İçini Dök

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 01:57

9

3 gündür bu şarkıya yazı yazayım diye açıyorum blogu. Sonra bir şekilde bi işim çıkıyor yazıyı taslak olarak kaydedip yarın tamamlarım diyorum.

Ertesi gün bi önceki gün yazdığım yazıdan bağımsız bambaşka bir yazıya başlıyorum bu şarkıyla ilgili.

3 günde 3 farklı hikaye ve üçü de yarım kaldı yok şurdan anlatayım diye.

Bazı şarkılar öyle işte. Hayatınızın bir çok anında fondaki şarkınız oluyor siz canlı klibinizi çekerken.

Bu da öyle şarkılardan.

3 yazının tek ortak noktası otobüstü. 

Çok garip zamanlarda, çok garip yerlerde dinledim bu şarkıyı. Ama en çok otobüs yolculuklarıma yakışıyordu sanırım. Kafamı otobüsün camına dayayıp karanlıktan pek seçemediğim yol kenarındaki evlere, tarlalara, binalara bakıp hüzünleniyordum bu şarkıya denk gelince.

Önümdeki topkek ve çaya aldırmadan hayatımın film şeridi gibi geçtiği otobüs yolculuklarında hüzünlenmeyi başarıyordum ne gerek varsa. Aynı şey uçağa binince olmuyor bak. Artık o konfor mu, yoksa kısa sürmesi mi bilmiyorum..

Neyse.

***
Bugün perşembe. Hatta az sonra cuma olacak. Şu şarkının yazısını üç gündür ne zaman tamamlamaya çalışsam başka bi şekle bürünüyor, başka bi şey anlatmaya başlıyorum. Hatta şu an bu şarkıyı değil şu şarkıyı dinliyorum. O derece uzaklaştım.

Bugün ben uzun zaman sonra konuşmaktan çok dinledim. Dinledim ve dinlemekten zevk aldım. Kendim konuşuyormuş gibi de oldu, benden çok alakasız gibi de; ama dinlemeyi özlediğimi anladım. Dolu ya da boş ama içindekini çok güzel dökebilen birini dinlemeyi özlemişim.

****

Cuma olalı bir kaç saat oldu. Az önce "neredeyse cuma" diye kurduğum cümleden bir kaç dakika sonra yine bi şeyler oldu bilgisayara.

"Format at lan" demeyin. Başka bi şey var sanki. Bu yazı tamamlanmak istemiyor ya da böyle bölük pörçük alakasız dağınık bi şey olmak istiyor.

Kalsın böyle. Şarkıları dinleyelim biraz susup.. 

Önce aşağıdakini sonra da bunu.



Tuttuğun altın olsa bile
Geride kalanları düşünmezsen
Şans hep sana gülse de
Yaptığın onca şeyi görmezsen

İçini dök düşünmeden
Hiç üzülmeden
Sonra sen sen olursun

Tuttuğun altın olsa bile
Geride kalanları düşünmezsen
Kalplerde saklı olsa bile
Saflığa giden yolu görmezsen

İçini dök düşünmeden
Hiç üzülmeden
Sonra sen sen olursun

Kan

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 23:58

27

Çok güzel topraklarda doğduk biz. Çok şey görmüş, çok şey yaşamış, çok büyük insanları üzerinde yaşatmış, sonra içine almış topraklarda.

Çok da güzel çocuklarımız vardı bizim. Şanslı çocuklardı çünkü böyle topraklarda doğmuşlardı bi kere.

Sapan tutuşturduk önce ellerine o çocukların, kuşları öldürdüler. "Aferin oğlum" dedik. Yetmedi ama.. Yetmeyince oyuncak diye tabancalar aldık onlara. Numaradan vurdular birbirlerini "dışın dışınnn" diye bağırıp.

Sonra okullara yolladık onları. Öğrenmeleri lazımdı her bi şeyi. Ama en çok nerde yaşadıklarını öğrenmeleri lazımdı.

