Sia - Breathe Me

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 23:49

66

Haftanın Şarkısı'nda Sia'dan Breathe Me var bu hafta.

Sia'yı severim. İyidir, hoştur, güzel şarkıları vardır, güzel de hatundur.

Breathe Me de en sevdiğim şarkısıdır. Klibi de ayrı güzeldir ama; bu şarkıya tapmamın sebebi Six Feet Under'ın final bölümündeki o son 5 dakikadır.

Hep diyorum ya Six Feet Under kadar güzel bir dizi gelmedi gelemez diye. İşte bu muhteşem dizinin harikulade finalinin son sahnelerine de Breathe Me öyle bir işler ki; diziyi başından sonuna kadar izlemiş biri iseniz, o son  sahneyi izlerken dünyadaki en sevdiğiniz insanı kaybetmişçesine dağılabilirsiniz.

O son sahneyi koymak isterdim ama hala Six Feet Under izlememiş olanlara bunu yapıp da o duyguyu kaybetmelerini istemem.

Diziye de fazla dalıp Sia'yı ve şarkısının muazzamlığını da daha fazla göz ardı etmeden buyrun diyorum :




Help, I have done it again
I have been here many times before
I hurt myself again today
And, the worst part is there's no-one else to blame

Be my friend
Hold me, wrap me up
Unfold me
I am small
and needy
Warm me up
And breathe me

Ouch

I have lost myself again
Lost myself and I am nowhere to be found,
Yeah I think that I might break
Lost myself again and I feel unsafe

Be my friend
Hold me, wrap me up
Unfold me
I am small
and needy
Warm me up
And breathe me
* Six Feet Under'ın jeneriği üzerine yazdığım küçük bir yazı.

Alma

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 22:54

9

Haftanın Videosu olarak bir kısa animasyonu seçtim bu hafta.


Ice Age, Finding Nemo , The Incredibles, Cars, Ratatouille, WALL·E, UP gibi filmlerin yapım ekibinde yer alan Rodrigo Blaas'ın ilk yönetmenlik denemesi olan ve girdiği bir çok festivalden ödülle dönen bir kısa animasyon :  

ALMA

Asil Başkan

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 18:41

6

Taraftar olmak bambaşka bir olgu. Kendi adının içindeki "taraf" sözcüğü bile aslında pek çok şeyi açıklıyor. İnsan bir tarafta olunca da diğer tarafa o taraftakiler gibi bakamıyor. Diğer tarafa bakmayı bırak; yeri geliyor ortadaki bir mevzuyu bile sadece kendi tarafındaki bakış açısıyla görebiliyor.

İşte bu yüzden "Arda, Messi'den daha iyi futbolcu" diyen ve buna inanan adamlar geziyor etrafta. Aynı Arda karşı tarafın formasını giyse o Messi'den iyi olan adam bir anda dünyanın en beceriksiz futbolcusuna dönüşüyor o lafı söyleyen adamın gözünde.

Bu durum bazen Arda-Messi örneğindeki gibi komik olabilecek bir hale bürünürken bazen de bulunduğu taraf için insanlara küfretmeyi, onurlarını kırmayı; hatta daha da ileri giderek kan dökülen durumları bile beraberinde getirebiliyor.

İşte bu ortamda kendi takımınız ya da herhangi bir takım hakkında bir şeyler söylemek, yazı yazmak, ahkam kesmek bile çok zor bir hale geliyor. Ben de bazen bu durumla karşılaşıyorum. Kendi takımım hakkında bile yazdığım eleştirilere tahammül edemeyen bir kitle söz konusu. Bu kitle de bizim ülkedeki çoğunluğu oluşturuyor malesef.

Oyunu değil, hatta renkleri de değil, sadece gerilimi seven bu kitlenin çoğunluğu oluşturduğu bir ortamda bir kulübün başına geçmekse gerçekten büyük cesaret isteyen bir sorumluluk örneği. Hele bu sorumluluğu alıp da duruşunu ve saygınlığını koruyabilmek en zoru. Nice saygın iş adamları, yazarlar, gazeteciler, sanatçılar o sorumlulukların altına girdiklerinde kendilerini kaybedip içlerindeki canavarı ortaya çıkarırken bir adam çıkıyor ve herkese ders verir bir duruş gösteriyor görevde kaldığı süre boyunca.

