Barbarossa'dan HBBA Söyleşisi

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 15:55

7



Geçen hafta Barbarossa Blog ile bir röportaj yapacağımızı duyurmuştum. Haftasonu bu röportajı gerçekleştirdik. Kendileri de hemen derleyip düzenleyip en ivedi şekilde bloglarına taşımışlar.

Söyleşiyi de şu cümlelerle duyurmuşlar :

Sırada 'Her Boku Bilen Adam' var. Bu kez biraz farklı bir söyleşi olmasını istediğim için onun blugunu tercih ettim. Gerçekten de farklı oldu. Kadınlardan, Ne zaman 'milli' olduğundan, Sakarya'dan, Kocaeli'den, Yemekteyiz'den, Fethullah Gülen'den, House dizisinden, Nihat Doğan'dan ve hatta Fil Bokundan bile konuştuk kendisiyle. Fakat halen kendisinin ne ismini biliyoruz, ne de yaşını... Verdiği söyleşiye rağmen gizemini koruyor yani HBBA. Kendisine vakit ayırdığı için teşekkür edelim ve sorulara geçelim. Bu arada söyleşi serisinin 'cevapları' en uzunu HBBA ile olan söyleşimiz oldu, şimdilik...

Hakkaten de biraz fazla uzun cevaplamışım soruları ama ilk olarak okuyanlar sıkıcı olmadığını söylediler. 

Röportajı bu linkten okuyabilirsiniz. 

Oğuz Öztürk ve Barbarossa  Blog'a da ilgilerinden dolayı tekrar teşekkür ediyorum.

Yaz Kızım

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 19:43

5



Fransız Canal Plus'ın tanıtımlarından "senaryo"nun önemi üzerine olanı. Klasikleşmiş bir mizansenden harika bir iş çıkarmayı başarmışlar


Bu harika soğukkanlılık bana başka bir efsane sahneyi daha hatırlattı : Yaz kızım ; 200 torba çimento, 20 kamyon çakıl, 15 tane kapı...


HBBA'ya Ne Sorsak ?

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 23:03

9



Barbarossa blogunun sahibi Oğuz Öztürk blogunda bir süredir röportajlara yer veriyor. Blog futbol üzerine olduğu için röportaj yaptığı kişiler de genellikle futbol blogları ve futbol dünyasından oluyor. Ama bu sefer bir değişiklik yaparak benimle röportaj yapmak istedi; ben de kabul ettim.

Röportajı yapmadan önce de okuyucularına röportaj yapacağı kişiye ne soralım diye soran Barbarossa, blogunda bu amaçla da bir yazı yayınlıyor.

Benden de bunu duyurmamı istedi.

Şimdi bu linke tıklayarak bana sormak istediğiniz soruları kendisine sunabilir, röportaja siz de katılabilirsiniz.

Ha unutmadan "yaşı kaç, boyu kaç cm, sanat için soyunur mu, gerçek adı ne ?" gibi soruları cevaplamayacağımı şimdiden söyleyeyim.

Elikanlı Delikanlıların Kahramanları

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 22:42

32

Milli katilimiz, gururumuz, en büyük vatanseverlerden Mehmet Ali Ağca sonunda hapisten çıktı. Bu tanımları ironi olsun diye yazmıyorum. Hatta bunları ben yazmıyorum. Bunları yazanlar bu adamı gerçekten kahraman ilan eden yurdum vatanseverleri.

Onlara göre "bu vatan için kurşun atan da yiyen de kahraman" malumunuz.

Peki ne yapmış bu kahraman Ağca ?

Gazeteci Abdi İpekçi'yi vurmuş sırtından, sonra hapisten kaçıp Papa'yı vurmuş yine sırtından. Hani delikanlılığın kitabını yazar ya bu arkadaşlar hep derler ya "birini sırtından vurmak, silahsız birini vurmak kalleşliktir..." o yüzden bastıra bastıra "sırtından" diyorum.

Peki ne yapmış bu adamlar da bu Kahraman Ağca çıkıp vurmuş bu iki insanı ve kurtarmış güzel vatanımızı ?

Biri gazeteci, diğeri de adı üzerinde PAPA. Ruhani bir lider işte.

Ne açıklıyorum ki zaten kim olduklarını ne yazdıklarını ne söylediklerini. Birilerini öldürerek vatana hizmet ettiklerini düşünen insanların yaptıklarını ne diye açıklıyorum ki..


Bugün 19 Ocak değil mi zaten.

