2 YÜZ

Posted by her boku bilen adam | Posted in , | Posted on 22:51

Dün gece hiç uyumadım. Bu sabah 6’ya doğru da “e artık bi kaç saat olsa da uyuyayım” diye kendimi gaza getirmeye çalıştım ama beceremedim. Sonra baktım olmuyor pes ettim ve saat 7 gibi çırpındığım yataktan kalktım. Bi kahvaltı edeyim dedim ki atladığım bir öğündür genelde. Hatta ne geneldesi, yılda 5-10’u geçmez ettiğim kahvaltı sayısı. Ama yaparsam da klas yaparım. Bugün de öyle oldu. Dedim kendi kendime “Madem bu saatte ayaktayım ve güne dinç başlamak istiyorum o zaman iyi bi kahvaltı olsun”. Öyle güzel bi sofra hazırladım ki kendime “Kahvaltı gerçekten de güzel öğünmüş aslında” diye düşündüm sonra. Çünkü cidden iyi geldi ve hiç uyumamama rağmen gayet dinç hissettm kendimi. Hem de gerçekten uzun süredir hiç olmadığım kadar.
Baktım enerjiğim ve resmen yerimde duramıyorum, “acaba koşayım mı” diye düşünmeye başladım. Ya da “Şöyle bi sahil kenarına yürüyüp de sabah sabah şöyle bi romantik komedi filmi başlangıcındaki HughGrantvari bi güne başlasam mı” diye düşünmeye devam ettim.

Sonra ne yaptım biliyor musunuz ?

Sanki bi bok varmış gibi gittim bilgisayarımı açtım.

Hani teknolojisiz, internetsiz yapamıyorum ya,

Hani dünyadan, ülkemden her an her saniye haberim olmalı ya,

Hani twitterda bi sürü insan takip ediyor ya beni,

Hani blogum var ya,

Hani yazıyorum, eleştiriyorum ya olanı biteni orda..

Hani yorumlar geliyor, sorular geliyor cevaplıyorum da kendimi bi bok zannediyorum ya..

Hah işte o yüzden gittim açtım o salak, hatta şu an bunları yazdığım için aha BU SALAK, bilgisayarı.

Ha bi de laptop bu alet ha. Öyle istediğim yere de götürüyorum aman eksik olmayayım hiç bi şeyden diye.

Olmadım da sağolsun.

Şu habere rastladım.

Siirt’te ilköğretim okuluna giden 7 çocuğa, aralarında okullarının müdür yardımcısının da bulunduğu 100 farklı insanın(!) 2 yıl boyunca düzenli olarak tecavüz ettiği haberi.

Okudum sonuna kadar.

Diğer gazetelere, haber sitelere de baktım sanki daha hafif şeyler yazacaklarmış gibi.

Değildi daha hafif…

Hatta akşama doğru Siirt Valisi’nin olayı basına sızdıranlara dava açacağını söylemesiyle daha vahim bir hal alacaktı.

Az önce uykusuz kalmama rağmen,  harika bi kahvaltıyla enerji toplayıp başladığım romantik komedi tadındaki günüm; sadece 5 dakika içinde Requiem for a Dream’in son 5 dakikasına dönüşmüştü.

5 dakika daha geçmedi ki; yılda 1 kez mutlaka bana bir geceyi haram eden ama daha 1 ay önce ağrısını atlattığım ve “Oh seneye görüşürüz” dediğim dişim, adeta içerden ve dışardan miniminnacık kazıklar çakıyorlarmışçasına ağrımaya başladı.

Akşama kadar 5’e yakın ağrı kesici içtim. Son 2 saattir de kendime geldim diyebilirim.
Bu esnada da aklıma gelen bi şeyleri yazdım oraya buraya. “Bu nasıl iş bu nasıl vicdan” diye isyan ettim durdum klavyemle. Dişimin ağrısını da bastırmadı o isyanlar, içime oturan o adını koyamadığım şeyi de.

