Barbarossa'dan HBBA Söyleşisi

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 15:55

8



Geçen hafta Barbarossa Blog ile bir röportaj yapacağımızı duyurmuştum. Haftasonu bu röportajı gerçekleştirdik. Kendileri de hemen derleyip düzenleyip en ivedi şekilde bloglarına taşımışlar.

Söyleşiyi de şu cümlelerle duyurmuşlar :

Sırada 'Her Boku Bilen Adam' var. Bu kez biraz farklı bir söyleşi olmasını istediğim için onun blugunu tercih ettim. Gerçekten de farklı oldu. Kadınlardan, Ne zaman 'milli' olduğundan, Sakarya'dan, Kocaeli'den, Yemekteyiz'den, Fethullah Gülen'den, House dizisinden, Nihat Doğan'dan ve hatta Fil Bokundan bile konuştuk kendisiyle. Fakat halen kendisinin ne ismini biliyoruz, ne de yaşını... Verdiği söyleşiye rağmen gizemini koruyor yani HBBA. Kendisine vakit ayırdığı için teşekkür edelim ve sorulara geçelim. Bu arada söyleşi serisinin 'cevapları' en uzunu HBBA ile olan söyleşimiz oldu, şimdilik...

Hakkaten de biraz fazla uzun cevaplamışım soruları ama ilk olarak okuyanlar sıkıcı olmadığını söylediler. 

Röportajı bu linkten okuyabilirsiniz. 

Oğuz Öztürk ve Barbarossa  Blog'a da ilgilerinden dolayı tekrar teşekkür ediyorum.

Yaz Kızım

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 19:43

5



Fransız Canal Plus'ın tanıtımlarından "senaryo"nun önemi üzerine olanı. Klasikleşmiş bir mizansenden harika bir iş çıkarmayı başarmışlar


Bu harika soğukkanlılık bana başka bir efsane sahneyi daha hatırlattı : Yaz kızım ; 200 torba çimento, 20 kamyon çakıl, 15 tane kapı...


HBBA'ya Ne Sorsak ?

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 23:03

9



Barbarossa blogunun sahibi Oğuz Öztürk blogunda bir süredir röportajlara yer veriyor. Blog futbol üzerine olduğu için röportaj yaptığı kişiler de genellikle futbol blogları ve futbol dünyasından oluyor. Ama bu sefer bir değişiklik yaparak benimle röportaj yapmak istedi; ben de kabul ettim.

Röportajı yapmadan önce de okuyucularına röportaj yapacağı kişiye ne soralım diye soran Barbarossa, blogunda bu amaçla da bir yazı yayınlıyor.

Benden de bunu duyurmamı istedi.

Şimdi bu linke tıklayarak bana sormak istediğiniz soruları kendisine sunabilir, röportaja siz de katılabilirsiniz.

Ha unutmadan "yaşı kaç, boyu kaç cm, sanat için soyunur mu, gerçek adı ne ?" gibi soruları cevaplamayacağımı şimdiden söyleyeyim.

Elikanlı Delikanlıların Kahramanları

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 22:42

32

Milli katilimiz, gururumuz, en büyük vatanseverlerden Mehmet Ali Ağca sonunda hapisten çıktı. Bu tanımları ironi olsun diye yazmıyorum. Hatta bunları ben yazmıyorum. Bunları yazanlar bu adamı gerçekten kahraman ilan eden yurdum vatanseverleri.

Onlara göre "bu vatan için kurşun atan da yiyen de kahraman" malumunuz.

Peki ne yapmış bu kahraman Ağca ?

Gazeteci Abdi İpekçi'yi vurmuş sırtından, sonra hapisten kaçıp Papa'yı vurmuş yine sırtından. Hani delikanlılığın kitabını yazar ya bu arkadaşlar hep derler ya "birini sırtından vurmak, silahsız birini vurmak kalleşliktir..." o yüzden bastıra bastıra "sırtından" diyorum.

Peki ne yapmış bu adamlar da bu Kahraman Ağca çıkıp vurmuş bu iki insanı ve kurtarmış güzel vatanımızı ?

Biri gazeteci, diğeri de adı üzerinde PAPA. Ruhani bir lider işte.

Ne açıklıyorum ki zaten kim olduklarını ne yazdıklarını ne söylediklerini. Birilerini öldürerek vatana hizmet ettiklerini düşünen insanların yaptıklarını ne diye açıklıyorum ki..


Bugün 19 Ocak değil mi zaten.

Bir başka kahramanın(!) ortaya çıktığı andan itibaren 3 sene geçmiş.

Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Hrant Dink, A.Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Onat Kutlar.....

Liste o kadar uzun ki.

Bu insanların hepsi adam öldürmeyi "vatana hizmet" sanan malların maşaları tarafından katledildi.

Tek istedikleri fikirlerini açık açık ortaya sunmak, bu ülke için yolunda gitmeyen bir şeyleri eleştirmek, çözüm sunmak, insanlara bir şeyler anlatabilmekti. Ama susturulmak şöyle dursun; sırtlarından vuruldular "Delikanlılar" tarafından.

Bu elikanlı delikanlılar öyle vatanseverlerdir ki iki laflarından biri vatan, bayraktır ama sorsan "neresidir bu ülkenin en yüksek tepesi, neresidir bu ülkenin en kurak nehri, kimdir bu memleketin en büyük şairi, kim yazmıştır şu kitabı..." tekini bile bilmezler. "Andımız"dan öteye gideme vatan bilinçleri.

Bi boka yaramayan varlıklarını armağan ederler durmadan bu vatana..

"Oğlum bu Hrant denen herif Türkler için kanı pis demiş" der dururlar.

"E okudun mu yazının tamamını ?"



Ne gerek vardır ki zaten tamamını okumaya. Zaten okumaya, yazmaya sorgulamaya hiç gerek var mıdır ki ?  Adam olsaydı, düzgün biri olsaydı REİS ağbiler imzalar mıydı hiç ölüm fermanını bu Ermeni Tohumu'nun. Ulan zaten hepsini geçtim adam Ermeni değil mi ? Tamam işte ordan bile haketmiyor mu ölmeyi.

Ermeni Soykırımı yok o ayrı mesele. Ama "Ermeni Soykırımı var" diyeni deşerim o apayrı mesele.

Hrant Dink bu vatanı, iki lafı "vatan" olan yavşaklardan çok daha fazla seviyordu. Hatta o yavşakların cesaret dahi edemediği şeyleri söylediği için Ermeniler tarafından bile eleştirilen bir adamdı. Ama tek yanlışı bu ülkede yaşayan herkesin insan olduğunu sanması, güvercinlere dokunmayı bırak, kutsal saydıkları örümceği, karıncayı bile ayaklarının uçlarıyla ezdiklerini farkedemeyişiydi.

Bebekleri katil yapan sürecin daha bebeklere verilen isimden başladığını görememişti o ve ailesi. Güvendi bu ülkenin güzel insanlarına. Güvendi bu ülkenin güzel havasına. Ama göremedi o havanın içine sıçanların giderek çoğaldığını ve linç etmeyenin dışlanır hale getirildiğini.

Şarkıda dediği gibi "Hepimiz, her yer tetiktik artık"

"Milliyetçi duygularla işlenmiş bir cinayet" dedi devletimizin Emniyet Müdürü olaydan sonra... En doğruyu o söyledi aslında.

Yaşadıklarımızın hiç biri "MÜNFERİT" değildi çünkü artık. Biz artık aşmıştık o MÜNFERİT ÇİZGİSİNİ.

Hrant'ı da biz öldürdük, Malatya'da incil satıyor diye insanları da biz işkenceden geçirdik, Aziz Nesin'i de biz yakmaya çalıştık yanındaki onlarca insanla beraber,

..ve katillerin hepsini de biz kahraman ilan ettik.

Bunu da "bu olanlar herkese maledilemez" diye diye yaptık. Oysa kenardan olanları izlemekle yetinip "hepimize mal edilemez" demek yerine engel olsaydık, engelleseydik, "yapmayın" diye haykırabilseydik; hepsini geçtim bari bunları yapanlara alkış tutup onları kahraman ilan etmemeyi başarabilseydik belki de bugün çok daha farklı bir ortamda yaşıyor olurduk.

Ama olmadı.. Bu gidişle de olmayacak.

Bakıyorum her yere, üniversiteye giden okumuş(!) gençlerin bile hala Ogün Samast, Mehmet Ali Ağca hayranlıkları vuruyor yüzüme tokat gibi. Abdullah Çatlı'nın sözlerini yazıyorlar, Sedat Peker'in hayranı oluveriyorlar FeysBOKlarında.

Ama tanımıyorlar Yunus Emre'yi , Mevlana'yı...

Çünkü onlar için bu ülkenin halkı için sesini duyuranlar değil, birilerini öldürenler kahraman. Onlar "Asmayalım da besleyelim mi" diyenleri baştacı yapıp, kendi evlatlarınının bin türlü işkenceden sonra darağacına gitmesine ses çıkarmazken, insanlıkla alakası olmayan bir cinayeti işleyen çocuğu kahraman yapıp, bayraklarla gülümseyen fotoğraflarını çekirip, içeride krallar gibi besleyip semirmesini sağlayan yaratıklar.