Bir başka kahramanın(!) ortaya çıktığı andan itibaren 3 sene geçmiş.

Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Hrant Dink, A.Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Onat Kutlar.....

Liste o kadar uzun ki.

Bu insanların hepsi adam öldürmeyi "vatana hizmet" sanan malların maşaları tarafından katledildi.

Tek istedikleri fikirlerini açık açık ortaya sunmak, bu ülke için yolunda gitmeyen bir şeyleri eleştirmek, çözüm sunmak, insanlara bir şeyler anlatabilmekti. Ama susturulmak şöyle dursun; sırtlarından vuruldular "Delikanlılar" tarafından.

Bu elikanlı delikanlılar öyle vatanseverlerdir ki iki laflarından biri vatan, bayraktır ama sorsan "neresidir bu ülkenin en yüksek tepesi, neresidir bu ülkenin en kurak nehri, kimdir bu memleketin en büyük şairi, kim yazmıştır şu kitabı..." tekini bile bilmezler. "Andımız"dan öteye gideme vatan bilinçleri.

Bi boka yaramayan varlıklarını armağan ederler durmadan bu vatana..

"Oğlum bu Hrant denen herif Türkler için kanı pis demiş" der dururlar.

"E okudun mu yazının tamamını ?"



Ne gerek vardır ki zaten tamamını okumaya. Zaten okumaya, yazmaya sorgulamaya hiç gerek var mıdır ki ?  Adam olsaydı, düzgün biri olsaydı REİS ağbiler imzalar mıydı hiç ölüm fermanını bu Ermeni Tohumu'nun. Ulan zaten hepsini geçtim adam Ermeni değil mi ? Tamam işte ordan bile haketmiyor mu ölmeyi.

Ermeni Soykırımı yok o ayrı mesele. Ama "Ermeni Soykırımı var" diyeni deşerim o apayrı mesele.

Hrant Dink bu vatanı, iki lafı "vatan" olan yavşaklardan çok daha fazla seviyordu. Hatta o yavşakların cesaret dahi edemediği şeyleri söylediği için Ermeniler tarafından bile eleştirilen bir adamdı. Ama tek yanlışı bu ülkede yaşayan herkesin insan olduğunu sanması, güvercinlere dokunmayı bırak, kutsal saydıkları örümceği, karıncayı bile ayaklarının uçlarıyla ezdiklerini farkedemeyişiydi.

Bebekleri katil yapan sürecin daha bebeklere verilen isimden başladığını görememişti o ve ailesi. Güvendi bu ülkenin güzel insanlarına. Güvendi bu ülkenin güzel havasına. Ama göremedi o havanın içine sıçanların giderek çoğaldığını ve linç etmeyenin dışlanır hale getirildiğini.

Şarkıda dediği gibi "Hepimiz, her yer tetiktik artık"

"Milliyetçi duygularla işlenmiş bir cinayet" dedi devletimizin Emniyet Müdürü olaydan sonra... En doğruyu o söyledi aslında.

Yaşadıklarımızın hiç biri "MÜNFERİT" değildi çünkü artık. Biz artık aşmıştık o MÜNFERİT ÇİZGİSİNİ.

Hrant'ı da biz öldürdük, Malatya'da incil satıyor diye insanları da biz işkenceden geçirdik, Aziz Nesin'i de biz yakmaya çalıştık yanındaki onlarca insanla beraber,

..ve katillerin hepsini de biz kahraman ilan ettik.

Bunu da "bu olanlar herkese maledilemez" diye diye yaptık. Oysa kenardan olanları izlemekle yetinip "hepimize mal edilemez" demek yerine engel olsaydık, engelleseydik, "yapmayın" diye haykırabilseydik; hepsini geçtim bari bunları yapanlara alkış tutup onları kahraman ilan etmemeyi başarabilseydik belki de bugün çok daha farklı bir ortamda yaşıyor olurduk.

Ama olmadı.. Bu gidişle de olmayacak.

Bakıyorum her yere, üniversiteye giden okumuş(!) gençlerin bile hala Ogün Samast, Mehmet Ali Ağca hayranlıkları vuruyor yüzüme tokat gibi. Abdullah Çatlı'nın sözlerini yazıyorlar, Sedat Peker'in hayranı oluveriyorlar FeysBOKlarında.

Ama tanımıyorlar Yunus Emre'yi , Mevlana'yı...