2 yıl ve 100 farklı insan.

14 yaşından 70 yaşına kadar 100 farklı insan.

Onların yerine koymaya çalıştım kendimi. Beceremedim.

Beceremedikçe dişim zonklamaya başladı.

Dişim zonkladıkça “allahım nolur geçsin şu ağrı” dedim.

Sonra kendime kızdım. Diş ağrısı mı ?

"Allahım ne olur geçsin" mi ?

Ben 12 yaşındayken kafayı Tarihle bozmuştum. Annemlerin sırf “bizim oğlan okur” diye aldıkları ansiklopedilerden tut da kitaplıktaki alakalı alakasız ne kadar tarihi eser varsa her gece neredeyse sabahlayana kadar ufak el lambam eşliğinde okur, ertesi gün de okulda ders ne olursa olsun konuyu tarihi bir olaya bağlar ordan örneklerle sınıfın her boku bilen sinir bozucu çocuğu rolünü yerine getirirdim.

Diyelim hoca Ruslarla yapılan ilk anlaşmayı mı sordu; ben son anlaşmaya kadar hepsini Katerina’nın vücut ölçülerini bile katarak en detaylı şekilde anlatır arkadaşlarımın şaşkın bakışları arasında; Halit Akçatepe’nin Hababam Sınıfı’ndaki bilgi yarışmasında kopya çekerek verdikleri cevapların arkasından kasılarak “ayrıntılı bilgi için falanca kitaba bakabilirsiniz” demesi gibi bir edayla kasılırdım.

O zaman geceleri okumayı en çok sevdiğim iki tane kitap vardı. Biri Tercüman Gazetesi’nin Tüm okurlarına armağanı olan “Türkler’in Altın Kitabı” diye 4 ciltlik bir ansiklopedi; diğeri de o dönem her evde bulunan bir başka eser olan Hürriyet Gazetesi’nin tüm okuyucularına armağanı “100 Ünlü Türk” adındaki kitabı idi.

Türkler’in Altın Kitabı dediğim gibi 4 ciltti ve her detay mevcuttu. Ama 100 Ünlü Türk bir başkaydı.

Türk ırkının babası Oğuz Han ile başlar, güreşçi Yaşar Doğu ile biterdi kitap.

O kadar güzeldi ki hatta “bunu hemen bitirmeyeyim de her gece 1 kişiyi okuyayım sonra Türkler’in Altın kitabı’na geçeyim” diye diye sanki en sevdiğim aburcuburumu sona saklar gibi hissederdim kendimi.
Hatta bir gecede aynı Ünlü Türk’ü 5 – 10 kez ard arda okurdum. Bazen de arkadaki Ünlü Türk’ün resmine bakardım gizlice.
Şimdi ordaki 100 tecavüzcüyle 100 Ünlü Türk’ün ne alakası var değil mi ?

Yok.

Sadece onların yaşındayken benim 1 sene boyunca her gece yatarken okuyup uykuya dalarken düşündüklerim Yunus Emre, Mevlana, 4.Murat, Atatürk, Vehbi Koç, Yaşar Doğu iken o kızların uykuya dalmadan akıllarını meşgul eden insanların tek benzerlikleri sayıları.

100.

Geçen gün bi dostum şöyle yazmıştı sayfasına :

İstiklal Marşı okunurken tüyleri diken diken olan bir veletten; duygusuz, ülkesine bağlı olmayan ve ülkesinden hiçbir şey beklemeyen bir adama dönüştüysem, bu ülkenin oturup en az bir kez düşünmesi gerekiyor...

Ben de düşündüm bunun üzerine bugün.

Daha 13 yaşındayken ülkesinin tüm tarihini hastalık derecesinde araştıran, okuyan, olur olmaz yerde övünüp duran ben; nasıl olmuştu da şu an “vatanseverlik” denen kavramın; sadece bizleri uyuşturmak ve yapılan haksızlıklara, adaletsizliklere, eşitsizliklere göz yummamıza yarayan bir araç olduğunu düşünüyordum ?

