17 Nisan 1993 sabah saat 09:00
Ben o zaman anneannemlerle birlikte yaşıyorum. Nedenini sormayın, uzun hikaye. Kardeşimi ise sabahları annem getirip bize bırakıyor.
Bir cumartesi sabahı o sabah ve kardeşimle erkenden kalkmış önce çizgi filmleri seyrediyor ardından da bahçeli evdeki ağaçlardan birine amaçsız bir şekilde çıkmaya çalışıyoruz. Derken dedem evden mandalin bahçesini sulamak için çıkıyor ve yanımızdan geçiyor. Ben hemen sabah haberlerinde çizgi filmleri kesip verdikleri flaş haberi dedeme yetiştiriyorum acar muhabir edasıyla :
Dede, Özal'ı hastaneye kaldırmışlar.
Dedemin cevap net :
Gebersin pezevenk!
Ben aslında tahmin ettiğim cevabı duyduğum için sırıtıyorum. Sonra eve dönüyoruz kardeşimle. Televizyonu açıyoruz yine. Tüm kanallarda aynı haber : Özal hayatını kaybetti.
Ben önce şok oluyorum sonra da "Dedem duymaz da ilk ben haber veririm umarım" diye geçiriyorum içimden. Niyeyse çocukken böyle bir flaş haber verme isteği vardı bende.
Neyse dedem geliyor öğlen. İçeri girer girmez hemen atlıyorum :
Dede, Özal ölmüş!
Dedem önce bir duraksıyor, sonra hüzün çöken bir ifadeyle şöyle diyor :
Yapma bee...Gençti la yazıg olmuş..
Barbra Streisand
Posted by her boku bilen adam | Posted in haftanın şarkısı | Posted on 22:27
6
Valla bu haftaki "Haftanın Şarkısı" için öyle uzun uzun bir şeyler yazasım yok. Kafanız bozuksa, kendinizi kötü hissediyorsanız, kronik bir depresyon haliniz varsa açın şu klibi izleyin efendim. Her derde deva..
Sözlerini de yazayım :
Woowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoow
Oowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowoowo
Owoowoowoowoowoo
Barbra Streisand!
Biz Sevmek Seni
Posted by her boku bilen adam | Posted in demiş ki | Posted on 23:42
7
Biz bu adamı sadece her maç asist yapması, goller atması, istatistikleri alt üst etmesi yüzünden değil; geceye damga vurduğu, hat-trick yaptığı bir derbi maçının akşamında, bizim bile aklımızda değilken, şu cümleyi yazabildiği için bu kadar çok seviyoruz.
Kısa Kısa 12
Posted by her boku bilen adam | Posted in kısa kısa | Posted on 01:13
8
Tecavüz eden kadar dekolte giyenin de suçu olduğunu belirten bir açıklama yaptı İlahiyat Profesörü Orhan Çeker malumunuz. Sonunda da kıyamet koptu tabi. Ama bunda koparılacak bir kıyamet göremiyorum ben şahsen. Eşeğe bile tecavüz edilmesinin espri konusu olduğu, "Fatmagül'ün Suçu Ne?" geyiklerinin(!) aylarca yüzleri güldürdüğü, Barış Gelini'nin beyaz gelinliğinin kana bulandığı, futbolda bile alınan galibiyetlerin "Tecavüz" diye kutlandığı yerde bu dekolte açıklamasının bu kadar tepki alması idi beni asıl şaşırtan. Şaşırdığımız kadar samimi miyiz acaba?
***
Diana Taurasi rezaletine sadece Fenerbahçeliler değil "Ben sporseverim" diyebilen herkes tepki vermeli üzerindeki formayı çıkarıp. Sadece Fenerbahçe'nin olası bir Avrupa şampiyonluğu değil aynı zamanda gelmiş geçmiş en büyük kadın basketbolculardan birinin kariyeri tehlikeye atılmıştır bu skandalla. Kaldı ki bu akşam Orhan Şam da aklandı ve bu rezaletin sadece Taurasi ile kalmadığı ortada.
Olayın ne olduğunu bilmeyenler Papazın Çayırı Blogu'ndaki şu yazıya göz atabilirler.