Çünkü onlar için bu ülkenin halkı için sesini duyuranlar değil, birilerini öldürenler kahraman. Onlar "Asmayalım da besleyelim mi" diyenleri baştacı yapıp, kendi evlatlarınının bin türlü işkenceden sonra darağacına gitmesine ses çıkarmazken, insanlıkla alakası olmayan bir cinayeti işleyen çocuğu kahraman yapıp, bayraklarla gülümseyen fotoğraflarını çekirip, içeride krallar gibi besleyip semirmesini sağlayan yaratıklar.



Peki buna karşı durup en naif duygularla "O'nu Ermeni diye öldürüyorsanız o zaman hepimiz Ermeniyiz" diyenlere ne yapıyorlar ?

Ne yapacaklar ? Onları da bir çırpıda vatan haini ilan ediyorlar.

Çünkü Türk değilsen, bizden değilsen siktirip gideceksin kardeşim.

"Ya seveceksin, ya da s.ke s.ke seveceksin bu ülkeyi. "

Ha bu ülkede hırsızlıklar, adaletsizlikler, insan haklarına aykırı bin çeşit dava, işkence, türlü yolsuzluk olur ama sen itiraz etmeyeceksin. Haksızlığa uğrasan dahi susacak, hakkını arayanı da gidip linç edeceksin ama bu ülkeyi seveceksin kardeşim.

Ama anlamadıkları bir şey var, anlamamakta direndikleri bir şey.

Biz bu ülkeyi zaten çok seviyoruz. 

Biz sizi sevmiyoruz. 

Sizin gibi şerefsizliklere çanak tutanları, katilleri alkışlayanları, darbecilerin postallarını yalayanları, Ermeni, Rum, Gayrimüslim kardeşlerimizle aramıza set çekmeye çalışanları, inananla inanmayanı ayırt edeni,  iki tane hamamböceğinden bile değersiz olan siz şerefsizleri..

Sizin sevdiğinizi sandığınız bu vatan da size ait değil aslında. Zaten size ait olsa şimdiye kadar çoktan onu da satmıştınız.

İşte bu yüzden Hrant Dink için binlerce insan toplanırken siz hala "Ben Mesihim" diyen bir kaçığın götünün peşinden koşuyorsunuz.



Bu vatanın gerçek insanı, en güzel duyguların insanıyken, sizin peygamberiniz bile sahte.

Bu vatan için kurşun attığını sananlara değil, bu vatanda yolunda gitmeyen bir şeylere sesini çıkaranlara alkış tutulduğu bir zamanda yaşayabilmek dileğiyle, saygıyla anıyorum Hrant Dink'i, O'nu vatan haini ilan edenlere inat.

Song From A Secret Garden

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 15:00

6

Haftanın Şarkısı , Norveçli Secret Garden'dan "Song From A Secret Garden".

Şimdi yine "sözsüz şarkı mı olur" diyenler çıkar ama şarkının adı "Song" ben ne yapayım.

Secret Garden1995'de Eurovision'u izlerken ilk kez dinlemiş ve Eurovision gibi basitliği ve gereksizliği ağızlara sakız olmuş bir yarışmada katıldıkları şarkıya hayran kalmıştım ki o şarkı günümüzün klasiklerinden olmuştur artık. Eurovision savunucularının da en büyük güç aldıkları şarkılardan biridir.

Yeri gelmişken Eurovision'u seven tarafta olduğumu da belirteyim de antipatikliğim tavan yapsın.

Secret Garden, kemanda Fionnuala Sherry ve piyanoda Rolf Lovland'den oluşuyor. Rolf aynı zamanda grubun tüm şarkılarının da bestecisi. Haftanın Şarkısı olarak seçtiğim şarkıları "Song From A Secret Garden" ise aynı zamanda grubun ilk albümü "Songs From a Secret Garden" a da ismini veren şarkı.

Şimdi bu şarkıyı dinleyince hepiniz "aa ben bu şarkıyı biliyordum zaten. ee eski bi şarkı değil mi bu" diyeceksiniz. Grubun tadı da orda zaten. Öyle şarkılar yapıyorlar ki sanki bu çağa ait değil de en az 100 yıllık klasikmiş gibi geliyor insana.

Daha da uzatmadan şarkıya geçelim.



O kadar bahsetmişken grubun çıkış yaptığı ve artık günümüzün klasiklerinden olan, 1995 Eurovision galibi şarkıları Nocturne'i de ekleyeyim de tam olsun. Grup hakkında daha detaylı bilgi içinse resmi sitelerini ziyaret edebilirsiniz : Secret Garden

Secret Garden - Nocturne