Ezeli rakibinden tarihi fark yediği maçta, holiganlardan bile daha tehlikeli insanların oturduğu şeref tribünü denen yerde ezeli rakibinin gollerini alkışlayabilecek bir asalet gösteriyor. Kendi taraftarından küfürler yeme pahasına yapıyor hem de bunu. Çünkü bu adam iyi oynayana saygının, kazanmaktan çok daha önemli olduğuna inanan asil bir adam.

Ama "vur kır parçala, bu maçı kazan" diye tezahürat yapan taraftarların olduğu, kaybedilen maçın ardından oyuncularına rakip takım oyuncularına dayak atmayı emreden teknik direktörlerin İmaparator ilan edildiği, milli maçta atılan golün ardından kendisini eleştiren basın tribününe el kol hareketi yapanların milli takım kaptanı yapıldığı ülkede anlaşılmıyor. Anlaşılmadığı gibi de dalga geçiliyor, küfür yiyor.

Bir gün artık o da dayanamıyor bu ortama ve maçı resmen katleden hakemden düdüğünü asmasını bekliyor. Bu yaptığı hareket kimileri tarafından başkanlığı boyunca yaptığı en iyi iş olarak görülürken o, sonradan yaptığı açıklamada hayatındaki en büyük pişmanlığın o yaptığı çıkış olduğunu belirtiyor.

İşte Özhan Canaydın; yöneticileri, oyuncuları, basını, taraftarı çirkeflikten başka bir şey yapmayan Türk Futbolu için çok ama çok fazla gelen bir adamdı.

Bir Fenerbahçeli olarak kendi takımımın yöneticilerinden kim ölse acaba böyle bir yazı yazabilirim diyip, bulamamanın verdiği hüzünle Özhan Canaydın'ı saygıyla anıyor; zamanında kendisine her fırsatta giydiren bademgözseverlerin açıklamalarını da gülerek izliyorum.

Oren Lavie - Her Morning Elegance

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 15:33

10

Bu haftanın şarkısı İsrailli Oren Lavie'den :

Her Morning Elegance.

Şarkıcının 2007'de çıkardığı ilk ve şu an için tek olan "The Opposite Side of the Sea" albümü; geçen haftalarda da bahsettiğim "her şarkısı ayrı güzel" sınıfına giren albümlerden. Albümün çıkış parçası olan Her Morning Elegance şarkısının da "stop motion" tekniği ile çekilen klibi içinse; muazzam bir sanat eseri diyebilirim.

Hala izlememiş olanlara da vesile olmanın verdiği hazla Oren Lavie'nin sözü müziği; hatta bu muhteşem klibinin yönetmenliğinin bile kendisine ait olduğu şarkıyı Sezen Cumhur Önal edasıyla dudağımı büzerek beğeninize sunuyorum.

Her Morning Elegance




Sun been down for days
A pretty flower in a vase
A slipper by the fireplace
A cello lying in it's case

Soon she's down the stairs
Her morning elegance she wears
The sound of water makes her dream
Awoken by a cloud of steam
She pours a daydream in a cup
A spoon of sugar sweetens up

And She fights for her life
As she puts on her coat
And she fights for her life on the train
She looks at the rain
As it pours
And she fights for her life
As she goes in a store
With a thought she has caught
By a thread
She pays for the bread
And She goes...
Nobody knows

Sun been down for days
A winter melody she plays
The thunder makes her contemplate
She hears a noise behind the gate
Perhaps a letter with a dove
Perhaps a stranger she could love

And She fights for her life
As she puts on her coat
And she fights for her life on the train
She looks at the rain
As it pours
And she fights for her life
As she goes in a store
With a thought she has caught
By a thread
She pays for the bread
And She goes...
Nobody knows

And She fights for her life
As she puts on her coat
And she fights for her life on the train
She looks at the rain
As it pours
And she fights for her life
Where people are pleasently strange
And counting the change
And She goes...
Nobody knows

* MySpace sayfası için tıklayın.