Dedim ya çok değerliydi bizim topraklarımız. Büyük adamlar, büyük analar, büyük insanlar yatıyordu içlerinde. "Şehit kanlarıyla kurtardık bu vatanı" dedik hep. Evet öyleydi de zaten. Ne insanlar uğruna canlarını vermişlerdi vatan uğruna.

Çocuklarımıza da bunu öğrettik hep.

"Bakın ne askerlerimiz öldü, ne savaşlar verdik biz" dedik.

Aslında o kadar çok şeye bakarak sevilirdi ki buralar.. Ama biz en çok kanlara bakıp sevmelerini istedik.

Asker gibi sıraya dizdik onları daha bacak kadar veletlerken.

"Rap rap rap" diye yürüttük daha boyları bile bir adım etmezken.

"Atatürk büyük askerdi" dedik; önce "Çok büyük insandı" diyebilecekken.

Büyüdüler çocuklar boyları uzadı. Boyları uzadıkça vatan sevgileri de arttı. Ama hep vatan diyince önce savaşları, önce şehitleri, önce tabancayı düşünür oldular.

Şarkılarımız da vardı oysa bizim, şiirlerimiz de.

Ama marşlar kaldı akıllarında.

"Düşmanımız çok" dedik çocuklarımıza hep. "Yunan'la savaştık, Ermeni'yle savaştık, Rus'la savaştık, tüm dünyayla savaştık" dedik.

Doğruydu savaşmıştık ama beraber yaşamıştık da hani..

İstanbul'u fethetmiştik ama kiliselere dokunmamıştık hani.

"Rumları yenmiştik ama yıllarca birlikte de yaşadık" diyemedik, demedik.

Şehit kanı vardı bizim bayrağımızda evet ama aşkın da kırmızısı değil miydi o? Gülün rengi de değil miydi?

Tutkunun rengi, sevginin, kalbin rengi de değil miydi?

Bir tek kan mıydı o kırmızı?

Sadece kan mıydı?

O beyaz saflığın, temizliğin, barışın, güvercinin de rengi değil miydi?


Daha da büyüdü çocuklar.
Vatanı daha çok sevmeleri için askere yolladık. Atatürk'ü daha çok sevsinler diye "En büyük komutan Atatürk" dedirttik.

En büyük komutandı ama en büyük barışçı da değil miydi?  Destansı savaşlar kazanıp da "Yurtta sulh cihanda sulh" diyebilen biri değil miydi?

"Vatan sana canım feda" dedirttik sanki bu vatan sadece canımızla beslenmiş gibi.

Bu vatan Mevlana ile Yunus ile de beslenmemiş miydi?

Vatanımızı sevdikçe dünyayı sevemez oluyorduk. Sevgimiz büyüdükçe vatanımıza, dünyaya nefretimiz artıyordu.

Tüm dünya karşıydı bize zaten. Ama en çok içimizde vardı o hainlerden.  Ermenisi, Kürdü, Rumu doluydu içimizde.

Kan lazımdı bize daha çok.

Sırtından vurduk kardeşimizi. Gittik herkesin gözü önünde, bağıra bağıra, dünyaya ilan ede ede, sırtından vurduk.

"Bir Ermeni öldü diye yürüdünüz, o kadar şehit için hanginiz yürüdü" diyip bir daha vurduk.

"Bir Ermeni öldü diye hepiniz Ermeni oldunuz" diyip bir daha vurduk.

"Vatan satsa bir kişi anında biter işi" diyip bi daha bi daha vurduk.

Küçücük çocuklara taş attırıp bir daha vurduk.

Çocuklarımızı da vurduk biz.
"Önce Türk, önce Kürt" her ne olacaksak; onun uğruna insan olmaktan vazgeçer olduk.

Sapanlarla kuş vuran çocuklarımıza, tabancalarla güvercin vurdurttuk.