Nasıl oluyordu da “100 Ünlü Türk az bence. 1000 olmalıydı” diyen ben bu hale gelmiştim?

Çünkü,

Oğuz Kağan’ın destanını sadece bıyık bırakıp “ya sev ya terk et” mottosuna çevirenlerin, her fırsatta “canım feda” dedikleri vatanı nasıl sömürdüklerini,

Yaradılanı severim yaradandan ötürü” diyen Yunus Emre’yi sadece banknotlardaki bir resme dönüştürdüklerini,

Bir kahraman yaratan Akşemsettin gibi hocalardan, öğretmenliği sadece memurluk olarak gören hocaların yetiştirdikleri nesillerin etrafa hakim olduğunu,

Sadece rakiplerini değil hakemleri bile bileğinin hakkıyla yenen Yaşar Doğu’dan kalan mirasın spor ahlakından zerre ilham almayan sahtekarlara kaldığını gördükçe günden güne eridi bitti benim de o gözü kara vatanperverliğim.

Ve artık neredeyse her gün “Kadın kutsaldır, anamız, bacımız, mahallemizin kızı” diyip de başka mahallelerin kızlarını taciz edenlerin çoğunluğu oluşturduğu,

Küçücük çocuklara yapılan ve her gün yüzlercesi yaşanan olayları “münferit, hepimize mal edilemez” diyip halının altına ata ata; artık halıyı, pisliklerin altındaki bir örtüye dönüştürdük.

Malatya’da sırf incil satıyor diye insanları işkenceden geçirdik, sırf ….

Sırf sırf işte…

Yine bin tane şey sayıcam…

Saymak istemiyorum.

Yoruldum ben.  Cidden yoruldum.

100 Ünlü Türk’ün gururıyla uyuyarak geçirdiğim bir çocukluktan, sokaktaki herhangi 100 tecavüzcünün varlığından utanarak uyuyamadığım akşamlardan yoruldum artık.

Ama yarın buraya hiç bi şey olmamış gibi saçma bi video koyar, ertesi gün “işte 90 numaralı film sevgili okuyucular”, “bu haftanın şarkısı Estonyalı meşhur grup” diye yazılar yazar sanki güzel bi kahvaltıyla başladığım harika bir günün ardından yazılar yazıyormuşum gibi davranırım.

Ama bu gece yine uyuyamayacağımı çok iyi biliyorum.

Comments (31)

Bu yazın, senin başyapıtın.

surat yamulup derin bi iç çekilince bi insan nasıl gözüküyorsa şu an ben de dahil birçok okuyucun öyle görünüyordur.

İstiklal Marşı okunurken tüyleri diken diken olan bir veletten; duygusuz, ülkesine bağlı olmayan ve ülkesinden hiçbir şey beklemeyen bir adama dönüştüysem, bu ülkenin oturup en az bir kez düşünmesi gerekiyor...

Uzun zamandır düşünüp bi türlü ifade edemediğim bir durumu tastamam olmuş bir şekilde karşımda görünce heyecanlandım.Mükemmel bir yazı, insanın içini dağlayan tespitler. Ellerine sağlık

Bu tür sapıklıklar neredeyse tüm kültürlerde, tüm dinlerde var. Ki çoğumuz duymuşuzdur doğudaki insanların oldukça dindar olduklarını. Ama bunların dinin d'sinden anlamadıkların apaçık ortada. Bu sapık ruhluları ancak şeriat durdurabilir gibi bir düşünce geliyor aklıma istemsizce. Zira aldıkları her bir nefes ziyan.

aa olur mu hiç? aslında türkler süper ahlaklı şahane insanlardır, türk aile yapısı efsanedir hep aşkı memnu yüzünden bozulduk rtük göreve.. herşeyi bırakıp bihter le behlül e kafayı takan iğrenç bi memleket..