***
Fenerbahçe'nin kadın voleybol maçını izliyorsun diyelim; ya da erkek basket takımı zorlu bir deplasmanda destansı bir galibiyet almış, sen de buna sevindiğini belirten bir şey yazıyorsun. Sen bunu yazınca "İnönü'de koyacaz size, Young Boys nasıl koydu size, 2-2 mi 2-2 mi ehehehe" yazan insanlar var ciddi ciddi. Ha bu modellerin "6-0 koyduk 6 tane 6 muahahah" diyen modelleri de bizim tarafta mevcut. Yani gerçekten de bu nasıl bir kafa, bu nasıl bir taraftarlık anlayışı ben kavrayamıyorum.
***
Karşıtı olduğun birini, bir tarafı, görüşü eleştirince kendi tarafından da bir şeyleri örnek vermek zorunda olmaktan nefret ediyorum. Ama malesef bizde böyle bir durum var ve bu refleksimiz olmuş. Mesela ben Quaresma'nın tekmesini eleştireceksem cümleme mutlaka Emre Belözoğlu'nun da ne kadar çirkef bir adam olduğunu söyleyerek başlamak; Ankara'yı eleştireceksem "İzmir'de de şunlar var" diye hemen araya sıkıştırmak zorundayım. Yoksa samimiyetim sorgulanır, yoksa o eleştirdiğim şeyi eleştirme hakkını bulamam. Yani illa önce "ne ayak" olduğumu belirtmem lazım.
***
Papağan Reyiz ve Baykuş Reyiz flashları her derde deva. Tavsiye ediyorum.
***
Geçen cuma akşamı eve giderken sokağın başında toplanmış bir grup ergen tarafından yumurtalı saldırıya uğradım. Yumurtayı atıp kahkahalar eşliğinde kaçtılar. "Ne oluyor lan" diye bağırsam da pek bi işe yaramadı bu serzeniş. Zaten korumalarım da izindeydi o gün. Bu arada kendimi çok önemli hissettim. Ayrıca Egemen Bağış ve Burhan Kuzu'ya da aşk olsun. O kadar da kötü bir şey değilmiş.
***
Behzat Ç. Türk televizyonlarının gördüğü gelmiş geçmiş en muazzam antikahraman, dizi ise sadece son yıllarda değil tüm zamanlarda yapılmış en iyi 4-5 diziden biridir bana göre. Önyargıyla yaklaşıp 3 haftada tüm bölümlerini izlemiş biri olarak söylüyorum bunu. Kitabını okumadığım yazarlardan biriydi Emrah Serbes. Dizisi böyleyse kitapları nasıldır bu hikayenin diyerek okumaya başlıyorum onları da.
***
Anneme Funk
Posted by her boku bilen adam | Posted in haftanın şarkısı | Posted on 02:04
9
Yeri gelince söylemekten bıkmadığım bir cümlem var : Bizim zamanımızda Almanya'dan Ünlü gelirdi, Cartel gelirdi; şimdi İsmail YK geliyor, Cankan geliyor.
İşte o Cartel'in yeniden bir araya gelme haberlerini bir kaç ay önce duydum ilk olarak. Aslında daha önce de çıkmıştı benzer haberler; hatta Rock'n Coke'da tam kadro olmasa da sahne almıştı bir kaç elemanı.
Sonra bu haber ciddi ciddi dile getirilmeye başlandı. Bir Cartel hayranı olarak cidden heyecanlandım. Yıllar sonra Karakan, Erci-E ve Cinayi Şebeke buluşup dolaşırız biz her gece
Çünkü Cartel uyumaz
Hiç bir şeyden korkmaz
Kan kardeşler hic bir zaman ayrilmaz maz......
Evet kendimi tutamayıp şarkıya girdim birden. Ama soruyorum size; hanginiz 1995'den günümüze kadar olan süreçte Cartel'in melodisini duyduğu an o anki ruh halinden sıyrılıp da kendinini birden ellerini iki yana sallayıp "Kaç kere söyledik biz çocuk sana?" diye tempo tutarken bulmadı ki?
İşte öyle bir yer etmiş Cartel bizim dimağlarımızda.
Bu adamlar 1995'de böyle şarkılar yaptılarsa şimdi neler yaparlar diye umutlandım ne yalan söyleyeyim tekrar birleşme haberleri çıkınca. Sonra kadronun aslında tam anlamıyla tamamlanmadığı haberi geldi. Kabus Kerim yoktu ekipte. O an bir şüphe yer etti içimde. Malum, Kabus Kerim ile Alper Ağa yolları ayırmış, Kabus'suz Alper Ağa, Karakan'ın harikalarından "Evdeki Ses"i Manga ile beraber malesef hiç etmişti geçen yaz.