Peki buna karşı durup en naif duygularla "O'nu Ermeni diye öldürüyorsanız o zaman hepimiz Ermeniyiz" diyenlere ne yapıyorlar ?

Ne yapacaklar ? Onları da bir çırpıda vatan haini ilan ediyorlar.

Çünkü Türk değilsen, bizden değilsen siktirip gideceksin kardeşim.

"Ya seveceksin, ya da s.ke s.ke seveceksin bu ülkeyi. "

Ha bu ülkede hırsızlıklar, adaletsizlikler, insan haklarına aykırı bin çeşit dava, işkence, türlü yolsuzluk olur ama sen itiraz etmeyeceksin. Haksızlığa uğrasan dahi susacak, hakkını arayanı da gidip linç edeceksin ama bu ülkeyi seveceksin kardeşim.

Ama anlamadıkları bir şey var, anlamamakta direndikleri bir şey.

Biz bu ülkeyi zaten çok seviyoruz. 

Biz sizi sevmiyoruz. 

Sizin gibi şerefsizliklere çanak tutanları, katilleri alkışlayanları, darbecilerin postallarını yalayanları, Ermeni, Rum, Gayrimüslim kardeşlerimizle aramıza set çekmeye çalışanları, inananla inanmayanı ayırt edeni,  iki tane hamamböceğinden bile değersiz olan siz şerefsizleri..

Sizin sevdiğinizi sandığınız bu vatan da size ait değil aslında. Zaten size ait olsa şimdiye kadar çoktan onu da satmıştınız.

İşte bu yüzden Hrant Dink için binlerce insan toplanırken siz hala "Ben Mesihim" diyen bir kaçığın götünün peşinden koşuyorsunuz.



Bu vatanın gerçek insanı, en güzel duyguların insanıyken, sizin peygamberiniz bile sahte.

Bu vatan için kurşun attığını sananlara değil, bu vatanda yolunda gitmeyen bir şeylere sesini çıkaranlara alkış tutulduğu bir zamanda yaşayabilmek dileğiyle, saygıyla anıyorum Hrant Dink'i, O'nu vatan haini ilan edenlere inat.

Song From A Secret Garden

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 15:00

6

Haftanın Şarkısı , Norveçli Secret Garden'dan "Song From A Secret Garden".

Şimdi yine "sözsüz şarkı mı olur" diyenler çıkar ama şarkının adı "Song" ben ne yapayım.

Secret Garden1995'de Eurovision'u izlerken ilk kez dinlemiş ve Eurovision gibi basitliği ve gereksizliği ağızlara sakız olmuş bir yarışmada katıldıkları şarkıya hayran kalmıştım ki o şarkı günümüzün klasiklerinden olmuştur artık. Eurovision savunucularının da en büyük güç aldıkları şarkılardan biridir.

Yeri gelmişken Eurovision'u seven tarafta olduğumu da belirteyim de antipatikliğim tavan yapsın.

Secret Garden, kemanda Fionnuala Sherry ve piyanoda Rolf Lovland'den oluşuyor. Rolf aynı zamanda grubun tüm şarkılarının da bestecisi. Haftanın Şarkısı olarak seçtiğim şarkıları "Song From A Secret Garden" ise aynı zamanda grubun ilk albümü "Songs From a Secret Garden" a da ismini veren şarkı.

Şimdi bu şarkıyı dinleyince hepiniz "aa ben bu şarkıyı biliyordum zaten. ee eski bi şarkı değil mi bu" diyeceksiniz. Grubun tadı da orda zaten. Öyle şarkılar yapıyorlar ki sanki bu çağa ait değil de en az 100 yıllık klasikmiş gibi geliyor insana.

Daha da uzatmadan şarkıya geçelim.



O kadar bahsetmişken grubun çıkış yaptığı ve artık günümüzün klasiklerinden olan, 1995 Eurovision galibi şarkıları Nocturne'i de ekleyeyim de tam olsun. Grup hakkında daha detaylı bilgi içinse resmi sitelerini ziyaret edebilirsiniz : Secret Garden

Secret Garden - Nocturne

Kısa Kısa 4

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 22:16

13

Bu "Kısa Kısa" formatını çok sevdim. Fırsat buldukça bu formatta yazmak istiyorum. Ama "uzun" yazıları da sallıyorum sanmayın. Daha uzun fırsatlar bulunca o serilere de devam edeceğim.