Çocuklarımızı katillere dönüştürürken, katillerimizi çocuk yapmaya çalıştık.

Niye böyle yaptık ki?

Ne güzeldi buralar oysa.. Ayıp olmadı mı şimdi bu topraklara?

Kimbra - Settle Down

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 00:08

13



I wanna settle down
I wanna settle down
Won't you settle down with me?
Settle down

We can settle at a table..
A table for two
Won't you wine and dine with me?
Settle down

I wanna raise a child
I wanna raise a child
Won't you raise a child with me...
Raise a child

We'll call her Nebraska
Nebraska Jones
She'll have your nose
Just so you know

I wanna settle down
I wanna settle down
Won't you settle down with me?
Settle down

Run from Angela Vickers
I saw her with you
Monday morning small talking on the avenue
She's got a fancy car
She wants to take you far
From the city lights and sounds deep into the dark

Star so light and star so bright
First star i see tonight!
Star so light and star so bright
Keep him by side!

I wanna settle down
I wanna settle down
Baby there's no need to run
I'll love you well

I wanna settle down
It's time to bring you down
On just one knee for now
Lets make our vows

* Eksensiz'e kucak dolusu sevgiler.

Metin Oktay'ın Takımı

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 19:36

31

Metin Oktay parlak yıllarındayken Fenerbahçe yöneticisi Müslüm Bağlar ile bir yemekte buluşur. Boş bir çek uzatır ve "Rakamı sen yaz Metin" der Fenerbahçeli yönetici efsaneye. Metin Oktay'ın cevabı ise nettir : Bizi sevenleri üzmeyelim baba.


Metin Oktay'ın bu cümlesi takımına sadakati anlatmaz sadece. Rakibine saygıyı da anlatır o "Baba" hitabının içinde. Taraftar olmanın nasıl bir sevgi olduğunu anlatır, naifliği, dürüstlüğü, adam olabilmeyi anlatır. Futbolun sadece futbol, hayatınsa sadece şan şöhret, para olmadığını anlatır.

Metin Oktay'ın bu cümlesinden 50 sene sonra dün akşam Galatasaray taraftarı yeni stadının açılışında dev bir Metin Oktay silüeti açtı tribünde. O silüetin açılmasından 1-2 saat sonra ise stadın yapımını sağlayan TOKİ'nin başkanı Erdoğan Bayraktar aşağıdaki konuşmayı yaptı :



Her ne kadar dünyanın en antipatik maç spikeri Sabri Ugan sesi bastırmaya çalışıp zırvalamalarına devam etse de TOKİ Başkanı'nın söyledikleri ortada. 10 dakika önce yuhalanan başbakanına yalakalık için mi böyle bir konuşma yapıyor Bayraktar; yoksa önceden bu konuşmayı hazırladı da mı yaptı bilmiyorum. Ama bildiğim şu konuşmada sadece acizlikle suçladığı rahmetli Özhan Canaydın'ın değil Metin Oktay'ın da kemiklerini sızlattığıdır. Bu konuşmaya orda yuhalayarak karşılık veren tüm Galatasaray taraftarını da yürekten kutluyorum. Elimde olsa Fenerbahçe formamı giyip orda o kalabalıkla o protestoya katılmak isterdim.

Tamam belki de gerçekten dönemin GS yönetimi ve Özhan Başkan bazı yükümlülüklerini yerine getirememiş olabilir; evet devlet tüm imkanlarını bu stad için seferbar etmiş, stadın yapımında büyük katkı sağlamış, hatta bu stadın kazanılmasında en büyük pay devletindir belki. Ama ne olursa olsun kimsenin bu ülkenin en büyük spor kulüplerinden birini bir stad karşılığında parmağında oynatmaya, acizlikle suçlamaya, "Bizim sayemizde burdasınız nankörlük etmeyin" demeye hakkı yoktur. Eğer buna cüret ederse de sadece Galatasaraylılar değil herkes buna tepki koymalıdır.