Blogger Açılımı

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 00:08

16

Efendim malumunuz Başbakanımız durmadan açılımlar yapmakta; Türk, Kürt, Roman demeden her kesime hitap edip; şarkıcı, türkücü, aktör, aktrist ve Nihat Doğan demeden Türkiye’nin tüm meşhurlarını bir bir makamına çağırıp kahvaltılar vermekte.

Kürt Açılımı ile başlayan ve temelinde birlik beraberlik, barış ve kardeşliğin  olduğu ama özünde daha çok "her kesime şirin görünme” çakallığının yattığının Ermeni vatandaşlarla ilgili söylemler sonucu iyice açığa çıktığı bu açılımlardan yola çıkarak Başbakan’ın artık görmezden gelemeyeceği Sosyal Medya’ya da el atacağını ve yakında Sosyal Medya’nın en büyük simgeleri olan Blog Yazarları’nı bir kahvaltıya, akşam yemeğine, olmadı bir kokoreççiye çağıracağını düşünmekteyim.

Peki bu görüşme nasıl geçer ?

Köşe yazarları ne kadar az yazarsa ülkede o kadar huzur olur” diyen Başbakan’ın köşe yazarlarından çok daha sivri dilli  blog yazarlarına neler söyleyebilir ?

İşte HBBA olarak bu görüşmenin olası perde arkasını sizler için araştırdım.

Pucca

Başbakan’ın Pucca ile birebir muhattap olacağını pek düşünmüyorum açıkçası. Ama genel konuşmasını yaparken şöyle şeyler söyleyip dokundurabilir kendisine :

Bazı hanımlar var ki sabah sevgilisiyle kavga ediyor, akşamına yazısında; akşam adamda kalıyor sabaha blogunda… ne var ne yok anlatıyor.. Olmaaaaz!!! Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz. Sen namahreminle yaşadığını dört duvar arasından dışarı çıkarmayacaksın.

Başbakan’ın bu dokundurmalarından sonra, toplantının sonunda Emine Erdoğan, Pucca’yı kenara çeker ve kulağına “her gün yeni yazı var mı diye bakıyorum.” der ve durumu toparlar.

Flying Dutchman

Bazılarınız var ki blog yazarı değil maşallah Pekin metrosunda bilet gişesi memuru. İki dakika boş durmuyor yav.. Blogu bi açıyorsun “En İyi 10 Al Da At Dercesine Pas”, 10 dakika geçiyor bi bakıyorsun “Singapur Ligi İncelemesi”, aradan 1 saat geçmiyor “Iron Maiden Budapeşte Konseri”, yorum yapayım diyorsun o arada site güncelleniyor bi bakıyorsun “ Mick McCarthy Senden Nefret Ediyorum” başlıklı bir başka yazı… Hangi arada kendi işlerini yapıyorsun sen. Ne bu hırs, ne bu trafik… Bi soluklanın bi kendinize gelin yahu !!! 

5Posta

Zamanında en az üç çocuk yapın dedik ama aranızda bu söylemimizi farklı yerlere çekip bu işin yol haritasını çıkartanlar var? Daha sayfaya girmenle “Günün Gacısı” olarak karşına çekik gözlü çıplak bir kadın çıkıyor. Her şeyden önce Gacı lafı Romanlara özgü bi laftır ve ben Roman vatandaşlarımı rencide ettirmem arkadaş. Tamam en iyi meyve koyu olan, en iyi hatun da bodur olandır ama sen benim hem Roman vatandaşımı hem de Eskişehirli Tatar vatandaşlarımı balık halindeki levrek gibi sergilersen kusura bakma ama ben bu oyunu bozarım arkadaş !!!

Herkes haddini bilsin !!!


Voodoo Girl

Bir kız var; öğretmenim diyor. Ama bakıyorsun yazdıklarına ; yok şu bara gittik yok şöyle eğlendik. Bi kere Ankara’da hangi okulda hocasın bakayım sen ? Ankara gibi yerde nasıl oluyor bu gece hayatı ? Hem blog yazarı hem öğretmen olunmaz !!! Ya öğretmen olacaksın ya blogger. ikisi bir arada olduğu zaman ters mıknatıslanma yapar. 