Babanızı çok seviyor ve sağlığı hiç bozulmasın, adamcağızın kalbi hiç teklemesin istiyorsanız evinizde 24 saat Yaprak Dökümü'nin müziklerini çalın. Valla bak. Bakın Ali Rıza'ya, kaç sezondur o kadar şey geldi adamın başına hala zerre bi şey olmadı.

1 Trilyon dolarım olsaydı dünkü "Yayın İhalesi"ne girer Karamehmet'in elinden ihaleyi alır. Hiç bir maçı yayınlamazdım. Yazık millete. "Para verdik" diye her hafta o dandik futbolu izlemek zorunda kalıyorlar. Bu arada Selçuk'lu, Sabri'li futbolumuzun değeri de 321 Milyon $ imiş. Bunu da öğrendik iyi oldu.

"Kafası balkon demirine sıkışan çocuk", "Düdüklü tencereye girip çıkamayan velet" , "Ayaklarını darbukaya sokup sıkışan ufaklık".... Noluyor bizim veletlere allahaşkına.

Veletler demişken, yeni neslin öğretmenlerine çok kızıyorum. Çocuklara ödevi veriyorlar, çocuk ödevi babasına söylüyor, baba internet cafeye gidip ödevin çıktısını alıyor, çocuğa veriyor, çocuk hiç dokunmadan çantaya atıp okulda öğretmene teslim ediyor. O öğretmen de "Aferin" diyor. İşte yeni neslin eser sahipleri.

Bi de "Kitap Özeti" denen olay var ki evlerden ırak. Kitap Özeti !!! Allah Allah !!!
Kitap özeti ne demek lan!! Adam oturmuş ,ki hapiste bile yazan var bu kitapları, 300 sayfa kitap yazmış; sen Edebiyat Hocası (!) olarak o 300 sayfalık kitabın 10 sayfalık özetini istiyorsun. Bu adamın aklına gelmedi mi 10 sayfada derdini anlatmak. Ne demek Kitap Özeti allahaşkına ? Bizdeki hocalar (!) kendilerini Dostoyevski'den üstün görüyorlar. Kitap Özeti siteleri var bir de ki hiç girmiyorum o meseleye.

Ezel'in uyarlandığı Monte Cristo Kontu'nun 2002 tarihli sinema filminde Dantes (yani dizideki Ezel) rolünü Jim CaviEZEL'in oynaması tesadüf müdür acep ? Bizimkiler ordan mı esinlendi acaba ismi seçerken ? Evet Ezel izliyorum. ( Güzel dizi kıllık yapmayın )

Duymuşsunuzdur; ağzına canlı yayında hortum sokturup, ahlak dersleri ile kanalları kapattıran RTÜK eski başkanı Zahid Akman'ı Las Vegas'da bastılar. Aklıma Hangover geldi hemen. Acaba Hangover 2'de Zahid Akman'ı mı oynatsalar. Bi uyansa etrafta poker çipleri, Beyaz Show'da ağzına soktuğu helyum borusu, Deniz Feneri Davası'nın belgeleri, sütyen, bir şişe zemzem, tv kumandası ... (afişi ben yaptım güzel olmuş değil mi )

Formspring'e üye oldum heves edip. Ama gelen sorular cidden canımı sıktı. Çoğunluğu "timsah boku nasıl ehehehe, her boku biliyon aha bunu da bil muahahaha, niye house'un fotosu var kendini haus mu sanıyon..." ayarındaydı. Cevapladım da gayet kırmadan incitmeden, neden bu ismi ve bu resmi seçtiğimi ama cevapladığım halde benzer sorular gelince sıkıldım açıkçası. Bi de ısrarla kimliğimi açıklamaycağımı söylediğim halde durmadan "Gerçek adın ne ?" diye sormaları üzerine iyice su serpti. Oysa güzel bir site ve güzel bir formattı. Ama Ortega'nın dediği gibi "milletin içindeki Ayşe Arman'ı çıkarmak"tan öteye gidemedi.

Diğerleri teknolojik açıdan ne kadar ileriye taşırlarsa taşısın oyun dünyasını; benim için yıllardır değişmeyen tek şey Worms World Party'nin gelmiş geçmiş en iyi bilgisayar oyunu olduğudur.

Dudullu Postası tüm mizah dergileri içinde açık ara en komik bölüm.... Diğer köşeleri sevenler blogu bastı. F.M.K

DTP kapatıldıktan sadece ve sadece 21 gün sonra BDP'nin mecliste grubu kuruldu. DTP kapatıldığında halay çeken sivrizekalı demokrasi aşıkları, ee ne olacak şimdi ? Ne yapacaksınız ? 

