Niye Ki?

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 02:09

19

Bu cümleyi ben mi kurdum, yoksa bir yerde okudum, duydum da mı kafamın içinde dolanıyor bilmiyorum. Cümle şu : O kadar masumca seviyordun ki beni, canını yakmak istedim.

Burda canı yakılan benim yalnız. E o zaman niye bu cümleyi duyuyorum ki? Ya da niye bu cümle kulaklarımda çınlıyor ki?

Cevabı biliyorum.

Ben anlıyorum.

Anlıyorum evet. Cevap bu. Anlayabilmek.

Seni seven, seninle mutlu olan, sensiz hayattan zevk almayan biri var, sen de onu seviyorsun, sen de onunla mutlusun, sen de onsuz hayattan o kadar zevk almıyorsun. Sonra saçmasapan sebeplerle yollar ayılıyor falan filan orası teferruat. Hayat bırakmıyor ama. Hep bi tarafında o.

Hayat Facebook değil ki sen durumunu "single" yapınca kalbin tek parçaya dönüşsün.

Kalbinin bir kısmını kapatmış zaten artık o. Bedeni yok sadece artık yanında; sureti aklında, kokusu burnunda, izleri etrafta.

Çıkıyor geliyor yine bir yerlerden. Sen tam "onsuz da yaşayabiliyorum, en azından yaşıyor gibi yapabiliyorum" derken hem de.


Eee?

Tutuyor yine elinden, sarılıyor sana. Eee?

"Gücüm yok, cesaretim yok" diyor gidiyor ama hemen sonra.

Neye cesaretin yok?

Mutlu olmaya, huzurlu olmaya, mücadele etmeye cesaretin mi yok? Öyle olmamaya mı daha çok var cesaretin?

Yok işte. Huyu bu. Lanet olsun ki anlıyorum. Neyini anlayayım Allah kahretsin.. Ama vallahi anlıyorum.

Keşke anlamasam lan. Keşke anlamasam. Keşke küfretsem, "Böyle saçmasalak sebepler için harcanır mı bu" desem, "Allah kahretsin alçak" desem, kendime zarar versem falan. Ama yok anlıyorum. Anlayabiliyorum.

Yine olsa yine anlarım. Hala anlarım. Hala anlıyorum.

"Artık şimdi kimse sığmaz oraya. Şimdi seni düşünmemeyi öğreneceğim".

Ama beceremeyeceğim.

Olsun.

Benim de huyum bu.

Çocuk Bayramı

Posted by her boku bilen adam | Posted in , , | Posted on 23:31

23

Efendim sonunda blog yasağı tamamen kalktı ve bizler de bloglarımıza kavuştuk . Bundan sonra tekrar eskisi gibi yazacağız, okuyacağız ayar yapmadan, program kurmadan, DNS değiştirmeden.

Aslında çok da yalana gerek yok. Çoğumuz etkilenmiyorduk zaten bu yasaktan. Ben de bir nevi bahane yaptım bunu. Şu evrede bir şeyler yazsaydım, ki yazdığım da oldu, muhtemelen Şebnem Ferah şarkıları kıvamında yazılar çıkacaktı.

Neyse çok deşmek istemiyorum. Biraz daha iyiyim sanki bu ara. En azından "o kadar" kötü değilim.

Malum bugün çocukların bayramı hem, neşe dolalım biraz diyeceğim de nasıl olacak bilmiyorum ki.

"Dünyada çocuklara bayram hediye eden tek ülke" ünvanına sahibiz diye övünüp duruyoruz her hafta çocuklar ölürken, öldürülürken, tecavüze uğrarken, tecavüz edenler salıverilirken.

Tamam bunlar her yerde oluyor kabul. Tamam algıda seçicilik o da kabul. Ben her şeyi abartıyorum, hiç bi şeyi beğenmeyen uyuz herifin tekiyim eyvallah. Peki hangi çocuk 23 Nisan'da mutlu oluyor bana bunu söyler misiniz?