okurken tuylerim urperdi.. uzuldum meraklandim uzuldum senle birlikte yoruldum :( cok haklisin

ben inanamıyorum senden okudum ilkkez bu haberi mesleğim gereği birazda gündemden soğuduğumdan herşeyden bihaberdim..hatta geçenlerde arkadaşımla siirti konuşuyorduk mecburi hizmetle ilgili anılarınıben inanamıyorum ,buna inanamıyorum ........................
tuğba

Spam olarak görülmez ise twitter da söylediklerini savunmuyorum: http://www.kayhanovic.com/2009/04/idam-cezasi-geri-gelsin/

Eline sağlık HBBA...bende aynı şeyleri düşünerek az önce eve girdim bu yazı da bunun üstüne çok iyi geldi..ben de sabahtan beri " ne caza verilecekte o insanların yürekleri ferahlayacak" diye düşünüp duruyorum.. Düşünüyprum ve bulamıyorum..daha başında olduğum avukatlık mesleğinde zaten ne illet şeyler gördüm ama hiç birinde bu olaydaki kadar düşüncelere sevk olmadım.. nerede olacak hukuk bu işte...ne yapacak hukuk devleti mağdurlar için.. adaleti sağlamak nasıl başarılacak bu olayda...hangi ceza o çocukların gözlerindeki ışığı yeniden alevlendirecek...düşünüyorum...nedir bu adamların cezası... istenilen ceza verilsin bitti gitti artık o gencecik ruhlar..daha da çekecekler birde.mahkemelerde dinlenecekler adli tıplarda "psikolojisi bozulmuş mu" diye incelemeler yapılacak daha çok psikolojileri bozulacak...düşündükçe tüyleirm diken diken oluyor...ve utanıyorum...ben utanıyorum çaresizliğimden dolayı.. eline sağlık HBBA kim ne derse desin senin yazılarını okurken biraz kendimden parçalar buluyorum.. hiç değilse en azından düşüncelerimde yalnız olmadığımı anlıyorum..bende şimdi yatacağım belki uyurum belki uyumam ama yine heralde düşünüyor olacağım...

arkadaşın çok güzel demiş: "İstiklal Marşı okunurken tüyleri diken diken olan bir veletten; duygusuz, ülkesine bağlı olmayan ve ülkesinden hiçbir şey beklemeyen bir adama dönüştüysem, bu ülkenin oturup en az bir kez düşünmesi gerekiyor..." diye...

bencede oturup bir kez düşünmesi gerekiyor bu ülkenin, herkesin...

iyi geceler...

doğru söze ne hacet.ağzına sağlık.bu yazıyı okuması gerekenler okur umarım!

Bundan 1 hafta önce, batının ahlaksızlığından dem vuranlara biz de yokmu dedim. Batı üzerini örtmüyor aksine üzerine gidiyor dedim ve başarı ile siktiredildim. Anında afaroz ettiler sağolsunlar. Ha buradan birilerini filan savunmuyorum. Sadece bizimkilerin bazı şeylerin üzerinin örtüldüğünü kabullenemiyorlar ya ona ifrit oluyorum.

Ve ayrıca bkz:

-Bu ne? http://cnetturkiye.com/haberler/internet/4070-cocuklar-aileler-ve-internet
-Perhiz
-Bu ne? http://aktuel.mynet.com/galeri/yasam/en-korkunc-ebeveynler-en-korkunc-ebeveynler/4227/147773/sayfa/1/
-Lahana Turşusu

Sözün özü internet bütün kötülüklerin anasıdır. (ironiden anlamayan nesle aşina değilim evet.)

Kesinlikle baş ucu yazılarımdan birisi olabilecek bir yazı.Tebrikler...

NOT: Bu arada diş ağrısı için apranax fort öneririm.Bende 10 dakika sürdü.

bu ülkeninin anasının ammını sikeyim. bu kadar.ben de onlar kadar orospu çocuğuyum, sikeyim onların anasını...