Hiç tanımadığım ve sadece 30 dakika sohbet ettiğim biri bana "Gazete okumayın artık ya, internet siteleri, bloglar falan var onları okuyun. Ben spor bölümlerini bile okumuyorum artık gazetelerin. Açıyorum blogları hem doğru düzgün haberler, adamakıllı yorumları var uydurma değil gazeteler gibi. Bak bi de Her Boku Bilen Adam var mesela herif her konuda yazıyor..."  gibi bir cümle kurdu. Çaktırmadım adama. "Benim lan o" demedim ama gururum fena okşandı.

Morcheeba - Enjoy The Ride

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 01:19

9

Chopartypical demiş ki : bu konuda yazılacak, açıklanacak, kayda değer birşey bulamıyorum keza herşeyi yeterince çıplaklığıyla anlatmışsın. Yorumların da gayet güzel olması canımı sıkan konu. seni hep doğru insanlar mı okuyor azizim.

Hakkaten hoşuma gitti bu yorum ve yorumda söylenen şeyin gerçeklik payı. Son dönemde bloga gelen yorumlara bakıyorum da cidden de aklıselim insanların sayısında bir artış var. Tabi kime göre bu aklıselimlik. Bana göre efendim bana göre.

Karşı fikirde olsalar bile gayet güzel ifade ediyorlar itirazlarını. Bu benim cidden keyif aldığım bir durum. Malumunuz özellikle internet ortamlarında aksi fikirde olup da küfürsüz, hakaretsiz, konuyu bambaşka yere çekmeden yorum yapan insan sayısı pek az. Hoş, bana yazdığım her şeyi ayrıca açıklamak zorunda bıraktıranlar yok mu ? Var.

Ama olsun. İnsanların yazdığım yazılara, yazının kendisinden bile uzun yorumlar bırakması çok hoşuma gidiyor. Okuyucuların da yazdığı ender bloglardan biri olma yolunda gidiyor bu blog.
Neyse fazla da böbürlenmeden Haftanın Şarkısı’ na geçeyim.

Efendim; her şeyden önce animasyon klipleri çok severim. Hele hele sevdiğim şarkıların animasyon kliplerine bayılırım. Bizde çok iyi örnekler yok şu animasyon kliplere ama; ecnebiler güzel yapıyor bu işi.

Haftanın Şarkısı ‘nda bu hafta Eksensiz sayesinde geç de olsa keşfedebildiğim harika gruplardan Morcheeba’dan Enjoy The Ride var.

Morcheeba’ya bu şarkılarında solist olarak şarkının sözlerini de yazan Judy Tzuke eşlik ediyor.

Bu arada bu Haftanın Şarkısı ritüelini de bundan böyle Salı değil Pazartesileri yapmaya çalışacağım bi aksilik olmazsa. Ayın Yazıları da bu ay olmayabilir. Olursa da çok özenli olmayacak şimdiden söyleyeyim.

Neyse buyrun klibe :


Shut the gates and sunset
After that you can't get out
You can see the bigger picture
Find out what it’s all about
You're open to the skyline
You won't want to go back home
In a garden full of angels
You will never be alone
But oh the road is long
The stones that you are walking on
Have gone
With the moonlight to guide you
Feel the joy of being alive
The day that you stop running
Is the day that you arrive
And the night that you got locked in
Was the time to decide
Stop chasing shadows
Just enjoy the ride
If you close the door to your house
Don't let anybody in
It's a room that's full of nothing
All that underneath your skin
Face against the window
You can't watch it fade to grey
And you'll never catch the fickle wind
If you choose to stay
But oh the road is long
The stones that you are walking on
Have gone
With the moonlight to guide you
Feel the joy of being alive
The day that you stop running
Is the day that you arrive
And the night that you got locked in
Was the time to decide
Stop chasing shadows
Just enjoy the ride
Stop chasing shadows
Just enjoy the ride

Türk; Öğüt, Linç Et , Gebert !!!

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 05:18

16



Edirne'de günlerdir devam eden gerginlik bugün yine şiddet olarak sokağa yansıdı.. Basın açıklaması yapabilmek için Edirne'nin İstanbul yönünde TEM'de günlerdir bekleyen gruptan bazıları polis takibinden sıyrılarak kent merkezine girdi ve basın açıklaması yaptı. Bu gruba, Edirne kent merkezinden bir başka grup müdahale etmek isteyince kendilerini, 'Biz PKK'lı değiliz, Amerika'ya karşıyız' yanıtını verdiler. Ancak buna rağmen provokasyon sonucu linç edilmekten zor kurtuldular.