Sabahın köründe kaldırıyoruz çocukları, büyük adamlar gibi giydiriyoruz, saçlarını kadınlar gibi yaptırıyoruz çoğunun. Asker gibi sıraya diziyor, beceremeyenlerin kulaklarını çekiyor, enselerine tokatı patlatıyor, rap rap sesleriyle tabur edasında dolaştırıp marşlar söyletiyoruz bağıra bağıra. İlla şiir okutuyoruz çıkabilecekleri en yüksek seslere çıkartıp. İçinde "yurdu kurtardık, savaştık, şehit kanıyla besledik" gibi illa kan içeren cümlelerin olduğu.

Tamam ben yine vatan hainliği peşindeyim. Tamam yine illa eleştirecem her şeyi. Eyvallah.

Size bir olay anlatayım. Öyle kulaktan dolma bir şey de değil. Bizzat bir yakınımın, hatta direk bağımı da söyleyeyim, kuzenimin başından geçen bir olay.

Kuzenim 12 yaşında şu an. Biraz şişman bir çocuktur kendisi. Babasına benzer, dayıma. Hatta ikisi yan yana gelsin aynıdırlar. Komiktirler. Bizim ufaklık dişleri çıktığından beri yiyor benim bildiğim. Ufakken o şişmanlık, tombulluk sevimliydi de büyüdükçe problem oldu tabi. Neyse konumuz bu değil zaten.

Bizimki geçen yıl 23 Nisan törenlerine katılıyor okuduğu okulda. 11 yaşında bir çocuk sabah okula gidiyor ve saatlerce ayakta sırada beklettiriliyor ki hepimiz biliriz o törenleri. Şiirler okunuyor, marşlar söyleniyor falan filan. Dedim ya bizimki kilolu biraz, biraz değil canım bildiğin tombalak bizim oğlan. Biraz da zıpırdır kendisi. Hatta birazı geç tam fırlamadır. Çocuk tabi.

Neyse zaman geçtikçe bizimki mırıldanmaya başlıyor. Tam yanından bir öğretmen geçerken de "Şerefsiz bu öğretmenler ya bekletiyolar bizi böyle" gibi bir cümle çıkıyor ağzından.

Ayıp ediyor tamam ama çocuk be bu.

Öğretmen hemen çekiyor kolundan, tüm okulun gözü önünde sürükleyip müdürü de çağırıyor ve müdürün odasına gidiyorlar.

Bizimki şokta tabi. Annesini çağırıyorlar. Yengemi. Yenge diyince de bir tuhaf oldum çünkü adıyla hitap ederim hep.

Bir geliyor okula bizim tombalak müdürün odasında hüngür hüngür ağlıyor, yalvarıyormuş tam odaya girdiği anda. Yengem şokta. Ne oldu falan derken müdür açıklıyor durumu : Oğlunuz tören sırasında öğretmenlerine şerefsiz dedi, bu sadece bize değil törene, cumhuriyete, Atatürk'e hakaret sayılır. Ya okuldan atacağız ya uyarı vereceğiz ya da sen kaydını alıp başka okula yazdıracaksın, yap seçimini.

Yengem önce "yapmayın etmeyin ne bilir çocuk hakareti falan biz zaten Atatürkçüyüz ailecek" diyor ama bakıyor ki eğitimcilerimiz(!) hiç oralı değil "Tamam" diyor "Ben alır çocuğumu başka okula yazdırırım".

Bundan 5-6 ay önce onlarda kaldığım bir gün "Bizimki niye uzaktaki okula gidiyor, şu yandaki okul daha yakın değil mi?" soruma karşılık anlattı bu olayı bana. Kimseye de söyleyemiyorlarmış başka türlü anlaşılır diye. Aslında bana da kimseye anlatmamamı söylemişti o zaman. Neyse bilmiyorlar zaten burayı, siz de deşmeyin daha fazla.

Bu arada bana olayı anlattığı esnada da evlerinin salonunda Atatürk portresi var bu ailenin. Olayın en ironik kısımlarından biri de bu idi sanırım. Hatta dayım "İzmir'in Atatürk imzalı arabalı" şovenist kesimindendir aynı zamanda. Ha öyle olmasa ne olacak ki konumuz bu değil zaten.

