Adagio For Strings

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 03:44

5

Haftanın Şarkısı'nda "Klasik müzikten hiç hazzetmem,entel dantel işi" diyen adamlara bile lafını yedirebilecek güçteki, Samuel Barber'ın ölümsüz eseri "Adagio for Strings" yer alıyor.


Amerikalı Andrew Lyon'un 2007'de Kiev'de Ukrayna Ulusal Senfoni Orkestrası ile icrası :






Şarkı hakkında duyduğum en güzel yorumsa "Platoon'da sarsar; Elephant Man'de yıkar." olmuştu. Elephant Man'i hala izlememiş olanlara da teşvik olsun bu şarkı.

Bookmark and Share

Değerli Usta

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 12:35

4

Günümüz Türk Sineması'nın en büyük yönetmenlerinden (bana göre en iyisi) Zeki Demirkubuz, başyapıtlarından Kader filminin girişinde şöyle bir mesajla karşılar izleyenleri :

Değerli Ustam Zeki Ökten'e..
İşte Zeki Ökten, günümüzün en büyük yönetmenlerinden birini, kendisine film ithaf edecek düzeyde etkileyen bir yönetmendir.



Belki çoğu genç adını bile bilmez kendisinin. Peki kimdir Zeki Ökten ?

Şahsım adına konuşmam gerekirse, bugün eğer Recep İvedikler'e, Maskeli Beşler'e tahammül edemiyorsam; Beyaz Melek, Güneşi Gördüm gibi saçmalıkları yemiyorsam,  işte bana o seçiciliği, o kaliteyi ayırt edebilme yetisini sağlayan adamlardandır kendisi.


Defalarca izlesem de bıkmayacağım Kapıcılar Kralı,Çöpçüler Kralı, Pehlivan, Yoksul, Düttürü Dünya gibi başyapıtlara imza atmış, bana göre Türk televizyonlarında yayınlanmış en gerçekçi ve kaliteli dizilerden "Saygılar Bizden"i izletmiştir bizlere.

Bu tip ölümlerin ardından aslında çok da fazla konuşmak istemiyorum. Az önce FriendFeed'de Azuth'a da söyledim; bir yandan artık iyice bunalıyorum yaşlandıkça sevdiğim adamların ölümüne şahit olmaktan , bir yandan da bu adamları yakalamış olmaktan haz duyuyorum.

Yeni neslin sadece Yaprak Dökümü'ndeki cadı kaynana olarak hatırlayacağı eşi Güler Ökten'e sabır dilerken, bir sinefil olarak onun arkasından , "iyi ki Zeki Ökten'in filmlerini izleyebildiğim bir zaman diliminde yaşayabilmişim" diyorum.

Ruhu şad olsun.



* Azuth'un yazısı - Trevanian'ın yazısı
Bookmark and Share

Kısa Kısa 2

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 03:18

8

Şimdi yılın sonu geldi ya her yerde "2009'un enleri" diye listeler yapılır. Hiç yapmayın enler menler diye liste. 2009, Michael Jackson'ın öldüğü yıldır. Diğer yaşananlar teferruattır. Alın size tek maddelik liste işte.

Bizim gençlikte görülen en büyük sapıtmalardan biri de dalga geçilen şeylerle dalga geçe geçe onlara dönüşmek. Misal, "oha falan oldum" diye konuşan kızlarla dalga geçen ve durmadan o lafı ve benzerlerini kullanan kızlar; artık bir yerden sonra öyle kalıveriyorlar. Demet Akalın şarkısıyla dalga geçip her şarkısında coşmak gibi bir şey. Sonra da şaşırırlar "Esra-Ceyda niye kullanılıyor reklamlarda" diye.