Kaldı ki acizlikle suçladığı Özhan Canaydın bu kulüp ve bu stad uğruna belki de hayatını vermiştir. Gerek kişiliği gerekse de duruşu ile her zaman Türk Sporu adın örnek bir karakter olmuştur. Hadi Özhan Başkan'ın anısına saygısı yok Erdoğan Bayraktar'ın, koskoca Galatasaray yönetimi, o koltukta oturan Adnan Polat ve diğer yöneticiler buna nasıl bir tepki vermez?

Bırakın tepki vermeyi bugün kendi taraftarı için "Tek tek kamerayla tespit edip bir daha stada sokmayacağız" demesi de neyin nesidir? 

Metin Oktay'ı kendine sembol edinmiş bir kulüp sırf "Endüstriyel Futbol" ayağına koskoca camiayı milyonların önünde azarlayan, "Bakın size stad verdik nankörlük etmeyin" diyen bir zihiniyete nasıl göz yumar ?

Özhan Canaydın'ın, Metin Oktay'ın, Ali Sami Yen'in kemiklerini sızlatan şu lafları nasıl yutup da hemen özürler dilenir sanki kabahatliymiş gibi?

Bu nasıl bir rezalet, bu nasıl bir basiretsizlik örneğidir.

Bir Fenerli olarak benim canım yandı dün gece.

Bununla da bitmedi olanlar. AKP Samsun milletvekili Suat Kılıç aşağıdaki iletiyi yazdı Twitter sayfasına :


"Tepki koyanlar orda maç izlemesin" diyen bir milletvekili. "Ya sev ya terk et" kafası değildir de nedir bu?

Hani nerde özgürlük nerde demokrasi?

"İtiraz etme, sesini çıkarma, sus otur yerine! Her şeyini bize borçlusun" demeye getiriyor sayın vekil.

Sayın vekil bunu yaparken ufak dalkavuklar da boş durmuyor. Bakın Egemen Bağış’a bağlı AB Genel Sekreterliği’nin müşaviri Yasin Ekrem Serim ne diyor :


Hadi diyelim ki devletimiz ve TOKİ lütfetti de Galatasaray stadına kavuştu ve taraftarı da buna rağmen nankörlük yapıyor. Peki Sayın Serim kimlerin sayesinde o mevkide bunun cevabını verebilir mi acaba?

Beni az çok tanıyorsunuz artık. Ne iktidarın ne de muhalefettekilerin bu ülke için samimiyetle bir şeyler yaptığına inanmıyorum istisnalar hariç. Bu yazı ve bu serzeniş de inanın herhangi bir siyasi bakış açısıyla yazılan bir yazı değildir.

Eleştirdiğim ve içime sindiremediğim hangi partiden hangi kurumdan olursa olsun "Bunu sana ben sağladım, itaat et ve sesini çıkarma" kafasıdır. Bu kafa başbakan olarak da karşımıza çıkıyor, kulüp başkanı olarak da, okuldaki hoca, otobüsteki şoför, işteki patron olarak da.. ve biz ses çıkarmadıkça da varolmaya devam edecek.

Ama bu kafa artık gerçekten de çok oluyor.

Son olarak dün gece yaşanan olaylarda büyük bir nankörlük vardır evet. Ama bu nankörlük ne Başbakan'a ne de TOKİ'ye yapılmış bir nankörlüktür. Bu nankörlük Metin Oktay'ın formasına yapılmış bir nankörlüktür. Ve bu nankörlüğü de bizzat nankörlük(!) için özür dileyen Galatasaray Başkanı Adnan Polat yapmıştır.