Edward Ander

Askerlik yan gelip yatma yeri değildir dedik. Ama aranızdan bazı yazar arkadaşlar askerde yan gelip yatmamayı, orda da yazı yazma olarak algıladı. Yav kardeşim, askerdesin.

Yat, sürün, koş….

Ne diye her çarşı izninde blog yazısı yazıyorsun sen ?
          Sen bu kafayla gidersen "ben bu yaz nerdeydim?" sorunun cevabı "askerdeydim" olmaya devam eder.


Oz-T

İşte hem partimiz hem de hükümet olarak anlatmaya çalıştığımız; açılımlarla desteklediğimiz mesaj bu : Hepimiz Aynı Mahallenin Çocuklarıyız !!!

Her ne kadar hanım kızımız bizim örfümüze, kültürümüze hiç yakışmayacak şekilde bazı söylemlerde bulunup bir şeyler yazıyor olsa da biz onu da kucaklıyoruz. Zaten taa Amerikalar’dan atıp tutmak kolay. Gelsene buraya. Gelip burda elini taşın altına koysana…

Ama olsun biz yine de onu da kucaklıyoruz.

Sami Hazinses

Efendim biz ne dedik. “blog bizim için amaç değil araçtır”. İşte aranızda bu söylevi tamı tamına uygulayan bi arkadaş var. Amma velakin amaç var, amaç var… Biz hangi amaçlarla kullanıyoruz, bu arkadaş hangi amaçlarla kullanıyor…

Yok efendim neymiş börek severmiş de, ailesiyle yaşarmış da…

Sevsinler seni… 

Kerizella

Bakın benim 3 çocuk lafımla zamanında dalga geçenler olmuştu. ama ne oldu. Biriniz çıktı bu çocuk işini fırsata çevirdi. Böylece ne kriz kaldı ne işsizlik. Hepiniz Alev’i örnek alsın.

Serdar Kuzuloğlu

Özel olarak yanına çeker ve “Öyle sahte isimler ardına saklanıp ona buna sallamasın kimse. Senin de bu konuyla ilgili FriendFeed’de yaptığın çıkışı çok beğendim. Senden İnternet Ekipler Amiri olarak bu bu tip çıkışlar ve denetlemelerin devamını bekliyorum. Haydi layklarını da al git.”


Her Boku Bilen Adam

Hele bazılarınız var ki her şeyin en iyisini en doğrusunu o biliyor. Her şeyi eleştiriyor. Yav kardeşim ben göreve geldiğimde emekli maaşı 150 TL iken şimdi 600 TL.. Bunu niye yazmıyorsun ? Anca oturduğun yerden her yere laf yetiştir. Madem sen biliyorsun en iyisini en doğrusunu; kurarsın bir parti, girersin seçime, benim halkım seni seçerse gelirsin oturursun seni de görürürüz ne yapıyorsun ne yapamıyorsun….
Ben yarın bırakıyorum koltuğu gel otur haydi hodri meydan !!!

Ama bunlar bilmezler, bunlar anca oturdukları yerden……

ve Başbakan coşar…


Davetin sonunda her birimiz “O kadar da kötü değilmiş adam, Sonuçta bizi yemeğe çağırdı. Kim çağırdı ki bizleri şimdiye kadar böyle bir makama, Bak eleştirdi falan ama o kadar birebir muhattap oldu, Bu da bi gelişme …” gibi saçma bir iyimserlikle ordan çıkar; bir süre afyonlanmış halde hayatımıza devam eder, sonra değişmediğini gördüğümüz ilk saçmalıkta da koca bir “haaaaaaa….şimdi anladım” diyip uyanırdık mevzuya.

Ama olsun Sayın Başbakanım. Size yine de çağırabilirsiniz bizi yemeğe…

…kahvaltı da olur…

…bi pizza söyleyin bari…

…gofret ?