Umut Sarıkaya ve Uğur Gürsoy gerçekten de işlerini iyi yapan karikatüristler tamam ama zırt pırt onların karikatürünü paylaşan arkadaşlar aynı kuşakta yer alan hatta aynı dergilerde görev yapan Barış Atar ( görgüsüz, angola basket takımı),Mustafa Satıcı (baltalı ilah), Serkan Yılmaz (Dudullu Postası), Cihan Ceylan gibi isimleri de hiç görmüyorlar mı ? (Basına saldırı, fotoğraf makinelerimizi kırdılar)

Hulki Cevizoğlu nereye çıksa "Atatürk diyor ki, Ecevit'in şöyle bir lafı var, Atatürk şöyle buyurmuş, Ecevit başbakanken şöyle bir cümle kurmuş vs." gibi kalıplardan başka bir şey kullanmıyor. İyi de kardeşim bırak Atatürk'ü, Ecevit'i sen ne diyorsun onu bir de artık. Hiç mi kendi düşüncen, kendi cümlen yok ? Papağan mısın sen ? Gerçi Türk Solu'nun genel yapısı bu zaten. Neyse..

Başkanı olduğu semtin her yerindeki billboardlara bin çeşit fotosunu koyup altına da "başkanımız bakımevinde, başkanımız gençlerle vb." yazdırıp tüm semti Facebook Albümü'ne çeviren belediye başkanları var.



Tim Burton-Johnny Depp-Helena Bonham Carter arasındaki ilişkinin bir benzeri Ziya Doğan-Ayman-Celalettin arasında var. Nasıl Tim her filmine Johnny ve Helena'yı koymadan duramıyorsa; Ziya Doğan da her gittiği takıma Ayman ve Celalettin'i almadan edemiyor.

2012 Londra Olimpiyatları'na sadece iki yıl kaldı, 2016, Rio'ya verildi ama benim yurdumun gerzekleri "2012 için Moskova ile çekişiyoruz, linke tıkla İstanbul'a destek ver" maillerini göndermekten bir türlü vazgeçmiyor.

Oscar Schindler Türk olsaydı yok fabrika, yok efendim tencere falan akıl oyunlarıyla uğraşmaz, bir tane yahudi bulur "arkadaş grubunu davet et" der oluştururdu listesini.
Ne depremler ne kasırgalar ne de meteorlar... Xavi - Selçuk takası olursa; ancak o zaman inanırım 2012 senaryolarına.
Sunduğu takımın adını hayatı boyunca ilk kez o anda prompter'da gören Burcu Esmersoy gibi tiplere sırf güzel diye haber sundurmak, program yaptırmak yakışmıyor NTV gibi bir kanala.

Artık bir Türk değil, bir Türk Tıkı dünyaya bedel hale geldi.
Bookmark and Share

Yok Artık Lehmann !!!

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 07:59

6



Kendisinden zaten oldum olası hazzetmem. Ne Seaman sonrası Arsenal'e yakıştırabildim ne de Alman Milli Takımı'na. Gıcık kişiliğinin yanında iyi bir kaleci de değil bence. Ama kim nasıl tahammül ediyor bu adama yıllardır anlamak mümkün değil.


Delilikle Dahilik yerine Çirkeflikle Manyaklık arasında gidip gelen kaleci Lehmann geçen hafta Şampiyonlar Ligi Maçı esnasında işemesinin üzerinden daha 1 hafta bile geçmeden bu sefer maç esnasında Salihoviç'i bakın ne duruma düşürüyor.



Yaptığı bununla da bitmiyor. Takımı Stuttgart 1-0 önde iken son dakikada rakibe tekme atıp oyundan atılıyor ve maç da tekmeden kazanılan penaltı yüzünden 1-1 bitiyor.


Bu ruh hastası maç sonunda da "takımı yaktın" diyen taraftarın gözlüğünü gözünden alıp adamı peşinden koşturuyor. O da burda.


Valla ben anlamadım bu işi. Van Der Sar gibi kaleciler yıllar geçtikçe olgunlaşırken bu manyak 40'ına geldiği halde her gün daha fazla sapıtıyor.


Bi bıraksa da gitse artık.
Bookmark and Share

Bi Bakar Mısınız ?

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 07:13

4

Yaklaşık 10 gün önce blogun hesabına bir mail geldi. 15 yaşında lise öğrencisi olduğunu söyleyen biri şu cümleleri kurmuş özetle :

Selamlar.Uzun zamandır takip ettiğim bloglardan biri sensin................ben de bu işe el atayım dedim ama internetten pek çaktığım yok. Yabancı dil öğrencisiyim ama yabancı dilim yok. Türkçem İngilizce olmuş zaten ötesi var mı ki ?.................... Soracağım sorular var ve de öğrenmem gerekenler.

