeyi de becerebilirdik hayatın her safhasında.

Beceremedik. Olmadı.

Unut Gitsin!

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 21:44

9


Bugün 17 Ağustos 2010.

Aradan 11 yıl geçmiş. Unuttuk mu 17 Ağustos 1999'u?

"Hayır unutmadık...Hiç unutmayacağız!" derdim ama;

Nereye unutmadık?

Tabi ki unuttuk. Biz neleri unutmadık ki 17 Ağustos'u unutmayalım. Bundan 5-10 yıl sonra hiç hatırlamayacağız hatta.

Ama niye?

Nasıl oldu da sadece kayıtlara geçen ölü sayısının 20.000 olduğu, yüzbinlerce insanı ailesinden, sevdiklerinden, yerinden, yurdundan, evinden, işinden, hayatından eden böyle bir felaketi unutabildik? 

Geçen hafta evdeki eski dergileri bir düzenleyeyim dedim. Mecmua arşivim iyidir. Atmam aldığım hiç bir dergiyi. Ara sıra da düzenlerim. İşte yine bir düzenleme olayına girdiğim esnada 19 Ağustos 2000 tarihli Leman Dergisi'ne rastladım.

Kapağında yıkık bir binanın önünde çökmüş ve kafası çatlamak üzere olan bi adam var ve şunlar yazıyor :
Unut Gitsin!


Nasıl olsa kesin ölüm sayısını, kayıplarını öğrenemeyeceksin!

Halen bir tek sorumlunun dahi yargılanmadığını görmeye devam edeceksin

Aynı dev müteahhit şirketlerin, inşaatçıların yeni deprem konutları onarım, tamirat, konut işleri aldığını görüp sinir olacaksın

Kaybettiğin onca yakınına üzülmekten kanser olmadan ya da kafayı yemeden unut gitsin..

Aklını kaybetme, sağlığını kaybetme, kendini kaybetme, diencini kaybetme, UNUT GİTSİN!

İşte bu yüzden unutmaktan başka çaremiz yoktu.

Gencecik insanlar anne babalarını kaybettikleri yetmiyormuş gibi hayatlarının geri kalanını protez kolla ayakla sürdürmek zorunda kalırken, o göçen evi iki kuruş fazla kazanmak için çürük malzemeyle inşa edenlerin ellerini kollaya kollaya sallaya etrafta gezdikleri gerçeğini farkedince,

Depremde en sevdiklerini kaybedip yine de inandıkları Allah'a isyan etmeyip şükredenler ellerinde "7.4 yetmedi mi?" pankartıyla dolaşan kafaları görünce,

Depremden sonra Yunanistan ve Ermenistan'dan gelen yardımları reddedip, gönderilen kanları ise "milli uyuşmazlık var" diyerek geri çeviren, tüm hastaneler dolmuşken Amerikan Gemi-Hastanesi'ne yaralı verilmesini yasaklayan Osman Durmuş gibi bakanların hala milletvekili olarak seçildiğini içine sindiremedikçe,

"Geçici olarak ikamet edeceksiniz" dendiği halde yıllarca çadırlarda, prefabrik evlerde yaşamak zorunda bırakılıp adam yerine konmadıkça,

Her fırsatta "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" diyenlerin insanlar ağlarken yağmaya koştuklarını gördükçe,

...ve zorlasak daha onlarca-yüzlerce madde sayabileceğimiz can acıtan bir gerçek olarak önümüzde durdukça unuttuk biz.

Bu sefer onlar uyutmadı bizi. Onlar "unutun" demedi, zorlamadı. Biz unutmak istedik.

"Nasıl olsa yenileri gelince bir daha yaşayacağız" diye unutmak istedik.

Unutmazsak çıldıracağız.

En azından şimdilik unutalım da delirmeyelim.

Sen de hala unutmadıysan; unut. Unutalım.

Unut... Unut gitsin!!!