Acaba ikinci bir Evdeki Ses faciası yaşanır mı derken geçtiğimiz hafta Cartel'in yeni çalışmasını dinledim. Keşke hiç dinlemez, o klibi izlemez olaydım.
Michael Jordan'ın basketbola uzun bir aradan sonra Washington Wizards formasıyla döndüğü dönemde oynadığı bir Indiana maçı vardı. Maçı sadece 6 sayıyla tamamlamıştı Majesteleri. O maç geldi aklıma şu klibi izleyince.
Cartel'de bunlar olurken; yoluna tek başına devam eden Kabus Kerim ise 95'de takılı kalmamıştı. Geçtiğimiz aylarda katıldığı Disko Kralı programında geçen sene yaptığı muhteşem miks "Anneme Funk"ı şöyle anlatıyordu Sapık Manisalı :
İşte neredeyse bir yıldır sürekli dinlediğim ve bu haftanın şarkısı olarak seçtiğim :
Anneme Funk
Aslında bu "Anneme Funk"ın sadece bir kısmı. Uzun versiyonunu yan tarafta gördüğünüz aparattan ya da şu linke tıklayarak dinleyebilirsiniz. Ben aşağı yukarı 1 yıldır bıkmadan usanmadan dinliyorum bu miksi. Sadece bu miks de değil; Kabus Kerim'in Mixcloud sayfasında yaptığı diğer miksleri de tavsiye ediyorum sizlere. Hepsi de şifa niyetine dinlenmesi gereken çalışmalar.
Bu arada Cartel'in yeni oluşumunda neden yer almadığını da şöyle açıklamış Kabus Kerim :
2006 yılında, uzun bir aradan sonra, eski kadroyla buluştuk ve görüştük, eskileri konuştuk, yeni bir albüm yapılabilir mi? „Yapar mıyız?“ diye lafı geçti…İlk başta hep bir ağızdan „yapalım“ dedik ve ben yine ilk Cartel ve Karakan’da olduğu gibi koşturmaya başladım…Fikirler üretildi vs vs ve sonra baktım ki o eski ruhu yakalayamadım, o saflık ve o içtenliği göremedim! Yılların geçmesi ve herkesin kendine has yaşanmışlıkları kişileri çok farklı bakış açılarına yöneltmiş…Eski misyon ve ruhu göremeyince „Ben yeni Cartel´de yokum“ dedim…Çünkü işin tamamen profesyonelliğe ve ticarete döküldüğünü gördüm…Bu benim, HipHop kültürünü halen yaşamama,devam edişime ve ideallerime de bağlı…Ve o misyonu halen içimde taşıyorum…Bu benim ticari işler yapmayacağım anlamına gelmez ve bu sebebten dolayı kimseyi kınamıyorum da, ne haddime…Ama ticari yapılsa bile, bir mazi var ona bakarak yapılması gerekir diye düşünüyorum…Bir müzikal devrim (bilinçli ya da bilinçsiz – iyi yada kötü,) yapmış, efsane ünvanına ulaşmış, Türk müzik tarihine altın kalemle ismini kazıtmış bir topluluk olarak, atılan her adımın daha dikkate alınması gerekir diye düşünüyorum! Bütün bir jenerasyonu etkilemişsek, bunlar göz önünde tutulmalı… Geçmişe baktığımda yaptığım işlerin hep arkasında durabildim fakat bu “Yeni Cartel”in hem ruhani hem de sanatsal olarak arkasında duramayacağımı anladım…
Cartel, Karakan ve Ses gruplarının benim sanat hayatımda birer dönem olduğunun farkına vardım ve sözlerimde de söylediğim gibi “eskiden yeniye, daima ileriye” kafiyelerini benimsemiş ve içten yaşayarak yoluma devam etmeye karar verdim…
Eski Cartel sever ve dinleyenlerin de bu tutumuma saygı ile yaklasacağına canı gönülden inanıyorum…
Böyle bir adam işte Kabus Kerim.
Ve ben böyle adamları gerçekten çok seviyorum.
Peace!
*Kendisinin Twitter'ı için buna, Facebook sayfası için buna, Mixcloud sayfasında yaptığı diğer harika çalışmaları içinse buna tıklayın. Bu da Tumblr sayfası.