15 yaşında bir çocuktan böyle bir mail almak, kendisine rehberlik etmemi istemesi hoşuma gitti açıkçası. Ama o sıra pek uygun olmadığımdan sadece adresi msn'e eklemesini ve uygun olduğum zaman kendisine yardımcı olabileceğimi söyledim.

Ne yalan söyleyeyim unuttum sonra da .

Sonra bu gece, hatta bundan tam 3 saat önce aklıma geldi çocuk. Uykum da kaçar gibi olmuştu ki gireyim bakayım neymiş neyin nesiymiş neler yapmış diye.

TheKid demiş kendine. Blogun adını da "Bi Çocuktan Nameler" koymuş.

2 tane de yazı yazmış şimdiye kadar. İlk yazısında beni ve Pucca'yı takip ettiğini ama artık kendisinin de yazmak istediğini, sadece okumakla olmadığından falan bahsetmiş. Sonra da her konuya dalmış. Çorbaya çevirmiş yazıyı ama yaşı, samimiyeti ve ilk yazı olması itibari ile hoş bir çorba olmuş. Gülümsetti beni açıkçası. Aradaki yazım hataları, yanlış sözcüklere falan girmiyorum.

Ama ikinci yazıyı okuyunca açıkçası en klişe tabirle dehşete kapıldım. Fazla detaya girmeyeceğim yazıyla ilgili. Bu yazının sonunda linkini vereceğim gidip kendiniz göreceksiniz.
Bu yazıyı yazma nedenimse şu, TheKid belki çok sıradan , belki de çok özel bir çocuk, işin orasını sadece iki yazıdan kestirmek mümkün değil. Ama kestirebildiğim bir şey var ki TheKid, "içimden geçenleri buraya dökmek istiyorum kimse okumayacak olsa bile" diyip ilk yazısının adını da "Okumak Ayıp Değil Yazmamak Ayıp" koyacak bir çocukken iki satır sonra elde bıçaklı resim koyup, dövdüğü adamlardan bahseden hangi yoldan gitmesi gerektiğini kestiremeyen saf bir çocuk. Her çocuk gibi.

Şu an fazla romantik olduğumu, sırf çocuk bana bir mail attı da benim yazdıklarımı önemsedi diye sorumluluk bilincine düştüğümü düşünüyor olabilirsiniz. Belki de gerçekten öyle. Ben de bilmiyorum bunu tam olarak ama; beni uyutmayıp içime kurt düşüren ve sabahın 6'sında hem de 2 saat sonra kalkmak zorunda iken bunları yazdıran bir durum bu.

"Şimdi bunları niye anlatıyorsun bizden ne istiyorsun?" diyorsunuz.

Hani bir kaç ay önce polise taş atan çocuklarla ilgili kendi çocukluğumdan da kesitler içeren bir yazı yazmıştım "Çocuk İşte..." başlığı altında. (okumamış olanlar başlığa tıklayabilir)

İşte o yazıda biraz kendi özelimden de örnekler vererek çocukken aslında çocuk olduğumuzu ve bize yol gösterecek, kendi adam olma yolumuzu çizecek, (belki iddialı bir laf ama) "aydınlanmamızı" sağlayacak şeyleri yaşadıktan sonra ancak kendimiz olabileceğimizden dem vurmuştum.

Benim için gece uyuyamadığım için öylesine okuduğum bir kitap ve sırf vakit geçsin diye öğlen sıcağında evde yalnızken izlediğim bir filmle başlamıştı bu "kendini bulma" evresi.

Belki TheKid gerçekten de ikinci yazdığı yazıdaki çocuğun, adam haline dönüşecek etrafımızdaki çoğunluk gibi. Ama ben yine tekrarlamak gerekirse belki fazla romantik düşünerek, belki "HBBA'dan etkilendim" lafından haz alarak belki de aranızdan bazılarının şu an düşündüğünü adım gibi bildiğim "blogu okuyan kızlara şirin görünme kaygısı içinde" sizden bir şey rica ediyorum.

Lütfen şu blogu ziyaret edip şu iki yazıyı okuyun ve gerekirse her ikisine de bir yorum yapın. Azarlamadan, kızmadan bir şeyler yazın. Hatta blogunu izlemeye alın.