"Amerika defol bu vatan bizim !!!" diye slogan atan ve o doğrultuda bir bildiri okumaya çalışan insanlara yapılanları izlediniz. Kendilerine saldırma belirtisi gösterenlere önce "Biz PKK'lı değiliz, Amerika'ya karşıyız" demeleri de dayak yemelerine, linç edilmelerine engel olmuyor. Çünkü ne dedikleri ne söyledikleri önemli değil. Ortada bir eylem var ve muhtemelen bunlar terörist.

Muhtemelen orda okuyacakları iki satır şey bu ülkeyi bölecek, muhtemelen attıkları slogan pek çok genci vatan haini yapacak, askerlikten soğutacak, bilimden ilimden irfandan ayrı düşürecek, videonun sonlarına doğru çevreden duyulan İsmail YK'nın "Facebook" adlı eserini dinleme özgürlüklerini elinden alacak.

E madem böyle bir tehlike var, vatanını seven listesini davet ets... pardon ya aklım başka yere gitmiş. Ha ne diyordum vatanını seven saldırsın !!!

Analar, kadınlar da kutsaldır bu ülkede, değil mi?

Hani anamıza küfredilse, bacımıza yan gözle bakılsa, karımıza biri bir bakış atsa, bıyık bursa alimallah direk indiririz kafasına balyozu. Namus meselesidir değil mi ? Hatta "tecavüzcüleri içerde şişliyolarmış zaten ağbii"

Ne deriz bi de en ufak bir olayda : Senin bacına / karına yapılsa ne yapardın ?

Doğru valla kadın kutsal bizde.

Zaten ondan iki lafımızdan biri "a.ına goyum"; zaten ondan tikliler bile "ananı s.kiyim" der; zaten ondan elinde pankart taşıyan kadın, kız bakmadan saçından sürükler yerde tekme atarız 4-5 erkek birleşip.

Türkiye İran olmasın değil mi ? 

Hani şeriat gelmesin bize. Sokağın ortasında adam asmasınlar. Zina yaptı diye kadınlara recm uygulamasınlar. Çünkü biz laik demokratik hukuk devletiyiz değil mi ? 

Ha biri çıkıp demokratik bir şekilde fikrini belirtse; o hukuk devleti, o demokrasi içinde lincimizi yaparız ayrı mesele. Aman İran olmayalım da. Aman türbanlılar üniversiteye girmesin de başı açık kızlarımız, saçı jöleli evlatlarımız linç yapsın dışarda hiç önemli değil.

Laz'ı, Çerkez'i, Roman'ı, Kürd'ü, Ermeni'si ile bu ülke bir mozaik değil mi ? 

Ha yeri gelir Romanlar'ın evini yakarız, "en iyi Kürt ölü Kürt'tür" diye milyonları toplarız, Ermeniler'i sırtından vurur ardından da "Plan Yapmayın Plan" diye ayarın alasını verir, tak diye beraat ederiz. "Kürtçe şarkı söyleyeceğim" diyen adamı siktir eder, o adamın resminin olduğu tişörtü giyen işçileri linç eder, "Açılım" ayağına Kürtçe kanal açar ama; Kürtçe konuşana dayağımızı atarız. Zaten mozaik pastada bile önce pösküütler un ufak linç edilmez mi ?

E o zaman linçsiz mozaik mi olur a dostlar ?

Ha ama bütün bunlar Amerika'nın oyunu değil mi ? 

E ama biz "Amerika Defol" diyeni de linç ediyoruz.


Ha pardon tüm bunların asıl kaynağı Provokasyon değil mi ?

Halkımızı provoke eden insanlar var tıpkı videoda olduğu gibi. Bizim halkımızı kışkırtıyor sonra da böyle linç görüntülerine yol açıp imajımızı zedeliyorlar.

Soruyorum o zaman,

Bu nasıl bir halk ki ota boka püsüre hemen dolduruşa gelip; yaşlı, kadın, genç gözünün yaşına, ne dediğine, ne söylediğine, ne düşündüğüne bakmadan linç etmeye kalkışır da; en yüksek sesli bir barış çağrısında, en güzel kardeşlik şarkılarında, en dolu birlik beraberlik mesajlarında en ufak bir heyecanlanma dahi yaşamaz ?