Anlatabildim Mi?

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 01:52

18

Bazı sözler var onlara karşılık cevap bile veremiyorsunuz. Kilitleniyorsunuz. Nutkunuz tutuluyor.

Bazı yerler var; oralara gidemiyorsunuz, ordan geçemiyorsunuz. Yürüyemiyorsunuz. Orda nefes alamıyorsunuz. Bakamıyorsunuz bile oraya.

Bazı filmler var; onları sadece izleyebiliyorsunuz. Her zaman yaptığınız gibi "Ağbi yönetmen manyak ya ne film ama. Şu sahnede ne gönderme yapmış adam" diyemiyorsunuz üzerine. Konuşamıyorsunuz. Yazamıyorsunuz hakkında bir şeyler.

Bazı şarkılar var onları sadece dinlemeniz gerekiyor, cümle kuramıyorsunuz üzerine. Dünyanın en çok konuşan, en çok şey bilen, kelimelere en hakim insanı bile olsanız bulamıyorsunuz ne söyleyeceğinizi.

Bazı anılar var çok iyi hatırlıyorsunuz ama hatırlamıyorsunuz. Çıkaramıyorsunuz oldukları yerden.

Bazı şeyler var; anlatamıyorsunuz.

Bilmem..

Anlatabildim mi?

Yok.

Anlatamadım.

Onu diyorum işte.

Anlatamıyorsunuz.



Sevgili Davide,

Gittiğinden beri Martina hep seni soruyor. Sana hala Simone diyor. Ama en kısa zamanda hikayeni ona anlatacağım. Dün işte ilk kez bir pasta yapmamı istediler benden.

Bil bakalım hangisini yaptım?

Şef aşçı yorum yapmadı. Ama Pazar günü listesine onu da dahil etti. Sanırım bu iyiye alamet. Filippo vardiyasını değiştirmeyi başardı. Piyangodan para kazanmayı başarmış gibi coşkuluydu. Şu an için ondan daha fazlasını isteyemeyeceğimi anladım.

Biliyor musun; Lorenzo'yu düşündüğüm zaman yüzünü unutmaktan sesini hatırlayamamaktan korkuyorum artık.

Ne yapıyordur şu an kim bilir ?

Kime gülümsüyordur?

Bir sözüne, bir bakışına bir hareketine hala ihtiyacım var Davide...

Ama sonra birden hareketlerini hareketlerimde hissediyorum.

Konuştuğum zaman senin gibi konuştuğumu fark ediyorum. Seni terk eden herkes her zaman yanında kendilerinden bir parça bırakıyor mu?

Hafızanın sırrı bu mu?

Bu doğruysa kendimi daha güvende hissedeceğim.

Çünkü asla yalnız kalmayacağımı bileceğim.

Gocce Di Memoria - Giorgia

Sono gocce di memoria
Queste lacrime nuove
Siamo anime in una storia
Incancellabile
Le infinte volte che
Mi verrai a cercare nelle mie stanze vuote
Inestimabile
E’ inafferrabile la tua assenza che mi appartiene
Siamo indivisibili
Siamo uguali e fragili
E siamo già così lontani
Con il gelo nella mente
Sto correndo verso te
Siamo nella stessa sorte
Che tagliente ci cambierà
Aspettiamo solo un segno
Un destino, un’eternità
E dimmi come posso fare per raggiungerti adesso
Per raggiungerti adesso, per raggiungere te
Siamo gocce di un passato
Che non può più tornare
Questo tempo ci ha tradito, è inafferabile
Racconterò di te
Inventerò per te quello che non abbiamo
Le promesse sono infrante
Come pioggia su di noi
Le parole sono stanche, ma so che tu mi ascolterai
Aspettiamo un altro viaggio, un destino, una verità
E dimmi come posso fare per raggiungerti adesso
Per raggiungerti adesso, per raggiungere te

* La Finestra Di Fronte