Aklına sağlık sana bunları düşündüren şu ortama ise yazıklar olsun. İçinde yaşadığım ülkeden de sokakta rastlaştığım hiç tanımadığım yüzlerden de iğreniyorum bu aralar. Sanki her yer de bir tecavüzcü, sanki her insan melek yüzlü bir şeytan, ülkesini dolandıran, vergi kaçıran, ev de eşini döven, kızını para ile satıp bir yandan da konu komşuya Çalıştık didindik, bugünlere getirdik kimsenin eli eline değmeden telli duvaklı gelin ettik" diyen birilerine rastlayacağım sanıyorum. Sokakta yürürken önüme bakıp çirkin yüzlerden kendimi koruyacağımı sanıyorum. Bir yandan oluşturulan korku cumhuriyeti, bir yandan içimde ki cumhuriyetin değişen anlamı. Hayat yoruyor. Adil de değil hiçbir şey. Benimde uykum kaçtı. Kaçmazsa da bir şeyler düzelmeyecek bu memlekette. Kalemine, aklına sağlık

Merhaba,

ben de aşağı yukarı benzer haberler üzerine benzer duyguları hissetmiş, çocukluğundan bugüne, -bugün dahi- dalgalanan bayrak görünce içinde fırtınalar kopmuş bir insanım. Çok uykusuz gecelerim oldu sabahında gözyaşımdan ıslanmış yastığım üzerinde sabaha karşı uykuya daldığım, ve yahut sevinçli bir haberde bu kez sevinç gözyaşlarına boğulduğum ülkemin insanına dair...
Ben siyaset okudum, bu 7. senem oldu, yüksek lisans vs ile birlikte.Daha da gidecek yol uzun gerçi. Biz teoriler öğreniriz, insanın insana ve topluma bakışını kategorize etmeye çalışır bu teoriler. Bir tanesi kültürelci yaklaşımdır. Olaylara bakıp bunu toplumların kültürüne yorar: mesela tecavüzcüye bakıp bunu halkın kültürüne ve kişiliğine yormaya eğilimlidir. Çoğu insan da bunu yapar, çünkü beynin işleyişine uygun olan en kısa ve kolay yöntem budur. Ama diğer bir yöntem ise "rationalist" (akılcı?)denen yöntemdir: tüm toplumlarda tüm insanların eşit özelliklerle doğduğunu, aynı şekilde düşünüp, onu kısıtlayan etmenler çerçevesinde benzer yöntemlerle karar verdiğini iddia eder. Yani bu teoriye göre tecavüz etmek kültürel değil evrensel bir sorundur; tecavüzcü bir kültür yoktur, yanlış kararlar veren bireyler vardır ve bu hatalı kararları da belirleyen faktörler vardır. Yani Naziler Alman oldukları için Yahudileri öldürmedi, başka bir çok etmen onları bu davranışa itti ve o halkın yerinde başka bir halk olsa aynı şartlar altında aynı şekilde davranırdı. Tabi kültür de bu anlamda belirleyici etkenlerden ancak bir tanesi olabilir.
Diğer teori ise kurumsal teoridir: o kurumların (yasal-yasadışı) işleyişinde arar sorunların kaynağını bu kez.
Bunları neden anlattım. Şunun için. Bir tecavüz olayına, bir ideolojik grubun taşkın davranışlarına, bir adamın üsturupsuz yazılarına bakıp bir toplumu/ ülkeyi sevmeme kararı alma, ondan soğuma, ondan ümit kesme kültürelci denen yaklaşıma girer ve bence doğru değildir. Diğer iki yaklaşım çok daha açıklayıcı olacaktır bu durumda. Bu yaklaşımlar bir şeye daha yarar üstelik: o da ülkemizi kendi gözümüzde normalleştirebilmek. Bu tarz olaylar, gruplar, düşünceler hep var VE ASLINDA her yerde var. Ben çocuklara yönelik suistimal içeren davranışlar üzerine bir ders aldım, Batı ülkelerini inceledik. Benim ülkem Fransa'ydı mesela. O derste şunu öğrendik: bu tarz olaylar gelişmiş Batı ülkelerinde çok daha sıklıkla ve çok daha sarsıcı boyutlarda yaşanıyor. Aile içi suistimaller çok yaygın. Bunu Batı bizden kötü bak vs. diye yazmıyorum, emin ol. Bunu yapmam başta arkasında durduğum yaklaşımlara ters düşerdi zaten. Demek istediğim bu olaylar senin içinde yeşerttiğin ülke sevdana zarar vermesin, veremesin. Aksine ezilene sahip çıkma duygusuyla onu körüklesin, ateşlesin. Unutmayalım ki topraklar, insanlar, güzel kültürler suçszdur hep, masumdur. Aslında korunmaya ve sevilmeye muhtaçtırlar: bizler gibi onları karşılıksız seven genç beyinlere, güzel yüreklere muhtaçtırlar. Bizler karanlığa küfredenlerden olmaktansa bir mum yakmanın yollarını aramadıkça hiç bir şey değişmeyecek...