Nasıl bir topluluğuz ki biz, övündüğümüz, "İranlı" diyene "Türktü" savunması yaptığımız Mevlana'nın "Ne olursan ol gel" sözünü "Kim gelirse gelsin, ne söylerse söylesin linç eder adamın a.ına koruz"a çeviririz ?

Dış mihraklar, Amerikan oyunu, Fethullahçılar, Provakasyon, Yavşak AKP, Ulusalcıların işi, Ergenekon, Faşistler, Kemalistler vs. vs.

Sıçayım linçlere takmaya çalıştığınız tüm kulpların içine,

Sıçayım bu ülkenin insanlarının özgürlük anlayışına,

Sıçayım bu ülkede bir şeyler okumaya, sorgulamaya, yazmaya çalışıp boşa kürek çeken aklımıza,

Sıçayım aylarca "Sıçayım" demek yerine doğru düzgün cümlelerle bir şeyler anlatmaya çalışan kafama.

Bu yazıya gelip tehdit mesajı atacaklar da akıllı olsun oğlum !!!

Feysbukta Sedat Peker'in 105.000 hayranından biri  oldum. Valla bundan sonra arkam çok kuvvetli.

Feysbuuukkk feysbuuukkk her günn taradımmm durdumm.... Sedat'ı ordaaann bulduummmm !!!

Haftanın Şarkısı ve HBBA'da Gelecek Program

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 22:15

9

Haftanın Şarkısı'nda bu hafta Calexico'dan The Ballad of Cable Hogue var.

Bir arkadaşım sayesinde daha yeni keşfetim bu grubu. Bahsi geçen şarkıları ve klipleri de pek bir güzel hakikaten.

Şarkı ve grup hakkında bilgiden çok bloga verdiğim aradan bahsedeyim bu vesile ile. Efendim malumunuz yeni yıl öncesi yazı dizileri, incelemeler vaadetmiştim ama; bu ara biraz yoğunum. Vaatleri biraz erteleyelim diyorum. Hani çok da değil aslında bir kaç gün daha yokum buralarda.

Blogun izleyici sayısının artmasının da böyle bir handikapı var işte. Eskiden kendi yağımda kavrulurken aklıma göre yazar, bazen günlerce açmazdım bile bu sayfayı. Ama şimdi "nerde lan yazılar" diyen bir kitle mevcut. E insanlar bu kadar alternatif içinde gelip okuyor, yorum yapıyorken de bir açıklama gereği hissediyor insan.

Neyse bu arada bir değişikliği de haber vereyim. Yeni yıl öncesi vaadettiğim en önemli seri olan "Son 20 Yılın En İyi 100 Filmi Serisi" biraz daha gecikecek. Bunun nedeni de listeden Türk Filmleri'ni çıkarmış olmam. Dolayısıyla listeye yeniden bir şekil vermem gerekiyor. Ha The Dark Knight gene yok onu söyleyeyim. Değil En İyi 100 Film; En İyi 200 Film olsa gene almam o filmi.

Türk Filmleri'ni çıkarıp kenara da atmıyorum bu arada. "2000'lerin En İyi Türk Filmleri" ve "80'lerin En İyi Türk Filmleri" adında 2 yeni seri daha olacak 2010 içinde bu blogda.

Ayrıca günlük hayatın enteresan mecraları ve sosyal medya ile ilgili inceleme yazıları da yakında burada olacak.



Şu an yukarıya bakıp okuduğumda o kadar baştan savma, o kadar kötü o kadar acele ile yazılmış bir yazı görüyorum ki hemen Haftanın Şarkısı'na geçiyorum.

Calexico'dan The Ballad of Cable Hogue


I live out yonder where the snakes and scorpions run
got myself a little goldmine to bank on
but one day my heart sank when I saw Madame in town
I knew her love would be the death of mine

(L'amour passait, l'amour obsolète.
Pourquoi perdre sa vie à chercher l'or d'un coeur?
Je ne me noierai pas dans ce désert mystique.
Je ferme mes comptes et je repars.)


Love is passe and love is obsolete
some spend their whole lives searching for a heart of gold
I'm tired of treading water in this desert mystique
I'm cashing in my chips before I ride

Do me a favor while I'm hanging here
Take this gold and go and hide
Don't twist too hard darlin' on your hangin' rope
(ne gigote pas chéri sur ta corde pendue)
Don't worry I'll be free in no time.