Şu olaylardan sonra ben eğer Galatasaraylı olsaydım Türk Telekom Arena'da oynanacak ilk maçın akşamında, TT Arena yerine maçın oynandığı esnada Ali Sami Yen'in etrafında toplanır ve orada tezahüratımı maçı bile izlemeden sadece Ali Sami Yen ve Metin Oktay için yapardım. 

Bir Fenerli'den Ali Sami Yen'e Veda

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 23:01

19

Şu an Ali Sami Yen Stadı'nda oynanan son maçı izliyorum. "Tatsız tuzsuz maç" der ya hani kodaman futbol yorumcuları; aynen o hesapta bir maç oynanıyor. Futbol yok, atmosfer yok, taraftar saçmasapan bağırıyor falan filan. Aha bi de gol yedi Galatasaray!

Artık hiç çekilmez şu maç.

Oysa şu Fenerli halimle ben bile daha iyi bir şey beklerdim kapanış için. Galatasaray'lı futbolcuların üzerinde sırf Store'larda satılsın diye tasarlandığı belli olan dandik bir forma, karşılarında da Beypazarı Şekerspor. Hem de bu maç Ali Sami Yen'de, yani bu ülkede futbol adına bugün beklentilerimizi bu kadar yüksek tutmamımızın temellerinin atıldığı stadda oynanan son maç.

Dedim ya; şu Fenerli halimle ben bile daha kötüsünü yapamazdım herhalde.

Bir hayal kurdum. Şu stad Fenerbahçe ile oynanacak olan son bir maç ile kapansaydı, Galatasaray parçalı; Fenerbahçe de çubuklu nostaljik formalarla sahada olsaydı, tribünde Turgay Şeren'in yanında Lefter, Can Bartu otursaydı, maç kıran kırana geçseydi de maç sonunda tokalaşıp şu stada veda edilseydi diye... Hayal işte.

Paragrafa başladığım cümlenin çağrıştırdığı Martin Luther King'in bile hayalinin gerçekleşebildiği günümüzde, şu üstte bahsettiğim senaryonun onda birine inanabileniniz var mı?

Hatta bırakın inanmayı bu hayali bile baltalamak isteyen çoğunluktan şüpheniz var mı?

3-0 geriye düşüp 4-3 aldığımız o kupa maçı, 90 dakika ezilip da Galatasaray'ın kalesine gitmeden Johnson'ın absürt golüyle kazandığımız o saçma maç, kazandığımız, kaybettiğimiz nice derbiler, Galatasaray'ın hasetimden, kıskançlığımdan çatlayarak izlediğim Avrupa galibiyetleri ile aklıma kazınan o stad gidiyor şimdi.

Bırakın şimdi birbirinize Platini ve İslam Çupi vecizeleri ile laf yetiştirmeyi. "Gelin birlik olalım sevelim sevilelim" de demiyorum. Ama şu sınırlara bu kadar tel örgü koymayalım.

Ben attığımız golden sonra yanımdaki Galatasaraylı arkadaşıma nanik yapmak istiyorum eski günlerdeki gibi. Ama şimdi yan yana bile oturtmuyorlar bizi.


Fanatik bir Fenerliden Ali Sami Yen'e bir veda olsun bu da.

Gerçek bir Fenerliden gerçek Galatasaraylılar'a bir veda olsun.

Bir zamanlar "Bizi sevenleri üzmeyelim" diyebilen adamların forma terlettiği ezeli rakibimin evine vedasına bir katkıda bulunmamı yadırgamayacak Fenerbahçeliler adına gelsin.

Biliyorum artık bunlar romantizm, bunlar hayal, bunlar ütopya ama hayata sarı-lacivert bakanlar adına en içten şunu söylüyorum : Hoşçakal Ali Sami Yen.

*2000 yılındaki maçta 100 Galatasaraylı'nın arasında maçı izleyen iki Fenerli olarak Johnson'ın saçma golünün sevinciyle dudağıma yumruk atıp 1 hafta Johnson dudağıyla gezmemi sağlayan can dostum adına da gelsin.