İçimde yer etti yazdıkların, senin gibi çok arkadaşım da var benzer şeyleri söyleyen. Kendimi tutamadım, yazmak istedim. Umarım başını ağrıtmadım.

Sevgilerimle,
Ebru

Ben de uyumadan hızlıca yazılanları okuyup gidecektim. İki gündür haberlerden habersiz mutlu mesut yaşıyordum. İyi oldu bana, şimdi uyuyabilirsen uyu utanmadan!
Yarın koca koca adamlar kınarlar kendi yaptıklarını unutarak, öbür gün böbürlene böbürlene anlatırlar arkadaşlarına...

İnsan olmayı başaramayacak mıyız? Her şeyden önce insan!

İnsan kendinden utanır, utanmalıdır. Kendine saygısı olmayandan her şey beklenir...

eminim arda ve caner kadar gündemi meşgul etmez bu konu, her zaman olduğu gibi unutulur gider, mağdurlar mağdur kalır suçlularda serbest kalır. sonra işte gökten üç elma düşer felan filan feşmekan, maalesef bu böyle sürer gider...

abi ben bu tür haberleri görmemek için ne televizyon izlerim ne gazete okurum. asosyal olma yolunda ilerliyorum ama sosyal olmak bu bokları görüp, bu boklara katlanmaksa eğer; ben asosyal olma yolunda biraz daha hızlı hareket etmeliyim!

bunları düşündükçe uykularımız kaçıyor, sinirli ve somurtuk bir adam oluveriyoruz. Kız arkadaşımıza ters davranıyoruz kapitalist patron yüzünden, tıklım tıklım otobüs yüzünden ablaya ters çıkıyoruz. örnekler çoğaltılır. bizim yüzümüzden olmayan bir çok lanet için kendimizi paralıyoruz, düzeltmeye çalışıyoruz bu "mahlukat insanlığı, sikko türkleri". ama ne oluyor? ruh hastası oluyoruz bu hastalar yüzünden. rolleri değiştiriyoruz birden. onlar normalmiş, sanki biz rahatsızmışız gibi oluyor bi süre sonra; çünkü her yer onlar. her yerdeler. bizden çok az. hasta olan bizleriz.

elinde kitabın, yanında sevdiceğin, mümkünse biran, tuzlu fıstığın, arkada fon müziği yapan taşşaklı bir death metal grubun olduğu sürece düşünmemeye çalışacaksın. çünkü BÖYLE BİR TOPLUMDA düşünmek (edepsiz bir süpercem tabiriyle) kuku deryası içindeki tek çükü tutma hissi veriyor.

sahip olduklarının tadını çıkartmaya çalışmak lazım. bu insanları değiştiremeyiz. değiştirebileceğimiz, bizden sonraki insanlar, geleceğimiz. burada "ayy, düşündüklerimi aynen yazmışsın, helal olsun hbba" diyenleri bile kurtaramazsın artık.

ha böyle diyorum ama dediklerimi tam olarak uygulayabiliyor muyum, geceleri rahat olarak uyuyabiliyor muyum, işe yolladığım servdiceğimin ardından uzun uzun meraklı düşünceler yollamıyor muyum, zihin yorgunluğundan bedenimi ayık tutabiliyor muyum; orası muamma...

biz hastayız. beş değil, onbeş ağrı kesici alsan geçmez o diş ağrın; benim bel ve bacak ağrılarımın geçmediği gibi..