Demem o ki; 11 yaşında fiziksel olarak da ayakta durması zor olan bir çocuğu saatlerce ayakta dikip, çocukca isyanında da cinayet işlemiş muamelesi yapıp bir katil gibi odalarda sorguya çekiyor; okulundan, öğretmenlerinden, arkadaşlarından uzaklaştırıyorsunuz. Hem de Çocuk Bayramı'nda.

Geçen yılki 23 Nisan Töreni esnasında protokole garsonluk yapan çocuk.
Yine biz şanslıyız. Bizim tombalak sadece okulundan uzaklaştırıldı. Güçlü çocuktur o, atlatır kolayca. En azından evinin bahçesinde oynarken bombalar patlamıyor, koyunları gütmeye giderken kafasına top inmiyor, mendil satmaya çalışırken arabalar tarafından ezilmiyor, annesi babası tarafından polise taş attırılmıyor, yakalanıp cezaevine konmuyor, açlıktan baklava çalıp da yıllarca hapiste yatmıyor, dedesi yaşındaki adamlar tarafından tecavüze uğramıyor.

Atlatır bizimki atlatır.

Çocuk Bayramı'mız kutlu olsun.

Fak

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 00:56

4

8 saniyede ruh hali özeti.

Stay

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 02:14

6

O kadar saçma yaratıklarız; söylediklerimizle yaptıklarımız o kadar birbirini tutmuyor ki çoğu zaman. Ona buna akıl ver, "bak şu böyle olur, şurda şunu yapman gerekir" diye at tut; ama aynı şeyler başına gelince saçmala dur. Acı çekip, isyan edip, acının dinmesi için dua edip de o acıyı közlendirecek her şeyi yap.

Vallahi malız hepimiz.

Ama yeni bir şey keşfettim bugün.

Neşe koy acının üstüne. Tadı pek güzel oluyor.



He was a bore, a true chore and I still wonder why I ever wanted to see him more
I know it is useless to complain all these years after, well...
Thanks for asking now I'm fine
I should have muffled my obsession but I was all too pure
And so blindly sure that he'd always have the satisfying hug I needed

Stay just a little bit more
Don't let my heart turn sore

He was kind, polite and divine in public, tender as a sleepy child
But when we got slightly more intimate it wasn't that bright
Yes he was kind, polite, sound and sublime, in theory
But in practice believe me, there was a nasty fire burning

Stay just a little bit more
Don't let my heart turn sore

And when my curves came into play
Oh what a hopeles tumbling down
When his desire was stuck in plaster
I was young but I believed in no tales!

Sit in the desert of the bed I looked hard for an oasis
But all I could find was a dead camel in pieces
And I got so scared I tried to lure him back to bed
Whispered "stay just a little bit more"
But now I'm grateful to the camel
Because all the lazy boy could do was RUN, then I knew for sure
That he would never be the satisfying shag I needed, no no no


Uzun versiyonu için :

Gerçek

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 11:23

17

Etrafı topladın, bulaşıkları yıkadın, çamaşırları astın.. Her yer pırıl pırıl oldu. Süper.

"Bir de banyo yapıp yatayım şimdi" diyorsun. "Sabah kalkarım en dinçinden". Enfes.

Giriyorsun banyoya dişlerini fırçalıyor, banyonu yapıyor, püripak şekilde çıkıyorsun. Harika.

En temiz çamaşırlarını giyiyor, telefonun alarmını kuruyor, yatağına yatıp "ertesi gün şunu yaparım, bunu yaparım" diyorsun kendine. Muazzam.


Sabah telefonun alarmıyla değil kalbinin sızısıyla uyanmışsın. Her yer derli toplu düzenli, için darmadağın olmuş : Gerçek.

Tek gerçeğin kalan her şeyini yanında götürmüş. Canının ta içi yanıyor. Nasıl toplarsın şimdi orayı?