Belki boşa kürek çekeriz TheKid uğruna. Belki aydınlanmak şöyle dursun; iyice karanlığa gömülür bu çocuk. Ama bu "çocuğu"  sadece bir beladan bile uzaklaştırabilirsek sizce de güzel olmaz mı ?

Anca oturduğumuz yerden aıp tutmaya itiyor bu yaşam şartları bizi. Bari oturduğumuz bu yerlerden hiç değilse bir çocuğun hayatına etki etme şansımız olsun.

Diyorum ya belki baltayı taşa vuracağız ama,

Biz bir deneyelim de.. (Fazla hassasım sanırım bu aralar)

* İlk Yazısı : Okumak Ayıp Değil Yazmamak Ayıp

* İkinci Yazısı : İsyanım Var Arkadaş  

Bookmark and Share

Kısa Kısa

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 22:05

13



Şu microblog hadisesi malumunuz. İki-üç satırla tespitler falan yapıp derdinizi anlatıyorsunuz. Ama yaptığınız tespitler twit deryası içinde kaybolup gidiyor. Ben de hem bu kısa yazıları biraz genişleterek kayıt altına almak; hem de Twitter'dan takip etmeyenlere bir kaynak oluştursun diye "kısa kısa" adında bir seriye başlıyorum. Bu "yeni bir seriye başlıyorum kalıbı" da artık klasik oldu bu blogda.
2012'yi izleme gafletinde bulundum çünkü yıllardır 2012, Maya Takvimi, Kur'an-ı Kerim Şifresi diye diye başımın etini yiyen bir arkadaşım var. Film sonunda tek düşündüğümse böyle tiplerin hepsini 2013 yılbaşı gecesi bir araya getirip eşşek sudan gelinceye kadar dövmek oldu.


Roland Emmerich'in karısı ölürse küçük, kendisi ölürse büyük kıyamet kopar.

 Rijkaard'a "Messi mi daha yetenekli Arda mı?" diye soran gazetecilerimiz var. Adamcağız da "böyle bir kıyaslama olması hem Arda için hem de Türk Futbolu için çok güzel" diye cevap verdi.


Obama'nın Barış Ödülü almasından sonra Nobel, benim için artık Kral TV Video Müzik Ödülleri ayarındadır. Ayrıca sadece "Dünya Barışı için çalışacağım" denip Barış Ödülü alınıyorsa her yıl Miss Alabama'nın, Miss Ohio'nun falan alması lazım bu ödülü.


Yemekteyiz'de en çok yemeği artıkları verdikleri köpekler yediğine göre puanları da onlar verse yarışma daha adil olur düşüncesindeyim.

Uğur Dündar ve türevleri beyefendiler her fırsatta "doğru haber, dürüst haber" diyip duruyorlar ama "reklamlardan sonra devam edeceğiz" diyip reklam biter bitmez hoşçakalı yapıştırıyorlar suratımıza.


Serdar Ortaç'ın güzel bacaklı, kalın kaşlı, kek yaptıran üzerine soda içiren dişi versiyonlarına NİL denir. Niller Sakalsızsuavigiller Familyası'ndan gelir.


Şener Şen'in şu hayattaki belki de tek yanlışı Çiçek Abbas'daki muhteşem oyunculuğudur. Sırf o film yüzünden 30 yıldır Sinan Çetin'den kurtulamıyoruz. Ayrıca Sinan Çetin sinemanın Serdar Ortaç'ıdır.


Ne Jack Nicholson'ın Joker'i ne de Heath Ledger'ın.. Benim için en muazzam Batman karakteri Danny DeVito'nun Penguen'idir.


Çevremizdeki insanlar Facebook'dan sonra mı bu kadar salaklaştı; yoksa zaten salaklardı da Facebook mu bunu ortaya çıkardı ?


Kurban Bayramlarında en çok Emolara üzülüyorum. Ne zordur emo emo el öpmek, kavurma yemek, konu komşuya et götürmek.. Hele bir de alınlarına kurban kanı sürülmüşse off off..



Amerikalılar 7 kişi ortak danaya girdikleri zaman ben de balkabağını oyar Halloween'i, hindimi keser Şükran Günü'nü kutlarım.