HBBA,
Ben eskiden andımızı okurken hep etrafı seyrederdim. Herkes, tüm öğrenciler, daha annesinin kucağından kalkıp gelmiş tüm veletler ve ben, andımızı boğazımız yırtılarak okurduk. En yüksek sesi çıkarabilmek çok büyük marifetti. Hele hele en sondaki "Ne mutlu Türk'üm diyene." kısmı vardır ya, orada işte öyle bir bağırırdık ki, hiç abartmıyorum o an yerin titrediğini hissederdim. Yer tabii ki titremezdi ama ben öyle hissederdim işte. O kadar "büyük"tü benim için andımız. Hatta sonra ortaokula bir özel okulda başladıktan sonra, sabah bahçede beklemeye başladım. Ne o? Pınar andımız okuyacak. Gelen geçiyo, giden arkasına bakmıyor... En sonunda yanıma bir öğretmen geldi ve "Ne bekliyorsun?" dedi. "Andımızı öğretmenim." dedim. Kadın gülmeye başladı. "Artık andımız yok." dedi.

Evet, artık andımız yok.

Yazı çok güzeldi o ayrı ama, ben haberi okumakta gerçekten güçlük çektim. birkaç ay sonra öğretmen olacağım ve gideceğim okullar da siirt'teki okullardan çok farksız olmayacak. bu durumda hem ordaki insanlara şüpheyle yaklaşacağım hem de kendi başıma böyle bir şey gelmemesi için tedirginlik yaşayacağımı düşündüm. bu çok ürkütücü bir durum. o küçücük kızların hayatları boyunca güvensiz yaşayacaklarını hayal ettim ve öyle bir hayat gerçekten çekilmez olurdu. paranoyakça. insanlara güvenmeden nasıl yaşanır ki? her an gözlerine baktığınız insanlardan size karşı böyle bir yaklaşım gelecek mi diye düşünmek hatta belki beklemek çok aciz bir durum, korkutucu. daha ne denir bilemiyorum.

cehaletin getirdiği karalıklar..kanım donuyo bunları okurken

bu arada haftanın şarkısını yeni farkettim favori şarkımı koymuşsun saygılar (y)

yazında bana göre eksik birşey farkettim.

kendini kızın yerine koymakla çok isabetli bir nokta yakalamışsın kardeşim.

aynı noktadan yola çıkıp kızla ilişkiye giren 100 erkekten biriyle empati yapmayı deneseydin kendimize bakmak adına daha iyi olurdu gibime geliyor.

Keza etrafımızda en yakın arkadaşım dediğimiz insanlar bile parayla birileriyle ilişkiye girebiliyor.

Bu anlaşma bazılarına çok normal bir para karşılığı hizmet olarak görünebilir.

Lakin bazı kadınların içinde bulunduğu durum eminim ki Siirt'deki kızdan hiç farklı değil.


Ve bunu bile bile işine devam edebilen bir erkek benim nazarımda erkek değildir.

internet son yılların en büyük icadı.cevap bu kadar basit.bu müthiş değişimin,ikiyüzlülüğün ağababası.bu yorumu okuduktan sonra hade lan ordan ne alaka diyenler sadece kendilerindeki net öncesi,sonrası olumlu,olumsuz değişimleri masaya yatırsınlar.