She promised me she would be there when I'd return
she didn't say she'd have a whole army there as well
she whispered, "J'taime Baby," as she fired that gun at me.
It's getting late and I'm running out of time

I should've stayed way out yonder better off with the scorpions and snakes
Every act which has no heart will be found out in the end
I'm a little late this time, cause her love
would be the death of mine, mine, all mine

Kısa Kısa 3

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 03:07

9

Şu an televizyonda izlenebilecek sadece iki program var bence. Biri Orhan Ayhan'ın muhteşem sunumuyla harika bir tat kattığı, Asuman Krause'nin hiç sırıtmadığı hatta yakıştığı Wipeout. Diğeri nasıl tarif edeceğimi bilemediğim "nevi şahsına münhasır" ifadesinin tam karşılığı Ayhan Sicimoğlu'nun Renkler programı. "Hastasıyım".

Yıllarca Şener Şen'in, Kemal Sunal'ın, İlyas Salman'ın filmlerindeki Kürt tiplerine ayıl bayıla gülen; filmleri, replikleri ezberleyen adamların bugün "En iyi Kürt ölü Kürttür" diye ortalarda dolaşması "ne gariptir" diyecem de diyemiyorum ki artık.

Bu arada Kürtler'e saydırıp saydırıp sonra da "bak benim Kürt arkadaşlarım da var" diyen adamları Yemekteyiz'de "yardım edeyim" diyip mutfağa girenlere benzetiyorum.

"İlkokul arkadaşımızı bulacaz" gibi saçma bir sebeple girdiğimiz Facebook yüzünden, gün geçtikçe halihazırdaki arkadaşlarımızdan tiksinir olduk

UGG Kızları bir ara boksör/güreşçi ayakkabısı giyen kızlarla aynı. Hani bi de derler ya "ben moda için değil rahat olduğu için giyiyorum" diye. E hani nerde boksör ayakkabılarınız, hani nerde numaralı badileriniz, hani nerde bolero dediğiniz o acayip şeyler? Ben göremiyorum.

Sonunda biri Adnan Polat'ın sesinde bir sorun olduğunu farketmiş olacak ki adam ses tellerinden ameliyat olmuş. Adam yıllardır "Ergen Alien" gibi konuşuyordu da biri de çıkıp "Adnan Başkanım korkunçsunuz" demedi.

Eğer bir erkek bir kadına, bir derdi olduğunu, güçsüzleştiğini, iyi olmadığını söyler açılırsa kadın onu "ZAYIF" görür; içine atıp kendi halletmeye çalışır kadına hissettirmemeye çalışırsa da bu sefer "duygularını bana açmıyorsun" diyerek kadın tarafından ÖKÜZ yerine konulur.

Biri size "Deja Vu ne demek?" diye sorarsa ona "Beyaz Show" diyin. Bir insan yıllardır aynı esprileri, aynı saçmalıkları, aynı (güya) potları kırar da bunun adına da "çizgimi hiç bozmadım" deme yüzsüzlüğü yapar mı ? Beyaz denen adam yapıyor. Bence Kanal D'nin Beyaz Show'u hala ısrarla devam ettirmesinin tek sebebi ertesi gün Okan Bayülgen'i izlerken insanlara "Okan bu işi biliyor lan" dedirtmek.

Okan Bayülgen demişken; Okan Bey yıllardır "Ekşi Sözlük, Uludağ Sözlük, Youtube" demediği program yokken sömürdüğü Alkışlarla Yaşıyorum'un adını hiç telaffuz etmeyip bir de buna "RTÜK yasağı" kulpu taktı. Hatta bununla da yetinmeyerek güya jest yaparak programa çıkardığı Mesut Bahtiyar15 saniye konuşturarak Kolpanın da Kralı olduğunu ispatladı.

2010'a girdik diye bi şey olmaz diyordum bakın olmadı. Zaten bir mucize bekleyebileceğimiz tek yıl 2000'di. olsaydı 2000'de olurdu bi mucize. Boru değil 2000. Ama onda da olmadı işte. 2012 diyeceklere ise cevabım daha önceki yazılarda gizli.

Kızılay yetkililerinin yerinde olsam "Twilight Twilight" diye inleyen tüm ergenlere zorunlu kan bağışı yaptırırım ki hem vampir aşkı içinde yanıp tutuşan bu gençlerimiz tatmin olsun hem de kanları züppe vampirlerin yerine hastalarımıza şifa olsun. Hatta serumu da boyunlarını dişleyip öyle taksınlar ki gerçekçi olsun.


Duayen(!) gazetecimiz Ertuğrul Özkök Beyefendi "20 yıl önce bu göreve geldiğimde gazete nasıl çıkarılır bilmiyordum" buyurmuşlar. 20 yıllık staj bitti şimdi tatil zamanı..