Müebbet Yumurta
Posted by her boku bilen adam | Posted in gündem , politik | Posted on 21:16
14
Bundan 4 gün önce; yani 6 Aralık 2010 günü Alexandros Grigoropoulos öldürüleli tam 2 yıl oldu.
Alexandros ya da arkadaşlarının, ailesinin ona hitap ettikleri adıyla Alexis'in kim olduğuna dair geçen yıl "Remember, Remember the Sixth of December" başlıklı bir yazı yazmıştım hatırlarsınız.
Alexis, henüz 15 yaşında bir polis tarafından öldürüldüğünde bırakın ailesini, arkadaşlarını, 7'den 70'e tüm Yunanistan ayaklanmış, yaşlı amcalar teyzeler bile bu duruma tepkilerini koymuş tüm Yunanistan adeta yerinden oynamıştı.
Yunanistan'da dava geçtiğimiz günlerde sonuçlandı ve Epaminondos Korkoneas adlı polis müebbet hapse mahkum edildi.
Alexis'in ölümünden sonra ellerinde bizim vatan haini ilan ettiğimiz Nazım Hikmet'in mısralarıyla hak arayan Yunan gençleri bir nebze de olsa rahatlamadı bu durumdan. Çünkü onların amacı kelle istemek, suçlu polisin cezası karşısında rahatlamak değildi. Onlar biliyordu ki sadece suçlu polisi cezalandırmakla bu iş çözülmeyecek. Suçlu olan zihniyetti ve bu zihniyetin yok edilmesi lazımdı. Yan yana yürüdükleri çocuklar, yaşlılar, hamileler de bu amaçla yanlarındaydı zaten.
Peki kıyının bu tarafında neler oldu bu zaman zarfı içinde?
Daha geçen hafta Başbakan'ın YÖK buluşmasını protesto eden gençlerin başına ne geldiği malumunuz. Hatta hamile bir kızın aldığı darbe sonucu çocuğunu düşürdüğü de söylendir. Ama biz bu şiddeti, bu hoşgörüsüzlüğü değil de kızın neden hamile olduğunu, o yaştaki bir öğrenci kızın nasıl hamile kalabileceğini, hamileyse o eylemde ne işi olduğunu tartıştık. Hatta ülkenin en önemli köşe yazarları bunu başlıklarına bile taşıdılar. Hani ima falan da etmediler ha direk başlık attılar :
Aklıma hep Manisa Davası gelir bu tip haberleri olayları görünce. Meclise protesto için giden gençlerin başlarına daha sonra neler geldiğini, hayatlarının nasıl bitirildiğini bilirsiniz. Bilmiyorsanız bile yazın bir yerlere Manisa Davası diye, çıkar hikayesi.
Sonra Bülent Kar gelir aklıma.
Manisa davasında işkenceci polisleri hararetle savunan avukat Bülent Kar. Kendisi daha sonra Manisa Belediye başkanlığına kadar yükselmiştir. Terf-i diyar etmiştir işkencecileri savunmanın referansıyla.
Aklıma Celalettin Cerrah gelir. Hrant Dink cinayetinin ardından verdiği "Milliyetçi duygularla işlenmiş bir cinayet" beyanatı gelir. Hemen ertesi yıl emniyet müdürlüğünden valiliğe terfi ettirilişi gelir.
Aklıma Ogün Samast ile bir kahramanmışçasına fotoğraf çektiren emniyet görevlileri; binlerce genci sırf eylem yapıyor, slogan atıyor diye işkenceden geçiren ama Samast'a çay servisi yapmaktan gocunmayan polisler gelir.
Aklıma Erdal Eren gelir. Son Bakış'ı gelir. 17 yaşında idam edilişi gelir.
Aklıma çok şey gelir de işte.
Yumurta atmak salakçadır, aptalcadır, ahmakçadır hiç demokratik değildir evet. Hatta kaba bir davranıştır. Üniversitene önemli makamdaki bir insan gelmiş ama sen onu dinlemek yerine gidiyorsun yumurta atıyorsun, bağırıp çağırıp slogan atıyorsun falan filan. Doğrudur..
Peki ya o makam mevki sahibi büyüklerimiz bizi konuştuğumuz zaman dinliyor mu?
Hakkımızı aramamıza izin veriyor mu en düşük makamından zirvesine kadar?
Yolsuzlukları, yalanları, bin bir türlü gafları, ahmak sözleri ortadayken hala oralarda rahatça oturmaları, her seferinde götümüze kazığı bir şekilde sokmaları apaçıkken ayıp olmuyor da iki yumurta, iki slogan, iki haykırış mı ayıp oluyor?
Ama biz hak ediyoruz biliyor musunuz? Valla bak.
Her gün onlarca çocuğu ölürken sesini çıkarmayan, suni bir savaşa hala omuzlarda asker uğurlayan, tabutta dönen evlatları için bile "bu vatana feda olsun" diyebilen, kitapları yasakladığı, kılık kıyafetine göre öğrencisini seçtiği üniversitelerinde okuyan cahiller yetiştirip o üniversitelerinden sanatçıları, düşünce adamlarını uzaklaştırıp Acunları, Şahanları sokan ve nasıl biri olursa olsun sokak ortasında bir genç kızının coplanmasına "Ne işi var orda" diye tepki koyan bir halkın,Erdalların yaşının büyültülüp asılmasına ses çıkarmazken, Ogünlerin yaşını küçültüp kahraman ilan etmeye çalışan bir halkın iki yumurtadan bile feyz alamayacağı zaten çok belli değil miydi?
Her gün onlarca Alexis'i heba olan bir halkın karşı kıyıdaki Alexis'den alacağı ne vardı ki?
* Evet aynı şeyleri yazdım yine. E ne değişti ki?