Ben tarihi bilmem HBBA, oturup haber de izliyorum desem yalan olur. Samimi bulmadığım medyanın tekrar tekrar bir şeyleri gözüme sokmasından hoşlanmıyorum belki. Belki ben işe yaramazın tekiyim. Belki çok tembelim. Kimseye "aaaaa ne güzeeel yazmışsın, seni çok beğenerek okuyorum"vari yorumlar bırakmayı da sevmem. Şimdi buna kendi yorumumu katarak "işte evet evet bak bu da böyle" diyemem, kendimi o yeterlikte görmüyorum üstte belirttiğim gibi ama öyle samimi bir yazı yazmışsın ki buraya bir yorum bırakmadan geçmeye gönlüm razı olmadı. Bu bir tiyatro olsaydı ben ayakta alkışlayanlardan olurdum emin ol. Tüylerim diken diken ola ola okudum sonuna kadar. Birileri böyle yazılar yazdıkça, bizim bir parçamız hep yaşayacak ben eminim bundan...

Yazın güzel, sanırım üç aşağı beş yukarı çoğunluğun sesi de bu şekilde düşünüyor.
Ama esas işin acıklı tarafı tüm bu olaylara da hep birlikte kayıtsız kalmamız.
Hep birlikte kayıtsız kalırken yargı,ceza ve bilimum kurumunda gözünü kapaması..
Yoksa adaletin simgesi gerçekten göründüğü gibi mi algılanmaya başladı ?
Fakirlik, cehalet hüküm sürerken adalet de sürünmeye başlarsa o vakit ?

her zamanki Her Boku Bilen Adam taktiği
Bağımlı olduğu şeyleri, ünlü olma hırsını kendi itiraf ederek aslında öyle değilim ben mesajı verme
Biz de biliyoruz şuraya yazdığın her yazının amacını
Hadi itiraf et 30 saniyede bir yorumları kontrol ediyorsun
Kaç kişi gelmiş bugün bir bak bakalım hadi söyle hadi

SSAY

Ben de küçükken o 100 ünlü Türk kitabını defalarca okumuştum. Gerçekten içler acısı bir olay. Gerçekten içler acısı bir hale geldi ülkemiz. Maalesef biz damarlarımızda akan asil kanda bir türlü muttaç olduğumuz kuvveti bulamıyoruz.

3-4 kere okuyup, 30-40 farklı kişiye yolladım bu yazıyı, muhteşem.. İşin ilginç yanı ise çocukluğumda senin gibi her gece okuduğum, karakterleri nerdeyse satır satır ezberlediğim, "ibrahim çallı" sayfasınıdaki çıplak kadın tablosunda ilk kez kadın vücudunu tanıdığım bu kitabın kapağını hiç görmemiştim. Bana verildiğinde kapağı yoktu ve 20 sene sonra senin yazında gördüm. Çifte teşekkür sana :)

Bugün günlerden 25 Mayıs. Bu olayın haberinden sonra ne kadar da kısa bi zaman geçti. Duyuyormusun? Sessizliği. Medyanın sessizliğini. Türkiyeyi saran skandal diye başımıza gülle düşmüştü ama şimdi en tırt haberlerde bile geçmiyorlar. Oh be birileri bizim sesimizi duydu , kurtulduk diyen o kızların kalpleri şimdi gerçekten kırıldı. Aynen acaba bu 70 yaşındaki dede bizi korur mu diye içinden geçirip sonra onunda aynı olduğunu anladıklarında bile bence kalpleri kırılmamıştı.
ne söylerseniz söyleyin ayak takımı olmuşuz sadece habermiz yok. beril

Aslında bu yazıya yorum bırakmak istemiyordum ama bu olmamış gibi değil kelimelerim kilitlendiğinden. Ne yazık ki o bahsettiğin arkadaşına dönüştük hepimiz, dönüştürdüler...
Ve sanki hiç bir şey yapmaya kudretimiz yokmuş gibi, hepimizi apolitik yaptılar, bu moda oldu. Boş beyinler moda oldu. Ne desek boş, bom boş.