Bloglarda ya da başka yerlerdeki yazılara gelen okuyucu yorumlarını gördükçe ilkokuldaki Türkçe derslerindeki "okuduğumuz anladık mı" köşesinin ne kadar yerinde olduğunu görüyorum. Hatta ayrı bir ders olarak okutulmalı o bölüm.


Ezel adlı diziye sırf popüler diye burun kıvırabilirsiniz ama bu dizi özellikle kurgusu itibari ile son yıllarda Türkiye'de yapılmış en iyi dizi.

Daha 20 yaşındaki kızlar mal bir heriften ayrılıp nutella eşliğinde "Eternal Sunshine" izleyince kendilerini "Acıların Kadını Bergen" sanmaya başlıyorlar.

Orhan Gencebay'ın "Beni de Allah yarattı" şarkısının coverını yaparsa; ancak o zaman tırsmadan dinleyip, izleyebilirim Marilyn Manson'ı.

Şimdilik bu kadar yeterli sanırım.

Bu arada bu formatı da ilk olarak yapan Lifelessness ve Oz-T'ye de burdan selamlarımızı iletelim.
Bookmark and Share

Her B.ku Bilen Adam

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 18:40

4



Elif Dağdeviren'in 2 hafta önce TürkMAx kanalında başlayan Sosyal Alem adında bir programı var. Programın tanıtımında şu cümleler yer alıyor :
İnternet artık paralel bir evren, başka bir alem... Bu alemi ne kadar tanıyorsunuz? TürkMax’ın yeni programı “Sosyal Alem”, günlük yaşantımızdaki, aslında pek farkında da olmadığımız bu köklü değişikliğin ekrandaki karşılığı olmaya soyunuyor. Elif Dağdeviren’in sunduğu program, Facebook, Twitter, FriendFeed, YouTube gibi sanal alemin paylaşım platformlarında neler olup bittiğini takip edecek. İnsanların tüm dünyayı takip ettiği, dostluklar kurduğu bu mecrayı daha yakından tanımak istemez misiniz? Sanal alemi hakkıyla kullanan ünlü simalar ile sanal alemin kendi ünlüleri programda koyu bir sohbete dalacak. Aralarına sanal aleme hiç bulaşmamış bir ünlü de karışacak.
Programın adını ilk kez Twitter ve FriendFeed sayfalarında görmüş, ilk bölümünü de Cüneyt Özdemir'e rağmen izlemiştim. Geçen cumartesi yayınlanan ikinci bölümünün de ilk yarım saatlik bölümüne göz atabilmiştim. Hatta program esnasında programın twitter sayfasına gelen twitlerin aktığı bir ekran da mevcut ve oraya şöyle bir twit yollamıştım :

@sosyalem @elifD1 sansür var mı programda? mesela bok denebiliyor mu ? ona göre yazayım mesajı boşa kürek çekip meşhur yardakçısı durumuna düşmeyeyim.

Bunu yazdıktan sonra herhangi bir tepki almayınca her gururlu Türk genci gibi arkamı dönüp gitmiştim. Ama ben çekip gittikten sonra programın "geçen haftanın twitleri" ayarında yaptığı "Tivitdaş" bölümünde bakın neler olmuş :



Bu bölüm programdan önce hazırlanan ve televizyoncu tabiri ile VTR denen bir bölüm. Dolayısıyla ben "Bok denebiliyor mu ona göre yollayalım" diye habersizce ayar verirken programda zaten yer almışım ama öngörümdeki gibi "bok" kelimesi de biplenmiş.

Efendim işin kısacası her ne kadar sansürlenmiş de olsa gazeteden sonra televizyonda da bir şekilde yer almış oldu HBBA.

Yakında "Basında HBBA" diye ayrı bir bölüm oluşturabiliriz diyerek kötü bir espri ile, "Bu gurur hepimizin" diyerek kolpa bir samimiyetle ya da "Bokun biplenmediği özgür bir ülkede yaşamak dileğiyle" gibi salakça bir mesajla da bitirebilirdim bu yazıyı.

Ama "tek amacım şu videoyu paylaşmaktı, diğer söylediğim her şey videoyu izlemenize zemin hazırlamak içindi" diyerek size doğruları söylemeye devam ediyorum.
Bookmark and Share